Döleneken, 12 Eylül Darbesini Batı Ekspres’e Anlattı

Edirne’de Şehir Plancısı Namık Kemal Döleneken, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 45’inci yılında, 1971 darbesinden 1985 yılında tutuklandığı döneme kadar yaşadıklarını Batı Ekspres’e anlattı. Döleneken, darbenin hukuksuzluk örneklerinden yaşam mücadelesine kadar birçok konuda açıklama yaptı.

Haber Giriş Tarihi: 13.09.2025 00:07
Haber Güncellenme Tarihi: 13.09.2025 00:07

Edirne’de Şehir Plancısı Namık Kemal Döleneken, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 45’inci yılında yaşadıklarını Batı Ekspres’e anlattı.

1960 darbesini çocukluğunda, 1971 darbesini üniversite öğrenciliğinde, 1980 darbesini ise meslek hayatına başladığında yaşayan Döleneken, her darbede bir olumsuzlukla karşı karşıya kalırken; 1980 darbesi öncesi başlayan ve 1985 yılına kadar süren mahkemenin sonucunda ise 2 yıl 3 ay hapis ile cezalandırılmış. Döleneken’in ceza alabilmesi için 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi sorumlu komutan tarafından kapatılırken; 2 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından cezalandırılması, darbedeki hukuksuzluğun örneklerinden biri olmuş. Döleneken, tüm olumsuzluklara rağmen şikayetçi olmayı tercih etmediğini söyleyerek; “Bir işi neden yaptığınızı biliyorsanız, onun bedelinin de olduğunu bilmeniz lazım” dedi.

“12 MART DARBESİNİ DE GÖRDÜK”

1969 yılından 1982 yılına kadar Ankara’da olduğunu belirten Döleneken; “Üniversite yıllarından başlayarak Mimarlık Fakültesi Öğrenci Derneği’nde yöneticilik yaptım. Biz 12 Mart darbesini de yaşadık. O dönemde de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) bir öğrenci komitesi kurduk. Ben de bizim bölümden o komiteye girdim ve yeniden dernekler kurulana kadar ODTÜ’deki öğrenci hareketini yönlendirmeye çalıştık” ifadelerini kullandı.

“DERNEĞİMİZDEKİ ÇAYCIYI BİLE ALDILAR”

Döleneken, ODTÜ’den mezun olduktan sonra Tüm Teknik Elemanlar Derneği’nde (TÜTED) örgütlenme sekreteri olarak görev yaptığını söyleyerek; “1980’e kadar Ankara şubesinin yönetiminde bulundum. 1980 darbesinden önce şubat ayında derneğimiz basıldı. Sıkıyönetim zaten vardı. Dernekte o gün işyeri temsilcileri toplantısı yapacaktık. O gün doğal olmayan bir şeyler fark ettim ve o toplantıyı iptal ettik. Fakat sıkıyönetim büyük ihtimalle temsilcileri toplamak için derneğe baskın yaptı. Ama geldiklerinde dernekte merkez yönetim kurulu toplantısı vardı. MYK üyelerini, beni, çaycıyı ve aynı binada olan arkeologlar ve kimyagerler derneğinin temsilcilerini aldılar” dedi.

“ANKARA’DA YAŞAMA ŞANSIM KALMADI”

Gözaltına alındıktan sonra Etimesgut’ta askeri bir barakaya götürüldüklerini ifade eden Döleneken; “Orada birkaç gün kaldık. Ardından mahkeme süreci başladı ama yasal gözaltı süreci bitince bizi tahliye ettiler. Bu mahkeme, 12 Eylül’den önce açıldı. Dernekte ne silah ne yasadışı yayın herhangi bir şey bulamadılar. Böyle olunca da sıkıyönetim mahkemesi, ‘Bizi ilgilendirecek hiçbir şey yok’ dedi. O yüzden davayı sivil mahkemeye devrettiler. Sonuçta sivil mahkemede beraat ile sonuçlandı. Fakat 12 Eylül darbesi olunca derneğin, diğer dernekler gibi kapatılması gerekiyordu. Bizim dava, darbeden önce açıldığı için dernek kâğıt üzerinde kapalı değildi. Bir taraftan derneği tasfiye etmeye çalışıyorlar, diğer taraftan bir yasa çıkardılar. Yasaya göre, bir derneğin şubesi ile ilgili dava açılır da kapatma kararı çıkarsa merkezi de kapatılacaktı. Bu defa benim yöneticisi olduğum şubeye dava açtılar. Dava açtıkları konularda da daha önce savcılık çağırmış, takipsizlik vermiş. Duruşmalar başladı ve birtakım gözaltılar da başladı. Sonunda baktım ki Ankara’da yaşama şansım kalmadı. 24 saatte evimizi boşaltıp Edirne’ye geldik” sözlerine yer verdi.

“RADYODAN, TELEVİZYONDAN ADIMI ANONS ETTİLER”

Döleneken, dernek yönetimindeki dostlarının bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildiklerini söylerken; “Çünkü ciddi bir suçlama olmadı. Benden başka ifadesi alınmayan da kalmamış. O yüzden hakkımda tutuklama kararı verilmiş. Bir gün radyodan, televizyondan adımı anons ettiler. Başka şansım kalmamıştı ve mahkemeye gittim. Mahkeme ifademi alacak, beraat kararı verilecek ama karar en son komutana imzaya gider. Komutan mahkumiyet verilmesini istiyor. Mahkeme veremeyeceğini söyleyince komutan mahkemeyi kapatıyor. Bizim davaya bakan Ankara’daki 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi kapatıldı. 2 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi de 2 yıl 3 ay verdi” dedi.

“KURBAN BAYRAMI ARİFESİNDE GÖZALTINA ALINARAK TUTUKLANDIM”

12 Eylül günü ise Süloğlu’nda tatilde olduğunu belirten Döleneken; “Çünkü o dönemde Kırıkkale Belediyesi’nden İmar Müdürlüğü için teklifi gelmişti. 10 gün kadar tatil yaptıktan sonra işe başlamak istediğimi söyledim. Anlaştık ve tatildeyken gece eşimin dayısı uyandırarak; ‘Bir şey var. Hayvanları bile sokağa salmıyorlar’ dedi. Darbe olduğunu fark ettik. 12 Eylül olmasaydı Ankara’da yaşıyor olurdum. 1985 yılında her şey bitti ve sıra infaza geldi. Bir yaz günü, Kurban Bayramı arifesinde gözaltına alarak Edirne Cezaevi’ne gönderdiler. İnfazın bir seneden uzunsa Çanakkale’ye, kısaysa Keşan’a gönderiyorlardı. Beni de Edirne’den Çanakkale’ye gönderdiler. O dönemi orada tamamladım” ifadelerine yer verdi.

“HEP BİR BEDELİ OLUR”

Döleneken, üzerinden 45 yıl geçen darbenin ardından o yıllarda yaşadığı olumsuzluklara karşı şikâyet etmediğini belirterek; “Bir işi neden yaptığınızı biliyorsanız, onun bedelinin de olduğunu bilmeniz lazım. O bedeli ödüyorum diye de asla şikâyet etmemeniz lazım. Bu işi yaparken biz şakadan başlamadık. Sonuçta örgütlenmedir, mücadeledir ve Türkiye gibi belirli dönemlerde daha baskıcı olan ülkelerde bunun hep bir bedeli olur” diye konuştu.

UĞUR AKAGÜNDÜZ