Hava Durumu

#Gelibolu Yarımadası

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Gelibolu Yarımadası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gelibolu Yarımadası haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Çanakkale Kara Savaşları'nda Dünyanın İlk Elektronik Harp Örneklerinden Biri Yaşandı Haber

Çanakkale Kara Savaşları'nda Dünyanın İlk Elektronik Harp Örneklerinden Biri Yaşandı

Çanakkale'de 111 yıl önce düşman askerine denizde ve karada geçit vermeyerek 'Çanakkale Geçilmez' destanının yazıldığı Tarihi Gelibolu Yarımadası'ndaki Çanakkale Kara Savaşları sırasında dünyanın ilk elektronik harp karıştırması yapılarak, İtilaf Devletleri'ne ait zırhlıların ışıklı Mors ve telgraflı haberleşmesini altüst eden Goncusuyu telsiz istasyonunda dünya harp tarihinde elektronik harbin de ilk örneklerinden birisi olan jamming (Karıştırıcı) kullanıldı. Konuyla ilgili bilgiler veren Doç. Dr. Barış Borlat, "Çanakkale Kara Harbi esnasında taraflar arasındaki güç dengesinin farklı olmasından kaynaklı olarak özellikle Türk tarafınca birçok savaş hilesini denenmiş olduğunu göreceğiz ki bunlardan özellikle ilk akla gelenler sahte siperlerin oluşturulması, aynı zamanda sahte bataryaların teşkil edilmesi ki bir tanesi haberleşme alanında yapılacaktı. Bu da her iki taraf için aslında ilginç bir örnek olacaktı. Hatta dünya harp tarihinde elektronik harbin de ilk örneklerinden birisi yani jammingin ilk yapıldığı yerlerden birisi. Şu anda Çanakkale Kara Savaşları esnasında özellikle Çanakkale Boğazı içerisindeki topçu atış tanzim esnasında İtilaf donanmasının bu tanzimleri yaparken kullandığı yöntemlerden bir tanesi de uçaklarla gemiler arasında sağlanan haberleşmeydi. Bu yöntem aslında gayet basitti. Uçak havalandığında aşağıdaki atış tanzimini tarif edici geminin yaptığı atış sonrasında ona tek yönlü bir telsiz yöntemiyle yani simplex yöntemiyle haber ulaştırıyor. Bu haberi alan gemi ise flama marifetiyle 'haberi aldım' işareti verecektir. Ancak bu haberleşme esnasında Çanakkale Kara Harbi esnasında enteresan bir örnek yaşanacak. HMS Queen Elizabeth gemisinin kaptanı daha sonra hatıralarında bu olayı anlattığında Selahattin Adil Bey'e şunu söylüyor, diyor ki; 'biz boğaza girdiğimizde atış yaptığımızda gemilerimizle karaya isabetli atışlar yapmıştık, ancak bir süre sonra fark ettik ki, uçağımız yere inmiş olmasına rağmen bozuk bir Fransızcayla hala bize yer yön tayini yapıldığını gördük. Fark ettik ki Türkler bizim telsizimize girmişler ve bizim telsizimizi karıştırmışlardı.' İşte bu jamming yöntemi dünya harp tarihinin ilk örneklerinden birisidir ve o da Çanakkale Kara Harbi esnasında telsiz, telgraf zabiti Tevfik Bey'in de görev yaptığı ve şu anda bulunmuş olduğumuz Goncasuyu telsiz istasyonunda yaşanmış olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

57. Alay Birliği, 111 Yıl Sonra Yeniden Kuruldu Haber

57. Alay Birliği, 111 Yıl Sonra Yeniden Kuruldu

Tarihin en kanlı muharebelerinden birine sahne olan ve dünya harp tarihine geçen 'Çanakkale Geçilmez' destanının yazıldığı Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadasındaki Şehitler Abidesi, Seyit Onbaşı Heykeli, 57. Piyade Alayı Şehitliği, Conkbayırı, Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Kilitbahir Kalesi, Bigalı Kalesi ve Seddülbahir Kalesiyle her yıl binlerce ziyaretçiye Çanakkale ruhunu yaşatmaya devam ediyor. Adım atılan her noktasında Çanakkale Savaşları'nın izlerinin görülmesi mümkün olan, açık hava müzesi niteliği taşıyan Tarihi Gelibolu Yarımadası'nda, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı hayata geçirdiği ve geçireceği yeni projelerle, Çanakkale Ruhu'nu ve Çanakkale Destanı'nı daha fazla kişiye ulaştırmayı hedefliyor. Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı, Tarihi Gelibolu Yarımadası'nda kahraman Mehmetçik 111 yıl önce dünyanın en güçlü donanmalarına geçit vermeyerek 'Çanakkale Geçilmez Destanı' yazdı. 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı'nı donanmanın zorlamasıyla geçemeyen İtilaf güçleri 25 Nisan tarihinde karaya asker çıkararak kara muharebeleri başladı. Karadan çıkarma yapan İtilaf Devletleri'ne geçit vermeyerek, 57'nci Alay büyük bir destan yazdı. Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadası'nda 111 yıl önce karadan çıkarma yapan İtilaf Devletleri'ne geçit vermeyerek büyük bir destan yazan 57. Alay, 111 yıl sonra tekkrar kuruldu. Tarihe damga vuran 19. Tümen'e bağlı 57. Piyade Alayı, Gelibolu'daki 2. Kolordu Komutanlığı bünyesinde yeniden teşkil edilerek faaliyetlerine başladı. "Kahraman alay" olarak anılan 57. Piyade Alayı, bundan sonraki süreçte Tarihi Alan'da gerçekleştirilecek resmi törenlerde, saygı nöbetlerinde ve çeşitli canlandırma faaliyetlerinde aktif rol üstlenecek. Askerlerin, döneme ait tarihi kıyafetlerle görev yapacağı bu faaliyetler kapsamında ziyaretçilere de farklı bir deneyim sunulacak. Tarihi Alan'ı ziyaret eden vatandaşlar, gerçekleştirilecek canlandırmalar sayesinde 57. Piyade Alayı'nın savaş dönemindeki yaşamına yakından tanıklık etme imkanı bulacak. Bu uygulamanın, Çanakkale ruhunun gelecek nesillere aktarılmasında önemli katkı sağlaması hedefleniyor. ÇOMÜ'den Dr. Öğretim Üyesi İsmail Sabah, "57. Alay bu zamana kadar 1 Şubat 1915 tarihinde Tekirdağ'da kurulduğu zannedilmekteydi. Ancak yakın zamanda yapmış olduğumuz arşiv çalışmaları sonucunda gördük ki, 57. Alay'ın kuruluşu bilinenden çok farklı gerçekleşti. 21 Ocak 1915 tarihinde, o esnada 3. Kolordu bünyesi'nde ve 7. Tümen'den alınan bölüklerle Gelibolu'da teşkil edilmiş, 28 Ocak 1915 tarihine geldiğimizde yani İngiliz Savaş Kabinesi'nin Çanakkale'de bir cephe açma kararı aldığı gün 57. Alayın 1. Taburu'da Gelibolu'da duaların edildiği özel bir merasimle teşkil edilmiştir. Bu esnada Sofya Askeriataşe olarak bulunan Mustafa Kemal Bey kendi talebiyle de yeni kurulmakta olan Tümen Komutanlığına atanmış ve İstanbul'a geldiğinde ilk olarak İstanbul'a gelmiş ve burada atandığı tümenin nerede olduğunu aramaya çalışmıştır. Harbiye nezaretinde yapmış olduğu görüşmelerde büyük bir şaşkınlık yaşayan Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey orada tümenin nerede olduğunu bilen herhangi bir kişiye tesadüf edemez. Kendisine 1. Ordu Komutanlığına müracaat etmesi söylenir ve oraya geldiğinde Kurmay Başkanı Kazım Bey ile görüşür ve Kazım Bey ile görüşmesinde kendilerinin kuruluşlarında böyle bir tümenin olmadığını ancak Gelibolu'daki 3. Kolordunun böyle bir teşkilat çalışmasında bulunduğunu ifade ederek bir defa Gelibolu'ya gitmesini söyler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Bey, 'yani ben komutan olduğum tümen var mıdır, yok mudur bunu anlamak için Gelibolu'ya mı gideceğim' dediğinde evet doğrusu budur cevabını alır. Ve bunun üzerine 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey, 31 Ocak 1915 tarihinde Gelibolu'ya gelir. 3. Kolordu nezdinde kuruluş ve teşkilat çalışmaları başlayan 19. Tümeni ve 57. Alayı ilk defa burada görür. Ve başkomutanlık emriyle de aynı gün oradan hareket ederek, 1 Şubat 1915 tarihinde Tekirdağ'a varır. Aradan 111 yıl geçmesine rağmen tarihin ilginç bir tesadüfü sonucu olarak 57. Alay tekrardan yine Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Gelibolu'da kurulmuş olduğunu gördük. Bu da 57. Alay'ın kahramanlığını yaşatan ve o kahramanlığı hatırlatan güzel bir tesadüf olarak tarihteki yerini almıştır" dedi.

Çanakkale Cephesi'nde Propaganda Savaşlarında İngilizlerden Türklere 'Siz Bizim Düşmanımız Değilsiniz' Vurgusu Haber

Çanakkale Cephesi'nde Propaganda Savaşlarında İngilizlerden Türklere 'Siz Bizim Düşmanımız Değilsiniz' Vurgusu

111 yıl önce dünya harp tarihine "Son centilmenler savaşı" olarak geçen Çanakkale Kara Savaşları'nda, Türk ve İngiliz askerleri silahlı mücadelenin yanında propaganda savaşıyla da karşı karşıya kaldı. Savaş sırasında her iki tarafın da sayısız propaganda broşürleri ve yöntemleri kullanıldı. Gelibolu Yarımadası'ndaki şiddetli savaş sırasında askerlerin bir gözü silahların namlusundayken, kafaları ise propaganda araçlarında oldu. Çanakkale Kara Savaşları sırasında Türkçe ve İngilizce metinlerin yer aldığı propaganda broşürleri siperlere hem uçaklardan hem de gönüllü askerler tarafından atıldı. Çanakkale Kara Savaşları sırasında İngilizler, Türk askerlerine ele geçirdikleri esirlere iyi muamele yaptıklarını, onların yemeklerinin, giyim kuşamlarının iyi olduğunu belirterek, aslında düşmanlarının Türkler olmadığı, düşmanlarının Almanlar olduğu vurgusu yapan broşürler attı. Broşürlerde, İngilizlerin Türk askerlerine, "Bizim düşmanımız sizler değilsiniz, düşmanımız Almanlar. Biz aslında halifeliğe, padişaha ve sizlere saygı duyuyoruz. Sadece düşmanımız olan Almanlarla yan yana bulunmamanız gerekiyor. Onun için de gelin Türkler bize teslim olun ya da Almanlarla iş birliği yapmayı bırakın" ifadeleri yer aldı. Çanakkale Kara Harbi'nin 25 Nisan 1915 tarihinde başladığını belirten ÇOMÜ İnsani ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Çanakkale Kara Harbi 25 Nisan 1915 günü başladığında kıyı hattındaki özellikle kıyı başı tutulamamış ve bir süre sonra taraflar arasındaki muharebe mevzi harbine yani siper savaşlarına dönmeye başlamıştı. Özellikle 25 Nisan gününde başlayan Arıburnu bölgesindeki siperler taraflar arasındaki mesafenin neredeyse 4-5 metreye kadar düştüğü bir alanı ortaya çıkarmıştı. Özellikle bu durum tarafların birbirine karşı öncelikle el bombası atması, ardından da bulunmuş olduğu hat içerisinde lağım açmak suretiyle birbirinin üzerinde üstünlük sağlamaya çalışmış olduğunu göreceğiz. Ancak bu durum bir süre sonra savaşın sonuna kadar bir rutin haline gelmeye başlamış ve mevzi harbi artık bölgedeki kanlı savaşların da başlangıcı olmuştu. Nitekim Çanakkale Muharebeleri esnasındaki en kanlı muharebeler Nisan ayından başlamak üzere savaşın sonuna kadar devam etmişti" dedi. Kara muharebeleri sırasında tarafların birbirine karşı mücadeleyi muharebe sahasında değil aynı zamanda psikolojik anlamda da sağlaması gerektiğini de ifade eden Doç. Dr. Barış Borlat, "Bu nedenle özellikle İngilizler bunu sağlamak amacıyla Türk tarafının bulunduğu hatlara propaganda amacıyla bir şey denemişlerdi. Bu da yeni bir usulü aslında propaganda harbinin başlamasıydı. Uçaklar için özellikle bir özel hazne içerisinde özel kağıtları hazırlanmış, bu kağıtların üzerine Osmanlıca olarak Türk askerlerine seslenen mesajlar yazmışlardı. Bu mesajlar uçaklarla Türk hatlarına doğru yaklaşan siper içerisindeki askerin üzerine atılıyor ve askerin ise bunları alarak okuması ve ardından da bundan etkilenmesi bekleniyordu. Ancak bu durumun sadece uçaklarla değil aynı zamanda siper içerisinde de yaşanmış olduğunu göreceğiz. Özellikle Anzakların bulunmuş olduğumuz hatlarda Türk siperlerinin içerisine bir dala ya da taşa sardıkları kağıdın üzerindeki mesajları atmış olduklarını göreceğiz. Bu mesajlara baktığımızda ise özellikle kendilerinin ele geçirdikleri esirlere iyi muamele yaptıklarını, onların yemeklerinin, giyim kuşamlarının iyi olduğunu belirtiyor ve aynı zamanda enteresan mesaj veriyorlardı. 'Bizim düşmanımız sizler değilsiniz, düşmanımız Almanlar yani biz aslında halifeliğe, padişaha ve sizlere saygı duyuyoruz. Sadece düşmanımız olan Almanlarla yan yana bulunmamanız gerekiyor. Onun için de gelin Türkler bize teslim olun ya da Almanlarla iş birliği yapmayı bırakın gibi birçok propaganda kartının ve kağıdının özellikle Türk hatlarına atılmış olduğunu göreceğiz. Bu yöntemi gören Türk tarafı da benzer bir usulle aslında aynı şeyi denemiş ve yine kendi bulunduğu hatlardan karşı tarafa Anzak hatlarına propaganda amacıyla kart atmış olduğunu veya kağıtlar atmış olduğunu göreceğiz. Aslında savaşın uzaması muharebenin muharebe şartları içerisinde psikolojik boyutunun da ayrı bir yere taşınmış olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.

Çanakkale'de 1915 Yılına Ait Sağlık Raporu Gün Yüzüne Çıktı Haber

Çanakkale'de 1915 Yılına Ait Sağlık Raporu Gün Yüzüne Çıktı

Çanakkale Savaşları Enstitüsünün süreli yayını Anafarta Dergisi aracılığıyla araştırmacıların istifadesine sunulan vesikada 5'inci Ordu komutası altında Şimal (Kuzey) Grubu'nun omurgasını oluşturan 3'üncü Kolordu'nun aylar süren o çetin mücadelesindeki kayıplarının detaylı istatistikler yer alıyor. Belge; bugüne kadar yayımlanan tablolar arasında en net ve kapsamlı istatistikleri barındırmasıyla harp tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor. 3'üncü Kolordu ve Şimal Grubu Başhekimi Ali Rıza tarafından 30 Kasım 1915 tarihinde hazırlanan rapor, doğrudan Arıburnu ve Conkbayırı bölgesini kapsıyor. Askerî kayıtlara göre 25 Nisan ile 28 Kasım 1915 tarihleri arasındaki o kanlı sekiz aylık zaman diliminde, yalnızca bu kolordunun savunduğu harp sahasından tam 41 bin 471 yaralı toplanarak hastanelere sevk edildi. Çanakkale Savaşları Enstitüsü Müdürü Utkan Emre Er, tıp tarihi ve istatistik bilimi açısından eşsiz bir değere sahip olan bu belgenin detaylarını ve askerî literatüre sunduğu yeni perspektifleri paylaştı. Bugüne kadar muharebelere dair çeşitli zayiat tablolarının yayımlandığını ancak tıp hizmetlerinin bu derece ciddi ve sistemli biçimde kayıt altına alındığı böylesi bir evrakın ilk kez ortaya çıktığını belirten Utkan Emre Er, şu ifadeleri kullandı: "Çanakkale muharebeleri üzerine bugüne kadar pek çok çalışma yapıldı, çeşitli zayiat tabloları yayımlandı. Ancak, tıp hizmetlerinin bu derece ciddi ve sistemli biçimde kayıt altına alındığı, böylesine net ve kapsamlı bir belge harp tarihinde ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Çanakkale Savaşları Enstitüsü olarak 3'üncü Kolordu Harp Cerideleri çalışmalarımızda 3'üncü Kolordu ve Şimal Grubu Başhekimi Ali Rıza tarafından hazırlanmış olan bu rapor Anafarta Dergisi'nin 30'uncu sayısında literatüre kazandırılmıştır. Belgeyi emsalsiz kılan en önemli detay 25 Nisan 1915 ile kasım ayının sonu arasındaki o en kritik süreci ele almasıdır. Yani 3'üncü Kolordu'nun savunduğu Arıburnu ve Conkbayırı bölgesinde gerçekleşen bütün büyük muharebelerin istatistiklerini içermektedir. Bu anlamda belge, sadece askerî tarih için değil istatistik bilimi için de ayrı ve çok kıymetli bir değere sahiptir." Cephe gerisindeki lojistik ve sağlık yapılanmasının Osmanlı ordusu tarafından ne kadar sistemli idare edildiğine dikkati çeken Er, "Rakamların vahameti gerçekten çok büyük; sadece bu kolordunun savunduğu harp sahasından tam 41 bin 471 yaralı toplanmıştır. Belgede, 40 binden fazla askerimizin tedavi edilmek üzere sargı yerlerine ve hastanelere taşındığı; ateş hattından sağ çıkarılan bu kahramanlardan 2 bin 549'unun ise hastane koğuşlarında son nefesini vererek şehit düştüğü görülmektedir. Bu rakamlar bize savaşın sadece siperlerde ya da yeraltı lağım muharebelerinde değil, hastane çadırlarında da ne büyük bir yaşam mücadelesine sahne olduğunu kanıtlıyor. Ayrıca bu evrağın yanı sıra hastanelerimizin sadece Çanakkale merkezde olmadığını; Lapseki, Biga ve Ezine gibi birçok farklı konumda sağlık tesislerimizin yer aldığını söylemek gerekir. Sevklerin yapıldığı İstanbul'daki hastaneler de düşünüldüğünde, bölgedeki askerî hastane yapılanmasına dair mükemmel bir örnekle karşı karşıyayız" diye konuştu. Raporda yer alan yaralanma çeşitliliğinin, muharebe alanlarının coğrafi yapısıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Enstitü Müdürü Er, "Harp tarihi açısından bakacak olursak Gelibolu Yarımadası'nın çıkarma noktaları başta olmak üzere muharebelerin gerçekleştirildiği birçok konum, Müttefik Kuvvetlerin gemi atışlarına tamamen açıktı. Askerlerimizin maruz kaldığı bomba ve şarapnel yaralanmalarının bu denli yüksek ve farklı türlerde olması doğrudan donanma bombardımanının şiddetini göstermektedir. Düşmanın acımasızlığını gösteren bir diğer tablo ise kullanılan mühimmatın niteliğidir. Kayıtlara göre tam 332 askerimiz; uluslararası harp hukukuna tamamen aykırı olan, çarpma anında genişleyerek ağır doku tahribatı oluşturan domdom kurşunlarıyla yaralanmıştır. Tablonun en çarpıcı ve sarsıcı detaylarından bir diğeri ise süngü muharebeleridir. Resmi kayıtlara göre 83 askerimizin süngü hücumunda, en kanlı şekilde göğüs göğüse çarpışarak yaralandığı veya şehit düştüğü görülmektedir. Bu rakam o daracık siperlerde çarpışmaların ne kadar acımasızca geçtiğini ve süngünün harp sahasında ne derece ölümcül bir silah olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Bizler Çanakkale Savaşları Enstitüsü olarak bu vesikaları gün yüzüne çıkararak o eşsiz destanı yazan kahramanlarımızın aziz hatıralarını, bilimsel veriler ışığında yaşatmaya devam edeceğiz" dedi.

111 Yıl Önce Atatürk'ün O Tarihi Fotoğrafının Çekildiği Alan Tarihe Tanıklı Ediyor Haber

111 Yıl Önce Atatürk'ün O Tarihi Fotoğrafının Çekildiği Alan Tarihe Tanıklı Ediyor

Tarihin en kanlı muharebelerinden birine sahne olan ve dünya harp tarihine geçen ‘Çanakkale Geçilmez' destanının yazıldığı Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadasındaki Şehitler Abidesi, Seyit Onbaşı Heykeli, 57'nci Piyade Alayı Şehitliği, Conkbayırı, Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Kilitbahir Kalesi, Bigalı Kalesi ve Seddülbahir Kalesiyle her yıl binlerce ziyaretçiye Çanakkale Ruhu'nu yaşatmaya devam ediyor. Adım atılan her noktasında Çanakkale Savaşları'nın izlerinin görülmesi mümkün olan, açık hava müzesi niteliği taşıyan Tarihi Gelibolu Yarımadası'nda, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı hayata geçirdiği ve geçireceği yeni projelerle, Çanakkale Ruhu'nu ve Çanakkale Destanı'nı daha fazla kişiye ulaştırmayı hedefliyor. Bu çerçevede Tarihi Alan Başkanlığı tarafından Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale Muharebelerindeki rolünün anlatılması için ‘Mustafa Kemal Yolu' projesi hayata geçirildi. Çanakkale Savaşları'nda Gelibolu'da düşman askerini durdurarak Anafartalar Kahramanı olan Mustafa Kemal Atatürk'ün, Binbaşı Haydar Mehmet Alganer tarafından 17 Haziran 1915 tarihinde 18'nci Alay'ın siperlerine girmeden önce çekilen o tarihi fotoğrafın bulunduğu noktaya 109 yıl sonra Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı tarafından Mustafa Kemal Yolu projesi kapsamında Atatürk Anıtı yapıldı. Atatürk'ün cephedeki orijinal fotoğrafı ile fotoğrafı çeken fotoğraf makinesi Alganer'in torunları tarafından 2007 yılında Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığına hediye edildi. Fotoğraf ve fotoğraf makinesi, müzenin en nadide parçaları arasında bulunuyor. Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı Tarihi Gelibolu Yarımadasındaki Eceabat ilçesine bağlı Bigalı köyü yakınlarında tespit edilen Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale Savaşları'ndaki ilk karargâhı ‘Mustafa Kemal Yolu' projesi, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığının çalışmasıyla ihya edildi. Mustafa Kemal Yolu' projesiyle, Atatürk'ün Çanakkale Kara Muharebelerindeki rolünün anlatılması, savaş alanlarının kapalı alanlardan çıkarılarak ziyaretçilere açılması, tarihi veriler doğrultusunda Mustafa Kemal Atatürk'ün, Çanakkale'ye intikalinden başlanarak kara muharebelerinde kullandığı yolda, ziyaret rotaları oluşturularak Tarihi Alanı'nın açık hava müzesine dönüştürülmesi hedefleniyor. ‘Mustafa Kemal Yolu', Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale'ye ilk adım attığı 25 Şubat 1915 tarihinden 18 Mart Zaferine dek 289 gün boyunca cephe ve karargah alanları dahil tüm hareket alanını kapsıyor. Atatürk'ün 25 Şubat 1915 tarihinde Çanakkale'ye gelip, 19. Tümen Karargahı'nı Maydos'ta kurmasıyla başlayan ve Bigalı, Kemalyeri, 180 Rakımlı Tepenin Güneyi, Düztepe'nin Güneyi ile Çamlıtekke'de kurmuş olduğu karargahları izleyen rotayı canlandırmalar aracılığı ile deneyimleme fırsatını ziyaretçiye sunan proje, Mustafa Kemal'in Çanakkale savaşlarındaki rolünü anlatarak, kara savaşlarının önemine dikkat çekiyor. Mustafa Kemal Yolu'nda çocuklar için özel alanlar tasarlanırken, konaklamalı turlar içinde kamp alanları oluşturdu. 17 kilometrelik yol ziyarete açıldı. ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Çanakkale Muharebeleri esnasında Mustafa Kemal Atatürk'ün çekildiği fotoğraflar içerisinde hikayesini bildiğimiz neredeyse nadir fotoğraflardan bir tanesinin heykel olarak şu anda yarımada içerisindeki sergilenmiş olduğu alanlardan bir tanesindeyiz. Tarih 17 Haziran 1915 günü, saat dört ve Mustafa Kemal Atatürk bulunmuş olduğu karargahın içerisinde silah arkadaşı Binbaşı Haydar Mehmet Alganer'i misafir ediyor. Alganer, siperin içerisine geçmeden önce karargahtaki bu misafirlik esnasındaki durumunu hatıralarında anlatıyor. İçeri geldiğinde Mustafa Kemal Kemal'in karargahının aslında neredeyse bir eve benzediğini, içerisinde bir köpeğinin, kuzusunun olduğunu anlatıyor. Bir süre sonra iki silah arkadaşı siperleri gezmek amacıyla çıkıyor. Bu esnada özellikle şu anda bulunmuş olduğumuz mevkie doğru ilerlerken Alganer diyor ki; ilk sipere girdiğimizde askerlerin bir kısmının Kur'an-ı Kerim okuduğunu, bazılarının dua ettiğini, namaz kıldıklarını gördüm. Ardından Mustafa Kemal'le birlikte siperleri gezmeye başladık. İşte bu gezi esnasında kendisi bir süre sonra gideceği bölgeyle ilgili bir tarifte bulunuyor ve diyor ki sırasıyla 18. Alay, 27. Alay siperlerini ziyaret edecektik ve bu esnada görev yapacağım Anafarta ovasını da görüyordum. Hatta Mahmuz Sırt üzerinde düşman da görünüyordu. İşte tarihi kaynaklarda Alganer'in bahsetmiş olduğu bu tarif esnasındaki bütün tanımlara uyan tek noktaysa şu anda bulunmuş olduğumuz bölge. Mustafa Kemal'in Çanakkale Muharebeleri esnasındaki çekilmiş olduğu fotoğrafın tam da çekildiği yerdeyiz. Hatta Alganer hatıralarında iki fotoğraf çekmiştim diyor. İşte çekmiş olduğu iki fotoğraftan bir tanesi de şu anda arkamızda bulunan heykeldi. Hatta daha da önemlisi bu fotoğrafı çeken fotoğraf makinesi ise bugün Çanakkale'de bulunan Çimenlik Kalesi içerisindeki müzemizde sergilenmektedir. Aile tarafından hediye edilen fotoğraf makinesi aslında bize tarihin tanıklığını yansıtmaktadır. Hatta bulunduğumuz bölgenin şu özelliği bulunmakta, şu anda biz aslında Mustafa Kemal'in Çanakkale Muharebesi esnasında kullanmış olduğu iki tane karargahının tam ortasındayız. Hemen altımızda bulunan 180 rakımı tepeyi yamacını 4 Haziran 1915 tarihine kadar kullanmış, 4 Haziran 1915 tarihinde ise hemen Kuzeyimizde bulunan Kemal Dere içerisindeki karargahına geçmiş olduğunu göreceğiz. Yani aslında Mustafa Kemal o günkü fotoğrafını bu iki tane karargahını aynı anda kullandığı dönem içerisinde çekilmiş olduğunu göreceğiz ki kendisi zaten arkasından da 8 Ağustos‘ta Anafartalar Grup Komutanlığı'na atanmakla birlikte Çamlıtekke'ye geçtiğini göreceğiz. Yani aslında şu anda Mustafa Kemal'in Çanakkale Kara Harbi esnasında kullandığı iki tane kritik karargahının tam ortasında tarihin belki de zamanı durdurulduğu o anın şahitliği içerisindeki tam da heykelin bulunduğu fotoğrafın çekildiği yerdeyiz" dedi.

Çanakkale Cephesi'nin Menüsü 110 Yıl Sonra Yeniden Yorumlandı Haber

Çanakkale Cephesi'nin Menüsü 110 Yıl Sonra Yeniden Yorumlandı

Dardanos Mutfak Akademisi Koordinatör Yardımcısı Öğretim Görevlisi Emre Mümin, yüksek lisans öğrencisi Emre Usta, Çanakkale Savaşları Enstitüsü Müdürü Utkan Emre Er'den oluşan proje ekibi, ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Karataş'ın danışmanlığında İttifak Devletleri'nin Çanakkale'yi terk ettiği 9 Ocak 1916 tarihinin anısına "Siperden Sofraya: Geçmişten Günümüze Modern Yorum Projesi"ni hayata geçirdi. Proje kapsamında arşivlerdeki binlerce harp ceridesi taranarak, Mehmetçiğin 110 yıl önce cephede yediği yemekler, Dardanos Mutfak Akademisinde, Akıncı Taktik Tekstil şirketi ANAFARTA markasının katkılarıyla Emre Mümin, Utkan Emre Er, ÇOMÜ Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü 3. sınıf öğrencileri Gülümser Yekta Güler ve Zeynep Meriç Göçer tarafından modern bir yorumla yeniden hazırlandı. "Siperden Sofraya: Geçmişten Günümüze Modern Yorum Projesi" kapsamında 110 yıl önceki malzemelerden yola çıkarak adaçaylı isli tereyağlı peksimet, içinde Gelibolu Yarımadası otları ile yağda kızartılmış taze asma ve kavrulmuş kuruyemiş bulunan un çorbası, salata olarak portakallı granita, pirinç keki üzerinde nohut püresi ve kavrulmuş et, papara olarak da bilinen et suyu ile ıslatılmış ve üzerine kavrulmuş zeytin serpilmiş ekşi peksimet, kuru nevale olarak da fındık krokanlı, çaylı ve üzümlü tatlı pişirildi. Hazırlanan menü daha sonra Çanakkale Vali Yardımcısı Abdül Kadir Duran, Amfibi Kolordu Komutanı Tümamiral Hüseyin Tığlı, ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, Avustralya'nın Çanakkale Konsolosu Laura Wauchope ile davetlilere ikram edildi. - "Amacımız yükselen değer gastronomiyi tarihimize nakşetmek" ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Erenoğlu, AA muhabirine, bu proje kapsamında Çanakkale Cephesi'nde Mehmetçiğe sunulan yemeklerle ilgili doğru bilinen yanlışları, İttifak Devletleri'nin bu toprakları terk ettiği 9 Ocak 1916 tarihinin yıl dönümü dolayısıyla masaya yatırdıklarını dile getirdi. Enstitü ekibinin, harp ceridelerini, komutan notlarını ve raporlarını ele aldığını anlatan Erenoğlu, şöyle konuştu: "Savaşın ilk gününden son gününe kadar askerlerimizin yediği öğünleri belgeledik. Aslında cephede sadece tahin ekmeği, üzüm hoşafı yedirilmediğini, protein bazlı menü sunulduğunu gördük. Öğünlerin tamamı olmasa da bir kısmını misafirlerimizle paylaştık. Amacımız yükselen değer gastronomiyi tüm alanlara, tarihimize nakşetmek." - "Yaptığımız çalışmalarda askerin aç kalmadığını gördük" Çanakkale Savaşları Enstitüsü Müdürü Utkan Emre Er de Çanakkale Savaşları ile ilgili doğru bilinen yanlışları, 110 yıl önce askerlerin, komutanların verdiği emirleri, harp ceridelerinden çevirerek düzeltmeye çalıştıklarını aktardı. Cerideler üzerinde çalışırken ellerindeki veriler arasındaki farklılıkları da tespit ettiklerini belirten Er, şunları kaydetti: "Dardanos Mutfak Akademisi, bir fikirle geldiler bize. Elimizdeki çalışmalarımızda eksik tespit ettik. Bilirsiniz acı bir reçete vardır hoşaf kullanımıyla alakalı, yaptığımız çalışmalarda askerin aslında aç kalmadığını, birçok emirde kolaya kaçan komutanların uyarıldığını, askerin ne yediğini bilmeyen kumandanın görevden alındığına varacak emirlerin olduğunu gördük. 110 yıl önceki savaşta askerlerimiz siperde, süngüyle, iradeyle bulundu aynı zamanda disiplinle çalışan bir ikmal hattıyla askerimizi besledik. Askerimiz yemeksizlik yaşamamıştır." Er, proje için 1400-1500 belge taradıklarını belirterek "Cephede bulunan tüm kuvvetlerin şimdiye kadar yayımlanan harp cerideleri tarandı. Ceridelerin dışında hatıratlardan da yararlanıldı." dedi. ÇOMÜ Turizm Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. İlker Türkeri ise Dardanos Mutfak Akademisi'nde uyguladıkları menünün tarihinin 110 yıl öncesine dayandığını hatırlatarak, "Bugün burada tarihin acı hatıraları, acı menüleri değil, askerimize güç veren, onu siperlerde güçlü tutan kavurma, portakal, peksimet gibi ürünlerin günümüz versiyonlarını davetlilerimizle buluşturuyoruz. Bu anlamlı menüyü de yerleşkemizde misafirlerimize sunmaktan onur ve mutluluk duyacağız." diye konuştu. Proje destekçisi Akıncı Taktik Tekstil şirketi ANAFARTA markasının Genel Müdürü Onur Pamuk da proje kapsamında 1915-1916 yıllarında Mehmetçiğin üzerindeki kılık, kıyafet, teçhizatı mankenler üzerinde sergileyerek, bu ruhu yaşatmanın onuruna eriştiklerini söyledi. - "O gün yapılan yemeklere saygı duruşunda bulunmak istedik" Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi ve Dardanos Mutfak Akademisi Koordinatör Yardımcısı Emre Mümin ise Siperden Sofraya Projesi'ni hayata geçirirken çok heyecanlandıkları anlattı. Araştırmalara başladıklarında bilinenlerin doğru olmadığını arşiv kaynaklardan tespit ettiklerini belirten Mümin, "O dönemin ürünlerini yorumlayarak o gün yapılan yemeklere saygı duruşunda bulunmak istedik. Askerimiz savaş döneminde ne yediyse, hepsini içerecek şekilde menü hazırlamaya gayret gösterdik." dedi. Menüde askerin önemli yiyeceklerinden biri olan peksimetin yer aldığını aktaran Mümin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü askerimiz siperde, bazen sıcak yemeğe ulaşamıyordu. Askerimizin çantasında her zaman peksimet bulunurmuş. Portakal çok önemli çünkü o dönemde taze meyve bulmak çok zor. Vücudun direncinin artması için portakal çok önemli. Anadolu'nun köylerinden halk tarafından kasa kasa portakal gönderiliyor. Nohut, et çok önemli menüde. Taze et bittiğinde konserve etle devam ediliyor. Un çorbası mutlaka menülerde bulunuyor. Paparaya da yer verdik menümüzde. Sabah kahvaltısında çay çok önemli. Hatta porselen bardaklarda çay içtiklerini gördük arşivlerde. Kuru üzüm de önemli ürünlerden bir tanesi." Mümin, ateş hattındayken askerin yemek yeme durumunun olamadığını, yanlarındaki peksimet, kuru üzüm gibi ürünleri tükettiklerini belirterek "Askerimizin aç kalmadığıyla ilgili bir gerçeklik var. Bu milletin askerlerini aç savaştırmadı diyebiliyoruz bu kaynak taramasından sonra. Hiç bir zaman 'Malzeme yoktu, yemek yiyemediler' kaygısının yaşanmadığını biliyoruz." diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.