Hava Durumu

#Iklim Krizi

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Iklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Şadan Şimşek: “Meriç Nehri Bir Boru Hattı Değil, Yaşam Kaynağıdır” Haber

Şadan Şimşek: “Meriç Nehri Bir Boru Hattı Değil, Yaşam Kaynağıdır”

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, Meriç Nehri Endüstri Suyu Projesi hakkında yazılı bir basın bildirisi yayımladı. Şimşek, sanayiye karşı olmadıklarını ancak plansız, çarpık ve çevresel maliyetleri göz ardı eden sanayi anlayışına itiraz ettiklerini vurguladı. Trakya’nın jeolojik yapısı korunarak, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan sürdürülebilir bir kalkınma modelinin esas alınması gerektiğini ifade etti. Yıllar önce TEMA Vakfı başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve siyasi partilerle birlikte İstanbul sanayisinin Trakya’ya taşınmasının çevreyi, tarım alanlarını ve su kaynaklarını tüketeceği yönünde uyarılarda bulunduklarını hatırlatan Şimşek, bu uyarıların bilinçli şekilde görmezden gelindiğini belirtti. Bugün gelinen noktada Ergene Nehri başta olmak üzere Trakya’daki su varlıklarının kirlenme ve tükenme riskiyle karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Şimşek, Meriç Nehri Endüstri Suyu Projesi’nin, bilimsel veriler ışığında değerlendirilmediğini savunarak, projenin su güvenliğini sağlamak yerine sorunu başka bir havzaya taşıdığını ifade etti. İklim krizi nedeniyle Meriç Havzası’nda düzensiz akış, yaz aylarında ciddi debi düşüşü ve artan kuraklık riski bulunduğuna dikkat çekti. Buna rağmen sanayi için nehirden sürekli ve yüksek miktarda su çekilmesinin planlandığını, tarımın, ekosistemin ve yerel halkın su ihtiyacının geri plana itildiğini kaydetti. Yetkililerin projeyi yeraltı sularını koruma gerekçesiyle savunduğunu aktaran Şimşek, bir havzadaki yanlış su kullanımının başka bir yüzey suyunu zorlayarak çözülemeyeceğini, bunun sürdürülebilir bir yaklaşım olmadığını söyledi. Meriç Nehri’nin sınır aşan bir su kaynağı olduğunu hatırlatan Şimşek, Bulgaristan ve Yunanistan ile paylaşılan bu nehir üzerinde uluslararası bağlayıcılığı olan bir su yönetimi planı olmadan atılacak adımların ileride diplomatik, hukuki ve çevresel sorunlara yol açabileceğini ifade etti. Açıklamada, proje kapsamında planlanan baraj, gölet ve su aktarım sistemlerinin nehir ekosistemi, tarımsal sulama, taşkın rejimi ve bölge halkının su hakkını bütüncül şekilde ele almadığına dikkat çekildi. Trakya’nın sınırlı su kaynaklarının kim için kullanılacağı sorusunu yönelten Şimşek, halkın, çiftçinin ve doğanın suyu yerine suyu yoğun tüketen sanayi modelinin korunmak istendiğini savundu. Çözümün nehirlerden daha fazla su çekmekte değil, sanayide zorunlu su tasarrufu, geri kazanım sistemleri, kapalı devre üretim ve gerçek bir su yönetimi politikası geliştirmekte olduğunu belirten Şimşek, “Meriç Nehri bir boru hattı değildir. Bir ekosistemdir, bir yaşam alanıdır, ortak geleceğimizdir” ifadelerini kullandı. Bilimi yok sayan ve halkı sürecin dışına iten anlayışı kabul etmediklerini vurgulayan Şimşek, kamuoyunu, meslek odalarını, bilim insanlarını ve yerel yönetimleri Meriç Nehri Endüstri Suyu Projesi’ne karşı ortak akıl ve kamusal sorumlulukla hareket etmeye davet etti. Açıklamasını “Su haktır, ticari meta değildir. Meriç Nehri Trakya’nındır” sözleriyle tamamladı. HABER MERKEZİ

Edirne Barosu’ndan Çocuk Hakları Çağrısı Haber

Edirne Barosu’ndan Çocuk Hakları Çağrısı

Edirne Barosu Aile, Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kapsamında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı Komisyon Üyesi Avukat Özge Hazır yaptı. Hazır, çocuk hakları fikrinin dünya savaşlarının ardından yaşanan büyük yıkımlar ve milyonlarca çocuğun maruz kaldığı acıların sonucunda ortaya çıkarak uluslararası toplumun vicdanında kökleştiğini belirtti. 1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi ve sonrasında kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bu mücadelenin temel taşları olduğunu hatırlattı. Hazır, aradan geçen yıllara rağmen savaş, göç, iklim krizi ve eşitsizliklerin çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerinin sürdüğünü vurgulayarak ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin çocukları eğitim hakkından kopardığını, pek çoğunun da ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakıldığını ifade etti. “HER ÇOCUĞU KENDİ ÇOCUĞUNUZ GİBİ SAHİPLENİN” ÇAĞRISI Hazır, açıklamanın devamında, şu ifadelere yer verdi: “Çocuk İnsanın Verebileceğinin En İyisine Layıktır. İnsanlık tarihinde çocuk hakları fikri, özellikle iki büyük dünya savaşının ardından yaşanan yıkım ve bu yıkımın ortasında kalan milyonlarca çocuğun gördüğü zulüm ve maruz kaldığı mağduriyetlerle kökleşmiştir. Savaşın fiziksel ve duygusal yaralarını taşıyan, yetim kalan ve temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılan bu çocuklar, uluslararası toplumun vicdanında derin bir iz bırakmıştır. 1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi gibi ilk adımlar, bu acı tecrübelerin ışığında atılmıştır. Bu mücadele, çocukların sadece korunmaya muhtaç nesneler değil, aynı zamanda hak öznesi bireyler olduğu bilincini güçlendirmiştir. Ancak ne yazık ki, aradan geçen onca yıla rağmen, günümüzde dahi savaşın, göçün, iklim krizlerinin ve eşitsizliğin pençesindeki çocuklar, tıpkı geçmişteki akranları gibi benzer tehditler ve hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Çocuk haklarına giden bu yolculuk, bitmeyen bir sorumluluğu ve sürekli bir uyanıklığı gerekli kılmaktadır. Bugün, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü. Bu tarih, 1989 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin kabulünün yıl dönümü olmakla birlikte, bugün bir imza töreninin çok ötesinde, insanlık vicdanının çocuklarımızın hakları için yükseltildiği evrensel bir sestir. Çocuklar, bu dünyanın en saf gerçeği, en değerli varlığı ve geleceğimizin tartışmasız tek umudu olarak kabul edilmelidir. Çocuk hakları anlayışının doğuşunu müjdeleyen Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi'nden bu yana, çocuk mücadelesinin ruhunu besleyen temel bir inanç vardır; Çocuk, insanın verebileceği sevginin, güvenliğin, eğitimin, sağlığın ve onurun tartışmasız en iyisine layıktır. Bu temel prensip, Sözleşme’nin temel taşı olan ‘Çocuğun Yüksek Yararı’ ilkesinin özünü teşkil etmektedir. Biz yetişkinler, kurumlar ve devletler olarak, çocukları etkileyen her kararı alırken, onlara her zaman en iyisini sunmakla yükümlüyüz. Ancak, ne yazık ki bu ulvi idealden çok uzaktayız. Dünyanın en parlak ışıkları olan çocuklarımız, karanlık köşelerde acımasız ihlallerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bu acı, bazen sokak ortasında şiddete maruz kalan bir çocuğun çaresizliğinde, bazen en güvendiği tarafından istismar edilen bir çocuğun gözlerinde, bazen de akran zorbalığıyla ömür boyu taşıyacağı yarayla bir çocuğun yüreğinde saklanmaktadır. Çocuklar, en güvende hissetmeleri gereken evlerinde ve okullarında dahi onarılamaz hasarlara maruz kalmakta, en temel haklarından mahrum bırakılmaktadır. Bu noktada, toplum olarak üstesinden gelmemiz gereken derin yapısal sorunlar bulunmaktadır. Toplumun koruma mekanizmalarından mahrum kalan ve suça sürüklenen çocuklar, kendilerine özgü sistem içerisinde koruma altına alınmayı, rehabilite edilmeyi ve toplumsal hayata yeniden kazandırılmayı hak etmektedir. Onların suça yönelimi, yetişkinlerin onlara güvenli bir çevre sunma yükümlülüğündeki başarısızlığının bir göstergesidir. Aynı hassasiyetle, suçun bizzat hedefi olmuş çocukların korunması, adalet sistemimizin en temel önceliği olmalıdır. Suç mağduru çocuklar, yeniden travmatize edilmeden, yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun, uzmanlar eşliğinde dinlenmeli ve yargı süreçlerinde özel olarak desteklenmelidir. Onların adalet arayışı, ikincil mağduriyetler yaratılmadan titizlikle yürütülmelidir. Ekonomik ve sosyal eşitsizlikler nedeniyle eğitim hakkından koparılan çocuklarımız, ağır koşullarda çocuk işçiliğine mecbur bırakılmaktadır. Bu durum, onların bedensel ve zihinsel gelişimlerini tehdit etmekle kalmayıp, geleceğe dair tüm umutlarını da çalmaktadır. Gelecek nesillerin potansiyeli sistematik olarak sömürülürken, buna kayıtsız kalmak, insanlık vicdanının kabul edebileceği bir durum değildir. Bu Dünya Çocuk Hakları Günü’nde, söz konusu ihlallere karşı duruşumuzu bir kez daha net bir şekilde ortaya koyuyoruz. Sloganımızı bir yaşam felsefesi haline getirme ve kurumsal bir taahhüt olarak benimseme sorumluluğunu taşıyoruz. Bu önemli günde, tüm kurumları ve bireyleri her çocuğu kendi çocuğumuz gibi sahiplenmeye davet ediyoruz. Onların yaşam, gelişim ve onurlu bir hayat sürme başta olmak üzere bugün yıldönümü olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin bizleri korumakla yükümlü kıldığı tüm haklarını en güçlü şekilde savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna bildiriyoruz. Unutulmamalıdır ki, onlara sunduğumuz her güvenli alan ve her eşit fırsat, bizi zorbalıktan, şiddetten ve sömürüden arınmış, daha merhametli bir geleceğe taşıyacaktır.” HİLAL PEKER

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.