Hava Durumu

#Göç

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Göç haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Göç haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

CHP’li Baran Yazgan, Edirne’nin Çocuk Nüfusunu TBMM Gündemine Taşıdı Haber

CHP’li Baran Yazgan, Edirne’nin Çocuk Nüfusunu TBMM Gündemine Taşıdı

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Edirne’nin çocuk nüfusunu TBMM gündemine taşıdı. TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı verilerine göre Edirne’nin, çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki oranı bakımından Türkiye genelinde sondan ikinci sırada yer aldığını vurguladı. “2022 yılında %17,7 olan bu oranın 2025 itibarıyla %16,9’a gerilemiş olması, Edirne’nin demografik yapısının hızla yaşlandığını ve ‘emekli kenti’ kimliğine büründüğünü somut bir şekilde ortaya koymaktadır” diyen Yazgan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na yazılı soru önergesi verdi. Yazgan, önergesinde şu soruları yöneltti: “Edirne’nin çocuk nüfus oranı bakımından Türkiye’nin en düşük oranına sahip ikinci ili olmasının temel sosyo-ekonomik gerekçeleri nelerdir? Edirne’de genç ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını olumsuz etkileyen bölgesel faktörlere (kreş yetersizliği, istihdam kaygısı, sosyal donatı eksikliği vb.) yönelik bakanlığınızca yürütülen bir saha çalışması bulunmakta mıdır? Komşu illerle kıyaslandığında ortaya çıkan bu derin uçurumun kapatılması ve Edirne’deki demografik erimenin durdurulması amacıyla il özelinde çalışmalar planlanmakta mıdır? Son üç yılda Edirne’den diğer illere göç eden ‘genç yetişkin’ (18-44 arası) nüfusun göç etme nedenleri arasında ekonomik refah ve çocuk yetiştirme imkanlarının yetersizliği ne derece rol oynamaktadır? Edirne’nin hızla yaşlanan nüfus yapısına paralel olarak, kentin ‘emekli kenti’ durağanlığından kurtarılması ve dinamik, üretken bir nüfus yapısına kavuşturulması için diğer bakanlıklarla eş güdümlü bir stratejiniz mevcut mudur?” HABER MERKEZİ

Milletvekili Aksal: “Belediyenin Birinci Önceliği Altyapı Olmalı” Haber

Milletvekili Aksal: “Belediyenin Birinci Önceliği Altyapı Olmalı”

AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, Halk Buluşması kapsamında basın mensuplarıyla bir araya geldi. AK Parti Edirne İl Başkanlığı’nda düzenlenen toplantıda kentin mevcut sorunları, devam eden projeler ve planlanan yatırımlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. ALTYAPI VURGUSU: “EN BÜYÜK SORUN BU” Edirne’nin en önemli sorunlarının başında altyapının geldiğini vurgulayan Aksal, geçmiş dönemlerden bu yana bu konuda ciddi eksiklikler yaşandığını ifade etti. Aksal; “Edirne’nin çok ciddi bir altyapı sorunu var. Milletvekilliğimin ilk döneminde de bu konuda ciddi destek verdik. Keşke altyapı daha önce tamamlanmış olsaydı ancak maalesef istenilen seviyede bir başarı sağlanamadı” dedi. Mevcut belediye yönetiminin zor bir tablo devraldığını da belirten Aksal, çalışmaların sürdüğünü ancak öncelik sıralamasının doğru yapılması gerektiğini dile getirerek; “Altyapı tamamlanmadan yapılan üstyapının çok bir anlamı yok. Özellikle Kaleiçi ve bazı ana caddeler oldukça kötü durumda. Bu yüzden belediyenin birinci önceliği altyapı olmalı” ifadelerini kullandı. İPSALA ORGANİZE SANAYİ VURGUSU Sanayinin kalkınmadaki rolüne dikkat çeken Aksal, Edirne’de son yıllarda önemli organize sanayi yatırımlarının hayata geçirildiğini söyleyerek; “Sanayi olmadan kalkınma olmuyor. Biz Edirne’de son 4-5 yılda 3 tane yeni Organize Sanayi Bölgesini hayata geçiriyoruz. İpsala, Keşan ve Uzunköprü olmak üzere Edirne’deki organize sanayimizi de genişletiyoruz” dedi. Kurulan sanayi bölgelerinin çevre dostu yapısına da değinen Aksal; “Bizim Edirne’de yapılan sanayi bölgelerimiz yeşil, yenilenebilir alanlar. Bu projeleri hayata geçirirken öncelikli hedefimiz kendi insanımıza istihdam sağlamak” ifadelerini kullandı. Aksal, göçün önlenmesinin de en önemli hedeflerden biri olduğunu belirterek; “Edirne göç vermesin, Uzunköprü ve Keşanlı kardeşlerimiz Çerkezköy’e gitmek zorunda kalmasın, kendi yaşadıkları yerlerde çalışsınlar istedik” diye konuştu. TARİHİ PROJELER VE TURİZM HAMLESİ Edirne’de devam eden restorasyon ve turizm projelerine de değinen Aksal, Selimiye Camii’nde yürütülen çalışmaların tamamlandığını hatırlattı. Restorasyon sürecinin uzun sürmesine rağmen gerekli olduğunu belirten Aksal, “Yapılan çalışmalar Selimiye’yi en az yüz yıl ileriye taşıyacak” dedi. Edirne Sarayı’nda çalışmaların hızla devam ettiğini belirten Aksal, sarayın tamamlanmasının Edirne turizmine büyük katkı sağlayacağını söyledi. “Edirne Sarayı tamamlandığında ziyaretçilerin şehirde daha uzun kalacağı bir turizm modeli oluşacak” diyen Aksal, kente kazandırılması planlanan kütüphane ve konferans merkezi projelerinin de önemine dikkat çekti. SARAÇLAR VE KENT DÜZENLEMELERİ Kent merkezinde yürütülen çalışmalar hakkında da bilgi veren Aksal, Saraçlar Caddesi’nde çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Edirne’nin tarihi dokusunun korunarak geliştirilmesi gerektiğini belirten Aksal, meydan düzenlemeleri ve Selimiye çevresine yönelik projelerin de gündemde olduğunu söyledi. “EDİRNE HEPİMİZİN” Aksal, açıklamalarında birlik ve ortak sorumluluk vurgusu yaparak, “Edirne hepimizin. Bu makamlar gelip geçici. Biz de elimizden gelen desteği vermeye devam edeceğiz. Ancak belediyenin tek başına bu yükün altından kalkması kolay değil. Devlet desteği şart” diye konuştu. SPOR VE YENİ PROJELER Kentin önemli değerlerinden biri olan Kırkpınar Yağlı Güreşleri için planlanan yeni stat projesine de değinen Aksal, bu yatırımın sadece bir haftalık etkinlik için değil, yılın tamamında kullanılabilecek şekilde tasarlandığını ifade etti. “Yeni Kırkpınar Stadı projesi, Edirne’ye çok yönlü bir spor ve etkinlik alanı kazandıracak” diyen Aksal, projeyle birlikte kentin sosyal yaşamının da canlanacağını söyledi. “EDİRNE EŞSİZ BİR ŞEHİR” Edirne’nin tarihi zenginliğine dikkat çeken Aksal, Eski Camii ve Üç Şerefeli Camii gibi önemli eserlerin birbirine yakın konumda bulunmasının dünya çapında nadir görülen bir durum olduğunu belirtti. “Metrekareye düşen tarihi eser sayısı açısından Edirne dünyada en önde gelen şehirlerden biri” diyen Aksal, bu potansiyelin doğru değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Aksal, açıklamalarının sonunda altyapı sorununun çözülmeden yapılan üstyapı yatırımlarının kalıcı olmayacağını yineleyerek, bu alandaki çalışmaların önceliklendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. HİLAL PEKER

Şallı: “26 Mart Eskisi Gibi Anılmıyor” Haber

Şallı: “26 Mart Eskisi Gibi Anılmıyor”

Edirne Belediyesi Müze Müdürlüğü, 26 Mart Balkan Savaşı’nı konu alan bir konferans düzenlendi. Trakya Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Doç. Dr. Hakan Şallı’nın konuşmacı olarak katıldığı konferans, Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Konuşmasında 1914 yılından bugüne 26 Mart anmalarını değerlendiren Doç. Dr. Şallı, artık ilk işgalin gerçekleştiği Ayvaz Baba Tabyası’na yürüyüşün yapılmadığını belirtti. Günümüzde daha kısa yürüyüşlerin yapıldığını söyleyen Şallı; “Edirne 1913 tarihinde Bulgar işgaline girdikten sonra bunun üzerinden bir yıl geçmesinin ardından bu gibi bir hatırlama sahnesine dönüşüyor. Bu dönemde Edirne'de bulunan öğrenciler, sabahın erken saatlerinde Sarayiçi yerleşkesine giderler ve burada hem o esaret günlerini anarlar hem de olay daha çok sıcak olduğu için aslına bakılırsa intikam yeminleri ederler, Bulgarlardan alınacak intikama dair yemin ederler. Sarayiçi’nde bulunan ekip ikiye ayrılır ve bir kısmı Edirne'nin 6 kilometre ötesindeki Edirne'nin ilk düştüğü tabya olan Ayvaz Baba Tabyası'na yürüyerek şehitleri yad ederler. Ancak 1915 yılından itibaren biz bu kara günün hızlı bir şekilde unutulduğunu görüyoruz. Bunun arka planında dönemin siyasi konjonktür yer almaktadır. Birinci Dünya Savaşı başlamıştır ve Osmanlı Devleti ile Bulgaristan bir ittifaktadır. Artık intikam alınacak bir Bulgaristan yoktur karşımızda ve müttefik komşu bir Bulgaristan vardır. Bu tarihlerde Edirne'de bir yerel basın faaliyeti de yoktur. 26 Mart'ın nasıl anıldığını, nasıl hatırlandığını, nerede hangi pratiklerle gündeme geldiğini göremiyoruz. 1919 yılına kadar Trakya Paşaeli Gazetesi'nde 1914 yılındaki etkinliklerin, anma törenlerinin yine aynı şekilde saray içinde aynı ritüellerle gerçekleştirdiğini görürüz” dedi “CUMHURİYET DÖNEMİNDE ANMA PRATİKLERİ DEĞİŞMEYE BAŞLADI” Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise anma pratiklerinin içeriğinin yavaş yavaş değişmeye başladığını belirten Şallı; “Cumhuriyet kurulmuştur, Ulu Önder Atatürk Cumhurbaşkanı olmuştur. Artık 26 Mart'a hatırlanırken Mustafa Kemal Atatürk de 26 Mart'ın bir parçası haline gelir. 1950’li yıllara geldiğimiz zaman 26 Mart çok güçlü bir şekilde hala hatırlanmaya devam eder. Çünkü bu tarihlerde Bulgaristan'dan Türkiye'ye çok büyük bir göç vardır, çok büyük bir acı vardır. Ancak 1960’lı yıllardan itibaren 26 Mart'ın yavaş yavaş anma pratiklerinin söndüğünü, grileşmeye başladığına şahit oluruz. Artık 26 Mart anma törenlerinde birinci ağızdan bir anlatım, bir esaret hayatı duymayız. Dolayısıyla bu duygunun yavaş yavaş sönümlenmesine neden olur. 2000’li yıllara geldiğimizde ise artık 26 Mart'ın çok daha farklı şekilde hatırlandığını 1914 yılında yapılan Ayvaz Baba Tabyası’na yürüyüşün artık yapılmadığını, bu yürüyüş mesafelerinin çok daha kısaldığını görmekteyiz” diye konuştu. ŞENER ŞENTÜRK

Prof. Dr. Güner’den Su Kıtlığı Sunumu Haber

Prof. Dr. Güner’den Su Kıtlığı Sunumu

Trakya Üniversitesi (TÜ) Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇEVSAM) ve Su Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğiyle Dünya Su Günü etkinlikleri kapsamında “Su ve Sürdürülebilirlik” semineri düzenlendi. Mimarlık Fakültesi Mimar Sinan Amfisinde düzenlenen seminerde Su Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Utku Güner sunum yaptı. “TATLI SU SIKINTISI ÇEKİYORUZ” Dünyanın 4’te 3’ünün su olduğuna dikkat çeken Güner; “Ama bunun içinde çok kısıtlı miktarda tatlı suya sahibiz. Suyun yüzde 97’lik kısmı deniz suyu. Deniz suyu, kullanım suyu olmadığı için hesaplamalara girmiyor. Suyun yüzde 1’den daha küçük bir kısmı tatlı su olarak kullanılabilir. Dolayısıyla tatlı su sıkıntısı çekiyoruz” ifadelerini kullandı. “SUYA BAĞLI NEDENLERDEN DOLAYI GÖÇ EDİYORLAR” Güner, suyun sürdürülebilirliği konusunda ciddi sıkıntılar olduğunu söylerken; “Dünyada yaklaşık 700 milyon kişi su ve suya bağlı nedenlerden dolayı göç ediyor. Gelecekte de buna benzer sorunlar göreceğiz. Dünya su sıkıntısı çekiyor. İklim krizi, savaşlar, ekonomik krizler bütün bunları destekliyor. Aynı zamanda ciddi bir problem de var” dedi. “SON 10 YILDIR TRAKYA’DA YOĞUN BİR KURAKLIK GÖRÜYORUZ” İklim krizinin suyun rejimini değiştirdiğini belirten Güner; “Geçtiğimiz günlerde sıcaklık 5-6 dereceydi, bugün 18 derece. Dün yağış vardı, bugün her taraf kurak. Son 10 yıldan beri Trakya’da yoğun bir kuraklık gözlüyoruz. Nehirlerimiz neredeyse kuruma ölçüsüne geldi. Artık göllerimizin, nehirlerimizin suyu olduğu zaman habere çıkarıyoruz. Bu da şu anlama geliyor; gelecekte su sıkıntısı ciddi boyutlarda olacak. Fiziki eksiklik yaşıyoruz. Yağış rejimleri değişti, bozuldu. Bütün bunlar su seviyesinde fiziki kıtlığa yol açıyor” sözlerine yer verdi. “SUYU TİCARİ GÖRÜRSENİZ ERİŞİMİMİZ OLMAZ” Güner, altyapı eksikliği ya da ekonomik nedenlerden dolayı suya erişimin zor olduğunu söyleyerek; “Ekonomik kıtlık gerçekten önemli bir neden. Diğer bir problem de sosyal boyut. Su kaynaklarını ticari olarak görürseniz, her su kaynağını bir şirkete verirseniz, barajları verirsek, bütün su alanlarını şirket özelleştirirse; suya erişimimiz olmaz. Bu gerçekten büyük bir problem” dedi. “1980’LERDEKİ GİBİ TÜKETSEK SÜRDÜRÜLEBİLİR OLURDU” Türkiye’nin 1980’lerde ekolojik ayak izi ile biyokapasitesinin eşitlendiğine dikkat çeken Güner; “1980’lerdeki gibi tüketseydik, orada kalsaydık sürdürülebilirdi. Ama aradan 40-50 yıl geçti. Artık sürdürülemez bir Türkiye’de yaşıyoruz. Geleceğimizden çalıyoruz ve bugünkü iklim krizine yol açıyor. Şu anda sizler de sonraki 30-40 yılın geleceğinden çalarak yaşıyorsunuz. ‘Ne kadar tüketim yaparsak sürdürülebiliriz?’ diye bir hesap yaptık. Şu andaki harcamaların 3’te birini yapmamız gerekiyor. Sürdürmek istiyorsak bunu kabul etmek zorunda kalacağız” ifadelerine yer verdi. “YÜZDE 70’İ TARIMDA, YÜZDE 20’Sİ ENDÜSTRİDE KULLANILIYOR” Güner, suyun yüzde 70’inin tarımda, yüzde 20’lik kısmının ise endüstride kullanıldığını belirterek; “Herkes suyun kullanımı denildiği zaman çeşmeleri kapatmak, damlamasını engellemek diye düşünür. Hep bu konuda imaj oluşturulur. Kimse şunu düşünmez; ‘Sanayide su kullanımını azaltırsak ciddi anlamda verim sağlarız.’ İklim değişikliğinde biz her zaman suya bakıyoruz. Havanın ısınması ya da soğuması, diğer parametrelerden daha önemli olarak sudaki değişime bakmak zorunda kalıyoruz. Bir şişe ne kadar maliyetli? Pet şişe su için 3 litre su harcıyoruz. O şişenin 4’te biri kadar yakıt kullanıyoruz. Çok büyük rakamlara mal oluyor. Bunu Avrupa gördüğü için yasaklamaya başladı” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.