Hava Durumu

#Doç

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Doç haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doç haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Osmanlı’da İlk Gül Yağı Edirne’de Üretildi” Haber

“Osmanlı’da İlk Gül Yağı Edirne’de Üretildi”

Edirne Inner Wheel Kulübü, Trakya Üniversitesi (TÜ) Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülşah Gedik’in katılımıyla “Edirne Gülü ve Gülün Şifası” konulu panel düzenlendi. Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi salonunda düzenlenen panelde Doç. Dr. Gedik, Edirne gülünün tarihi ve kullanım alanlarıyla ilgili sunum yaptı. Gedik, gülün dünyada 250 kadar türü ve 18-20 bin çeşidi olduğunu belirtirken, 100’ün üzerinde farklı kokulu gül olduğunu söyledi. Gül yağının dünyada parfüm, kozmetik ve ilaç sanayinin temel hammaddelerinden biri olduğunu ifade eden Gedik, Osmanlı döneminde Edirne’deki gül üretimi ile ilgili bilgi verdi. Gedik, Dr. Rıfat Osman’ın ifadelerine dikkat çekerek; “Dr. Rıfat Osman Bey, Edirne’nin kuzeyinde Yeniimaret Mahallesi’nden başlayıp Bulgaristan’daki Kızanlık’a ve bugün Sinekli Ovası denilen ve İstasyon’dan başlayarak güneydeki Kartal Tepe sırtlarına kadar uzayan geniş arazide büyük gül bahçeleri olduğunu söylemektedir” dedi. Edirne gülüne verilen isimleri de açıklayan Gedik; “Edirne gülü, aynı zamanda gül esansı elde edildiğinden Yağ Gülü, damıtılma ile gül yağı elde edildiğinden Damla Gülü gibi isimlendirildiği gibi Sakız Gülü, Pembe Gül, İyi Gül gibi isimler de verilmektedir. Halk arasında genellikle Sakız Gülü olarak bilinir. Bilimsel adı Rosa Damascena Miller Trigintipetala’dır. Mayıs ayında açar. Bol çiçekli, çiçekleri katmerli ve güzel kokuludur” sözlerine yer verdi. Gedik, 17’nci yüzyılda Osmanlı’daki ilk gül yağı üretiminin Edirne’de başladığını açıklarken; “Buradan Bulgaristan’a geçmiştir. Bugün Bulgaristan’ın önemli bir gül yetiştirme merkezi olan Kızanlık ve Eski Zağra ilçeleri, Osmanlı döneminde Edirne eyaletine bağlı kazalar olduğundan, Kızanlık ve Eski Zağra kazalarında gül mahsulünün çok yetiştirilmesi nedeniyle gülyağı ve gülsuyu imal edilip, Avrupa’ya gönderildiğinin 1872 yılı Edirne Vilayet Salnamesi’nden öğrenmekteyiz” dedi. Gedik, Balkan Savaşı sonunda Edirne’nin Bulgarlar tarafından işgal edilmesi, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında bakımsız kalan Edirne gül bahçelerinin yıkıma uğrayarak yok olduklarını da ifade etti. Gedik, sunumunda Trakya Üniversitesi’nin ve kendisinin Edirne gülü ile ilgili çalışmalarını da anlattı. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Ecdat, Çanakkale'de 111 Yıl Önce Düşmanla ve Yangınlarla Mücadele Etmiş Haber

Ecdat, Çanakkale'de 111 Yıl Önce Düşmanla ve Yangınlarla Mücadele Etmiş

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, 111 yıl önceki savaşta sivil yerleşim yerlerinin de zarar gördüğünü söyledi. Borlat, Çanakkale merkezde bulunan Çimenlik Kalesi ve cami minareleri gibi yüksek alanların düşman donanmasının hedefi haline geldiğini anlatarak, 18 Mart 1915'te saat 10.00 civarı İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazı'na girerek şehri çift taraflı bombalamaya başladığını kaydetti. Bombaların Çimenlik Kalesi'nin hemen arkasında bulunan yerleşim alanlarına, aynı zamanda Hamidiye Tabyası'nın arkasındaki sivil yerleşim alanlarına isabet etmeye başladığını belirten Borlat, "Bu şekilde aslında şehir daha erken saatlerden itibaren bombardımanla birlikte büyük bir yangınla karşı karşıya kalacaktı. Çimenlik Kalesi'nin arkasındaki Rum mahallesi yanmaya ve evler hızla yıkılmaya başlamıştı." dedi. Borlat, aynı şekilde Hamidiye Tabyası arkasındaki Tatar mahallesinin bulunduğu yerde 40'a yakın binanın hızla yanıp yıkıldığını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı anda çevredeki diğer sağlam yapıların da yanmaya başlamış olduğunu görüyoruz. Bu erken saatlerdeki yangın şehir içindeki binaların özellikle ahşap olması ve dayanıklı olmamasından kaynaklı olarak hızla büyümeye başlamıştı. Bu saatlerde Çanakkale'de bulunan Amerikan gazeteciler de dönemin hatıralarındaki ifadelerle neredeyse hayatta olduğuna sevinmez duruma gelmişti. Aynı zamanda Çanakkale'de bulunan Alman gazeteci Zabel de anılarında bu yangın ve binaların yıkılmaya başlamasıyla birlikte şehirde hayatını kurtarmak amacıyla hızla daha güvenli olacağını düşündüğü bugünkü Esenler Mahallesi'nin bulunduğu yere yani o dönemdeki Kale-i Sultaniye Hastanesi'nin bulunduğu yere doğru çıkmaya başlamıştı." Doç. Dr. Borlat, bu süreçte şehrin hızla boşalmaya başladığını belirterek, "Yangın artıyordu ve bir yandan da şehir içinde bulunan askeri itfaiye yangını söndürmek amacıyla büyük bir çaba harcıyordu. Bu esnada şehirde bulunan az sayıdaki siviller de yangını söndürmek için çaba göstermişlerdi. O gün bunlardan bir tanesi de polis memurlarından Naci Bey'di. Naci Bey, yangının söndürülmesi için göstermiş olduğu büyük gayretlerden dolayı daha sonra harp madalyası ödülü almıştı." ifadesini kullandı. Şehir içindeki yangınla 150 hanenin küle döndüğünü ve birçok evde de hasar oluştuğunu belirten Borlat, insanların daha güvenli alanlara göç etmek zorunda kaldığını anlattı. Barış Borlat, muharebenin daha ilk anlarında şehrin yangınla karşı karşıya kalması, yıkılması ve boşalmasıyla bundan sonraki sürecin ne kadar şiddetli olduğunun da görüleceğini söyledi. Çanakkale Harbi'nde düşman kadar yangınla da mücadele edildiğinin altını çizen Borlat, şunları kaydetti: "18 Mart günü Çanakkale merkezindeki yangın aynı zamanda şehirde büyük bir tahribat yaratmış ve askerimiz düşmanla olduğu kadar yangınla da mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bu durum Çanakkale kara harbi esnasında da askerimizin karşı karşıya kaldığı zorluklardan birisi olacaktı. Ağustos'taki Anafartalar Muharebeleri esnasında askerimiz bir yandan donanma ateşiyle karşı karşıya kalmış ve onun çıkardığı yangından kaynaklı olarak da şehit olduğunu göreceğiz. Yani Çanakkale'de düşmanın donanma ateşi kadar yangın da askerimizi şehit edecekti." Borlat, sadece Çanakkale merkezde değil, Kilitbahir Kalesi'nin de aynı anda yanmaya başladığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı: "Aynı zamanda Eceabat merkezde de büyük bir yangın ortaya çıkmış. Artık Çanakkale'nin yerleşim alanları savaşın içinde kalmış ve şehrin uzun yıllardan beri devam eden kültürel mirasındaki tarihi camileri, köprüleri, yolları da savaşın izlerini taşımaya başlamıştır. Yangının başlamasıyla şehir içerisindeki büyük bir panik havası vardı hatta dönemin hatıralarında telsiz telgraf zabiti, Kilitbahir köyünün tam üzerinde Gonca Suyu mevkisinden şehri gördüğünde neredeyse kızıl bir kana benzetmeye başlamıştı. Şehir içindeki insanlar belki de bundan sonraki hayatlarının devamı amacıyla bir parça da olsa evlerinden çıkarabildiği eşyalarla daha güvenli yönlere, daha güvenli alanlara kaçmaya başlayacaktı. Şehrin artık 18 Mart'tan sonra büyük bir yangınla kül haline de dönüştüğünü söyleyebiliriz."

Edirne’de İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Konferansı Haber

Edirne’de İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Konferansı

Edirne Belediyesi Kent Müzesi tarafından Atatürk Kültür Merkezi küçük salonda İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Konferansı düzenlendi. Konferansta konuşan Doç. Dr. Esat Can, İstiklal Marşı’nın milletin moralini yükseltmek amacıyla yazıldığını ve Mehmet Akif’in yarışmaya katılma sürecini detaylarıyla aktardı. “MİLLETİN MORALİ OLDUKÇA DÜŞÜKTÜ” Konferansın konuşmacısı Doç. Dr. Esat Can, programda yaptığı konuşmada, İstiklal Marşı’nın yazıldığı dönemin zorluklarına dikkat çekti. Can, “O dönemde milletin morali oldukça düşüktü. Bu nedenle, askeri ve milleti moral açısından coşturacak, heyecanlandıracak bir esere ihtiyaç duyuluyordu. Milli Eğitim Bakanlığı da bu amaçla bir yarışma açtı. 724 şair yarışmaya katıldı. Bazı şiirler iyi bulundu, bazıları ise gençler için idare eder düzeydeydi” dedi. “PARAYI REDDETİ” Konuşmasında Mehmet Akif Ersoy’a da değinen Can, şunları söyledi: “Bu yarışmaya katılmayan bir kişi vardı: Mehmet Akif Ersoy. Bunun nedeni, para ödülüyle yazmak istememesiydi. O dönemde ödül 500 lira gibi büyük bir miktardı; bazıları bununla birkaç çiftlik alınabileceğini söylüyordu. Mehmet Akif, milletinin menfaatine yazacağı için parayı reddetti. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, Akif’i yarışmaya katılması için ikna etti ve ödül, yoksul ve yetim çocukların bulunduğu bir hayır kurumuna bağışlandı.” MERT ERİŞKİN

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.