Hava Durumu

#Enerji

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Enerji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Ramazan’da İsraf ile Yanlış Beslenme Aynı Sofrada Buluşuyor” Haber

“Ramazan’da İsraf ile Yanlış Beslenme Aynı Sofrada Buluşuyor”

Edirne’de görev yapan Uzman Diyetisyen Kıymet Pınar Çalım, Ramazan ayında artan gıda israfı ve dengesiz beslenme alışkanlıklarına dikkat çekti. Ramazan sofralarında hem bereketin hem de bilincin olması gerektiğini vurgulayan Çalım, özellikle iftar sofralarındaki aşırı çeşitliliğin hem sağlığı hem de bütçeyi olumsuz etkilediğini söyledi. “RAMAZAN SOFRALARI BAŞKA BİR GERÇEKLE YÜZLEŞİYOR” Ramazan ayının paylaşmanın, ölçünün ve bereketin ayı olduğunu belirten Çalım, son yıllarda sofraların farklı bir tabloyla karşı karşıya kaldığını ifade etti. Çalım “Ramazan ayı; paylaşmanın, ölçünün ve bereketin ayıdır. Ancak son yıllarda Ramazan sofraları, bu anlamların yanında başka bir gerçekle daha yüzleşmemize neden oluyor: artan gıda israfı ve dengesiz beslenme” dedi. Uluslararası araştırmalara da değinen Çalım, Ramazan döneminde hane halklarının normal zamanlara kıyasla daha fazla gıda satın aldığını ve gereğinden fazla yemek hazırladığını belirterek şunları söyledi; “Özellikle iftar sofralarında yapılan aşırı çeşitlilik hem tüketilemeyen gıdaların çöpe gitmesine hem de sindirim sorunları, ani kilo artışı ve kan şekeri dalgalanmalarına yol açıyor.” “İSRAF EDİLEN HER LOKMA, BOŞA HARCANAN EMEKTİR” Çalım, Türkiye’de yapılan çalışmaların da Ramazan ayında plansız alışverişin arttığını gösterdiğini belirterek; “Sofra dolu olsun anlayışı ve porsiyon kontrolünün kaybolması gıda israfını artırıyor. Oysa israf edilen her lokma yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda boşa harcanan su, toprak, emek ve enerji anlamına geliyor. Aşırı yağlı, kızartılmış ve şekerli yiyeceklerle kurulan iftar sofraları; hem mideyi yoruyor hem de ‘nasıl olsa Ramazan’ düşüncesiyle ihtiyaçtan fazla hazırlanan yemeklerin ertesi gün çöpe gitmesine neden oluyor. Oysa Ramazan, bedeni de dinlendiren bir ay olmalı” dedi. “DOĞRU BİR RAMAZAN SOFRASI NASIL OLMALI?” Ramazan’da sağlıklı ve dengeli bir sofra için önerilerde bulunan Çalım, doğru bir Ramazan sofrasının şu özellikleri taşıması gerektiğini söyledi; İftarı hafif bir başlangıçla açan, Ana yemekte porsiyonu ölçülü tutan, Sebze, protein ve tam tahılları dengeleyen, Tatlıyı her gün değil, özel günlerde tercih eden, İsraf etmeyecek kadar hazırlanan bir sofra. BAKANLIK VURGUSU VE BİLİNÇLİ TÜKETİM ÇAĞRISI Çalım, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Gıda Kaybı ve İsrafı Strateji Belgesi’nde de gıda israfının önlenmesinin bireysel farkındalıkla başladığının vurgulandığını hatırlattı. “Bu farkındalık Ramazan ayında aynı zamanda sağlıklı beslenmenin de anahtarıdır” diyen Çalım, hem sağlığı korumak hem de israfı azaltmak için şu önerilerde bulundu: Alışverişe tok karnına ve listeyle çıkalım, İftar için tek ana yemek kuralını benimseyelim, Küçük porsiyonlarla başlayıp doygunluğu dinleyelim, Artan yemekleri donduralım, paylaşalım ya da ertesi gün değerlendirelim, ‘Gösterişli sofra’ yerine ‘yeterli ve dengeli sofrayı tercih edelim. HİLAL PEKER

“Istrancalarda Planlanan ve Var Olan RES Sayısı Yaklaşık 2 Bin” Haber

“Istrancalarda Planlanan ve Var Olan RES Sayısı Yaklaşık 2 Bin”

DOKU Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem, 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü ile ilgili açıklama yaptı. Çidem, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 3 Mart tarihini Dünya Yaban Hayatı Günü ilan ettiğini hatırlatırken, şu ifadeleri kullandı; “Aynı ekolojiyi paylaştığımız dağda, ormanda, suda yaşayan canlıların günü. Dünyamızda var olan canlı türlerinin yok oluşuna dikkat çekmek, korumak ve farkındalık yaratmak için 2014 yılında ilk defa kutlandı. Özellikle 3 Mart’ın yaban hayatı günü ilan edilmesi anlamlı. Çünkü, Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi’nin (CITES) 1973 yılında 3 Mart’ta imzalanmıştı. Ancak günümüzde azgın bir azınlığın oluşturduğu, doğadaki işgal kuvvetleri yaban hayatını yok ediyor. Yaban hayatının varlığını sürdürmeye çalıştığı yer onların dünyası; yaşam alanı. Domuzun, sincabın karıncanın, kurdun, kuşun evi. Biz ise onların evlerini başına yıkıyoruz. Bilinçsizce, acımasızca yapılan avcılık, vahşi madencilik ve plansız enerji sektörü yatırımları ile katlediyoruz. Istrancaların ortasında orman içinde kurulan RES (Rüzgar Enerji Santralleri) ve orman derinliklerinde gördüğümüz ‘dikkat kamyon çıkar’, ‘dikkat iş makinesi çıkar’ yerde gördüğümüz tabelalara rastlıyoruz. Yaban hayatının yaşam alanlarında olmaması gereken faaliyetler yaban hayatını olumsuz etkiliyor. Yaban hayatı sahipsiz. Sermayesi yok. Söz hakkı yok. Basını yok. TV si yok. İnsanoğlunun doymak bilmeyen aç gözlülüğü, vicdansızlığı onları güçsüz bırakıyor. Yaşam alanlarını savunacak güçleri yok. TV haberlerinde domuzların Kırklareli’de pazara, İstanbul’da boğaza, Bodrum’da mahalleye indiğini izliyoruz. Gitmesinde ne yapsın. Sermaye dağa çıkınca, domuzlar boğaza, mahalleye ve pazara indi. Haberlerde ve yorumlarda insanımız hala ‘buralarda ne işi var?’ diyor. Ne yapsın? Senin evini başına yıksalar, evinin içinde dinamitler patlasa, bahçende iş makinaları ve kamyonlar dolaşsa sen ne yapardın? Günlük çıkarlar uğruna yok ettiğimiz yaban hayatın mensuplarını sirklerde, akvaryumlarda ve hayvanat bahçelerinde görebiliyoruz. Ne yazık ki onlar eziyet çekerken, keyifle izlemeye devam ediyoruz. Bir anlık empati yapalım. Biz kafeste onlar tribünde. Oldukça iç acıtıcı değil mi? Bulgaristan sınırına AB mülteci göçünü önlemek için 4-5 metrelik jiletli-dikenli teller çekti. AB kendi sınırlarının güvenliği için diyor. Ancak yaban hayvanları binlerce yıldır üremek, kış uykusuna yatmak, beslenmek, su içmek ve yaşamak için kullandıkları güzergah bir anda kapatıldı. Karşıya gidemeyenlerin feleği şaştı. Sözde insan ve hayvan haklarını savunan Avrupa, Istrancalar’daki doğal yaşamı yok saydı. Mülteciler bir şekilde geçmek için yol buluyor. Ya yaban hayvanları? Doğal yaşamın ortasına AB tarafından finanse edilerek yapılan öldürücü bariyer karada ki yaban hayatını yok ediyor. Öldürüyor. AB bunu yaparken biz ne yaptık? Istrancalar tüm Palaearktik bölgenin ana kuş darboğazlarından üzerindedir. Bu nedenle, bölgede rüzgâr santralleri inşa edilmesi tüm biyocoğrafya bölgesindeki (Göçmen Kuşları) avifaunayı çok ciddi olarak etkileyerek olumsuz sonuçlar doğuracağı bilimsel raporlar ile sabit iken yüzlerce kurulan, binlerce planlanan RES var. İletim hatları kuşları yok sayarak planlanınca, leylekler ve nesli tehlike altında olan ŞAH Kartallar ölüyor. Aslında öldürülüyor. Şah Kartal Yuvalarının bulunduğu üreme ve yaşama alanları RES ile dolduruluyor. Kırklareli’de bulunan tek Küçük Akbaba yuvasının önüne RES dikmek hangi bilimsel temele dayanmaktadır.? Istrancalarda planlanan ve var olan RES sayısı yaklaşık 2 bin adet. Hepsi gerçekleşirse, kuşlara uçacak gökyüzü, konacak dal kalmayacak. Plansız yapılaşmayla zaten karada yaşayanların yaşam alanları da her geçen gün daralıyor. Ne havada, ne karada yaşama şansı bırakmadığımız yaban hayatı gününü kutlamaktansa, bir an önce onları korumak ve yaşatmak için gerekeni yapmak, insan olmanın gereğidir. Son yıllardaki düzensiz göçmen sorunu ülke ya da ülkelerin sorunu değil bütün insanlığın sorunudur. Bu sorunu doğal ve insani olmayan yöntemlerle (örneğin ülkeler birbirlerinin sınırına yüksek duvarlar, jiletli dikenli teller) çözmeye çalıştıklarında bunun diğer hayvan popülasyonlarına yansıması acımasız ve geri dönüşümsüz olabilmektedir. Bir hayvanın veya hayvan grubunun yiyecek veya eş aramak için düzenli olarak üzerinde seyahat ettiği ve komşu hayvanlar veya aynı türden gruplarla örtüşebilecek bir yaşam alanı vardır. Hayvanlar bu alanı binlerce yüzbinlerce yıldır kullanmaktadır ve bu alandaki davranışlarını hareketlerini çoğunlukla içgüdüsel olarak gerçekleştirirler, yani gen kontrollüdür. Bu alanlardaki insani faaliyetleri (yollar, otobanlar, yerleşim yerleri, sanayi aktiviteleri, ülke sınırlarını çizme-koruma amaçlı dikenli – jiletli teller, yüksek duvarlar v.b.) maalesef hayvanların yapmak zorunda oldukları bu hareketleri engeller. Sonuçta otobanlarda ezilmeler, yerleşim alanlarında, sınır boylarında yaralanmalar-ölmeler gerçekleşmektedir. Hayvanların hiçbir suçu yokken insanların bu faaliyetleri maalesef habitatlarını parçalayarak onların beslenme ve üreme faaliyetlerine zarar vermekte, o hayvan türünün popülasyonlarının izole olmasına dolayısıyla iç döllenmenin artmasına ve sonuç olarak genetik çeşitlilikte azalmaya yol açarak popülasyonlarının azalıp yok olmalarına neden olmaktadır. Son yıllarda bunu engellemek için çeşitli yöntemler uygulanmaya başlanmış ve ekolojik koridor-yeşil koridor – yaban yaşamı koridoru gibi insani faaliyetleri veya yapıları ile ayrılmış yaban hayatı popülasyonlarını birbirine bağlayan habitat alanları oluşturulmaya çalışılmakta, böylece o alanlardaki hayvan popülasyonlarının korunması amaçlanmaktadır. Türkiye-Bulgaristan sınır hattı boyunca hayvanların izledikleri rotalar ortaya çıkarılırken aktif geçiş rotalarında bu şekilde yaban yaşamı koridoru-yeşil koridor ya da ekolojik koridorlar yapılması biyoçeşitliliğimizi korumak açısından önemli bir adım olacaktır. Her canlının yaşam hakkı kutsaldır” sözlerine yer verdi. HABER MERKEZİ

Edirne’de 81 Milyar Liralık Kamu Yatırımı Haber

Edirne’de 81 Milyar Liralık Kamu Yatırımı

Edirne’de yürütülen kamu yatırımlarının ele alındığı İl Koordinasyon Kurulu 2025 Yılı 4. Dönem Toplantısı, Edirne Valisi Yunus Sezer başkanlığında Devecihan Kültür Merkezi Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Vali Yunus Sezer, kuruluşlar tarafından Valiliğe gönderilen raporlara göre il genelinde kamu kurumlarının yatırım programlarında küçük, orta ve büyük ölçekli toplam 386 projenin yer aldığını söyledi. Bu projelerin toplam bedelinin yaklaşık 81 milyar lira olduğunu belirten Sezer, önceki yıllarda 26 milyar lira harcandığını, 2025 yılı için ise 22 milyar lira ödenek kullandırılmasının öngörüldüğünü ifade etti. Dördüncü yatırım dönemi sonu itibarıyla 18 milyar lira harcama yapıldığını kaydeden Sezer, böylece yıllık harcama oranının yüzde 82 seviyesine ulaştığını açıkladı. EN BÜYÜK PAY MERKEZİ İDARE KURULUŞLARININ Vali Sezer, yatırımları izlenen kuruluşlar açısından bakıldığında, dönem sonu itibarıyla yapılan 17,5 milyar liralık harcamanın merkezi idare kuruluşları tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Bu harcama ile merkezi idare kuruluşlarının yıllık harcama oranının yüzde 83,5 olduğunu aktaran Sezer, belediyelerin ise 501 milyon lira yatırım harcaması yaparak yüzde 50’lik bir gerçekleşme oranına ulaştığını söyledi. 147 PROJE TAMAMLANDI Merkezi ve yerel yönetimler tarafından yapılan yatırımlar sonucunda, programda yer alan 386 projenin 147’sinin tamamlandığını belirten Sezer, 167 projenin devam ettiğini, 3 projenin tasfiye edildiğini, 69 projenin ise ihale ve proje aşamasında bulunduğunu kaydetti. EN FAZLA PROJE MERKEZ İLÇEDE Projelerin ilçelere göre dağılımı hakkında da bilgi veren Sezer, merkez ilçede 198 proje yürütüldüğünü, Keşan’da 50, Uzunköprü’de 24, İpsala’da 20, Meriç’te 17, Enez’de 14, Havsa’da 13, Lalapaşa’da 9, Süloğlu’nda 6 proje bulunduğunu, 35 projenin ise birden fazla ilçeyi kapsadığını ifade etti. EN FAZLA YATIRIM ULAŞTIRMA SEKTÖRÜNE Yatırımların sektörel dağılımına da değinen Vali Sezer, projelerin 115’inin tarım, 109’unun diğer kamu hizmetleri (sosyal-iktisadi), 86’sının eğitim, 28’inin ulaştırma-haberleşme, 23’ünün sağlık, 12’sinin enerji, 7’sinin turizm, 4’ünün imalat ve 2’sinin madencilik sektöründe yer aldığını söyledi. Dönem sonu itibarıyla en fazla harcamanın 10 milyar 973 milyon lira ile ulaştırma-haberleşme sektöründe gerçekleştiğini belirten Sezer, bunu 3 milyar 115 milyon lira ile tarım, bir milyar 542 milyon lira ile eğitim, bir milyar 114 milyon lira ile diğer kamu hizmetleri, 587 milyon lira ile sağlık, 498 milyon lira ile turizm, 9 milyon lira ile madencilik ve 400 bin lira ile imalat sektörünün izlediğini kaydetti. MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

“Geleceğin Oyun Takımı Yıl İki Bin Küsür" Edirne’de Okurla Buluştu Haber

“Geleceğin Oyun Takımı Yıl İki Bin Küsür" Edirne’de Okurla Buluştu

Edirne'de bugün düzenlenen imza günü ve söyleşi etkinliğinde Çoğ, yeni kitabının çıkış noktasını ve geleceğe dair öngörülerini okurlarla paylaştı. Mehmet Çoğ, kitabın üçüncü kitabı olduğunu belirterek, önceki çalışmalarına da değindi. İlk kitabında ulusların yönetim biçimleri ve iktidar arzularını ele aldığını ifade eden Çoğ, ikinci kitabının ise yaşanmış hikayelerden ve kısa anlatılardan oluştuğunu söyledi. Yeni kitabında insanlığın bugün geldiği noktayı sorguladığını dile getiren Çoğ, şu ifadeleri kullandı: “Geleceğin Oyun Takımı’nda şu anda gittiğimiz yolun ne kadar yanlış olabileceğini anlatmaya çalışıyorum. Bazı insanların artık geriye dönüp yeniden düşünmemiz gerektiğini fark ettiğini görüyoruz. Bugün bize kurgu ya da hayal gibi gelen pek çok şey, yıllar önce izlediğimiz filmlerde vardı. Star Wars’ta gördüğümüz uçan araçlar bugün hayatımızın bir parçası. Artık bunları çok rahat görebiliyor, yaşayabiliyoruz.” Kitabın 3 ana eksen üzerine kurulduğunu belirten Çoğ, bu başlıkların finans, enerji ve kesinti olduğunu vurguladı. Amacının insanların daha kalıcı, daha rahat ve daha mutlu nasıl yaşayabileceklerine dair bir perspektif sunmak olduğunu ifade etti. Mehmet Çoğ, sosyal sorumluluk kapsamında kitabından 10 adet nüshayı Edirne Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne, 10 adet nüshayı ise Atatürkçü Düşünce Derneği'ne hediye edeceğini de açıkladı. Çoğ, “İnşallah güzel günlerde herkes bu kitabı okur, faydalanır. Bizden sonra da yeni insanların yeni hikâyeler yazmasına vesile olur” diyerek sözlerini tamamladı. MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

Edirne’deki O Projeye Onay Çıktı Haber

Edirne’deki O Projeye Onay Çıktı

Edirne’nin Enez ilçesine bağlı Gaziömerbey mahallesinde, jeotermal kaynak arama amaçlı sondaj çalışması için karar açıklandı. Projeye Edirne Valiliği tarafından “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü, 11 Aralık Perşembe günü yaptığı duyuruda, Edirne’nin Enez ilçesine bağlı Gaziömerbey mahallesinde, Başatlı Tar. ve Orman Ür. San. Tic. Ltd. Şti. tarafında yapılması planlanan jeotermal kaynak arama amaçlı sondaj çalışması için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin başlatıldığını açıkladı. Duyurudan bir hafta geçmesinin ardından genel müdürlük bugün yaptığı yeni bir duyuruda, proje için verilen kararı açıkladı. Duyuruda, Edirne Valiliği tarafından projeye “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildiği belirtildi. Duyuruda, projenin tanıtım dosyasına da yer verildi. 10 AYDA TAMAMLANACAĞI TAHMİN EDİLİYOR Projede, 66,9 hektar yüzölçümlü arama ruhsatlı saha içerisinde, her bir sondaj lokasyonu 2 bin m2 olacak şekilde, 5 adet arama amaçlı sondaj çalışması yapılacak. Jeotermal kaynak arama çalışmaları için proje alanında yüzeyden yeraltına doğru sondaj makinesi ile 750 ± 100 metre derinliğinde olmak üzere 5 adet kuyu arama amaçlı açılacak. Çalışmalar sonrasında elde edilen sondaj verileri ile jeotermal kaynağın özellik ve rezervine ilişkin durum tespiti yapılacak. Elde edilen kaynak veriler esas alınarak ileriki dönemlerde jeotermal kaynağın kullanılması için ruhsat sahası içerisinde sondaj kuyuları açılacak. Projede tespit edilen jeotermal enerji, ısıl uygulamaların gereksinim duyulduğu turizm tesislerinde ısıtma amacıyla kullanılacak. Çalışmaların 10 ayda tamamlanacağı tahmin ediliyor. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Ertürk; “Ekosisteme zarar verecek çalışmalar olmamalı” Haber

Ertürk; “Ekosisteme zarar verecek çalışmalar olmamalı”

Trakya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi tarafından Enerji Verimliliği Haftası kapsamında “Geleceğin mühendislier kendi üniversitesinden mezun profesyonellerle enerji verimliliği panelinde buluşuyor” etkinliği düzenlendi. Mühendislik Fakültesi Mimar Sinan Salonu’nda düzenlenen etkinliğe, akademisyenlerin yanı sıra Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMO) Makina Mühendisleri Odası (MMO) Edirne Şube Başkanı Ruhan Timur ve öğrenciler katıldı. Etkinlikte Trakya Üniversitesi’nden mezun olarak Türkiye’den ve yurt dışından çeşitli firmalarda çalışan Makina Mühendisi İzzet Savaş, Makina Mühendisi Onur Ece ve Makina Mühendisi Mustafa Ertürk sunum yaptı. “ÇEVREYE DUYARLI ENERJİ KAYNAKLARI KULLANILMALI” Etkinlikle ilgili basın mensuplarına açıklama yapan Makina Mühendisi Mustafa Ertürk, Trakya Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü’nden 1994 yılında mezun olduğunu söyleyerek; “Enerji, uğruna savaşların yapıldığı çok önemli bir konu ve gelişen yeni çağda en temel ihtiyaçlardan birisi. Fakat enerji kaynakları kısıtlı. Çeşitlendirmek, çevreye duyarlı ve zarar vermeyecek enerji kaynaklarının kullanılması gerekiyor. Bunun en temelinde de enerjinin verimli kullanılması gerekiyor. Bizce en önemli enerji kaynağı, enerji verimliliği, mevcut enerjinin verimli kullanılmasıdır” ifadelerini kullandı. “FARKINDALIK OLUŞTURMANIZ GEREKİYOR” Enerji verimliliği konusunda çalışmaların yapılması gerektiğini belirten Ertürk; “Öncelikle farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Daha sonra eğer kurumsal bir yapıysanız bir enerji yönetim sistemi kurmanız gerekiyor ve bununla ilgili de bu çalışmaları hayata geçirmeniz gerekiyor. Bizim, dünyamızın çocuklarımıza sağlıklı ve güzel kalabilmesi için enerjiyi doğru kullanmamız, sürdürülebilirliğini sağlamamız gerekiyor. Bu yüzden de enerji verimliliği çok önemli” dedi. “DOĞRU PLANLAMA YAPILMAZSA EKOSİSTEME ZARAR VEREBİLİYOR” Ertürk, yeşil enerji ile ilgili açıklama yaparken; “Yeşil enerji, tamamen doğadan elde edilen, fosil yakıtların kullanılmadığı ve çevreye zarar vermeyen enerjidir. Rüzgâr enerjisi, güneş enerjisinin temelini oluşturan kaynaklardır. Bunun içerisinde suyu kullandığımız hidroelektrik santralları da sayılabiliyor ama doğru planlama yapılmazsa bazı yerlerde ekosisteme zarar verebiliyor. Bu da aslında yeşil enerji diye başka sorunlar doğurabiliyor. Bunların planlama, uygulama ve daha sonraki işletme ve sürdürülebilirliğini sağlama aşamalarına dikkat edilmesi ve bunların titizlikle takip edilmesi gerekiyor” sözlerine yer verdi. “İSKANDİNAV ÜLKELERİNDE RES’LER DENİZİN ÜZERİNE KURULUYOR” RES, HES, GES gibi projelerde doğru planlama yapmanın bütün alanlar için geçerli olduğunu söyleyen Ertürk; “Rüzgâr enerjisi, İskandinav ülkelerinde denizin üzerine rüzgâr santralları kurularak kullanılan bir enerji kaynağı. Fakat bunun alt yapısını oluştururken ekosisteme zarar verecek, habitata zarar verecek çalışmalar olmaması gerekiyor. Bunun için de temel şey, bütün paydaşların katılımının sağlanacağı, o planlamanın doğru olarak yapılmasını sağlamak. Burada da iletişim, iş birliği ve koordinasyon gerekiyor. Hem kurumsal, hem siyasal, hem de kişisel olarak egoların bir kenara bırakılıp bunların doğru bir çalışma ile yapılması gerekiyor” dedi. “ÖĞRENCİLERLE DENEYİMLERİMİZİ PAYLAŞIYORUZ” Makina Mühendisi Onur Ece ise 2010 yılında Trakya Üniversitesi’nden mezun olduğunu söyleyerek; “Küresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşabilmemiz için enerji verimliliği en temel unsurdur. Enerjiyi nasıl ürettiğimiz ve nasıl tükettiğimiz önemli bir unsur. Bu hedeflere ulaşabilmemiz için de Enerji Verimliliği Haftası’nda tüm bilinçlenme ve hassaslığın artırılmasına yönelik çalışmalar yapılıyor. Buradaki öğrencilerle de deneyimlerimizi paylaşıyoruz” ifadelerine yer yer verdi. “TÜRKİYE, DÜNYA İLE PARALEL DOĞRULTUDA İLERLİYOR” Ece, Trakya Üniversitesi’nden mezun olana kadar tüm çalışmalarını enerji verimliliği üzerine yaptığını belirterek; “Daha sonra iklimlendirme sektöründe enerji verimliliği konusunu seçerek bu doğrultuda çalıştım. Okul da bizi bu konuda destekleyici olmuştu. Enerjinin tanımı değişti. Enerji artık inovatizm ve gelişimin temel unsuru. Enerjinin kullanılabilirliği konusunda sürdürülebilirlik, insanoğlunun devamlılığını sağlayabilecek. Günümüzde hem sektörlerdeki firmaların, hem de insanların yaşamı için enerjinin kullanımı ve bu kullanımın doğruluğu tüm yaşamı etkiliyor. Bu doğrultuda da hassasiyet gösterilmesi ve düzeltilmesi gereken belirli noktalar bulunmakta. Buna dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye olarak bu konuda dünya ile paralel doğrultuda ilerliyoruz. Oradaki tüm gelişmeleri takip ediyor, burada da buna bağlı olarak gelişimleri ilerletmeye çalışıyoruz. Eş zamanlı ilerlediğimizi düşünüyorum” dedi. “ENERJİ TÜKETİMİNDE EN ÖNEMLİSİ BİLİNÇ” Makina Mühendisi İzzet Savaş ise Trakya Üniversitesi’nden 1994 yılında mezun olduğunu söyleyerek; “Biz enerjiyi tüketen taraftayız, makina üretiyoruz. Makinalarımızdaki enerji verimliliğini anlatıyoruz, onlardaki enerji verimliliğini anlatıyoruz. Enerji tüketiminde en önemlisi bilinç sağlamaktır. İnsanların tükettiği şeyin sonucunun nereye gideceğini anlatabilmek önemlidir. Bu konuda biraz bilinçsiziz. Gündüz saatlerinde birçok yerde elektrik lambaları açık kalabiliyor. Otomasyon çok önemli. Buna benzer birçok şeyin yapılması gerekiyor. Bunların hepsi eğitimle oluyor ve dolayısıyla ilkokul çağından başlaması gerekiyor” sözlerine yer verdi. “MAALESEF DOĞAYI KATLEDEN BİZİZ” Türkiye’de son dönemlerde yeşil enerji ve GES ile ilgili atılımların sevindirici olduğunu belirten Savaş; “Çünkü biz doğal kaynakları olan bir ülkeyiz. Burada en önemli şey, insanların tükettiği şeyin sonuçlarının ne olduğunu bilmesidir. Maalesef doğayı katleden biziz. Dünyadan insanı çektiğiniz zaman dünyanın kendini yenilemesi çok kolay. Bizim tükettiğimiz her şey dünyaya zarar veriyor. Mümkün olduğunca bu bilinçle hareket etmemiz gerekiyor” dedi. “DAHA ÇEVRECİ MAKİNALAR GELİŞTİRİLİYOR” Savaş, Tekstil Makine ve Aksesuar Sanayicileri Derneği’nde yönetim kurulu üyesi olduğunu açıklarken; “Bu bölgede çok ciddi müşterilerimiz var. Herkes şu an yaptığı makinaların daha çevreci, daha az su tüketen, daha az çevreyi kirleten ürünler olarak makinalarını geliştiriyorlar. Ama çevre kirliliği maalesef bundan önce başlayan bir kirlilik. Çünkü fabrikalar kurulduğunda arıtma tesisleri yeterli değildi. Ama son dönemlerde artık bu bölgeye boyahane açtığınız zaman önce çok ciddi bir altyapı ruhsatını almanız gerekiyor ve bunun için arıtma tesisi kurmanız gerekiyor. Umarım ilk fırsatta, bundan sonraki süreçte burası daha temiz hale gelecek. Ama bu sadece artık insanların değil; belediyelerin ve devletin bir sorunu haline geldi. Çünkü uzun yıllardır bu bölgede ciddi su tüketimi de var. En son 200-300 metrelerden su çekiliyordu. Bu gerçekten çevresel faktörler için sıkıntılı bir süreç. Dünyanın farklı ülkelerinde bu farklı üretilmeye başlandı. Kumaş yıkama ve boyama ile ilgili karbonla çalışmalar var. Umarım teknoloji geliştikçe çevreye daha az zarar verecek ürünler ortaya çıkacak” ifadelerine yer verdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.