Hava Durumu

#Istrancalar

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Istrancalar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Istrancalar haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. İnci; “Kimse Facia Yaşanmayacağının Garantisini Veremez” Haber

Prof. Dr. İnci; “Kimse Facia Yaşanmayacağının Garantisini Veremez”

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne bağlı Ukrayna’da 1986 yılında meydana gelen Çernobil faciasının 40’ncı yılında Edirne’ye etkilerini Batı Ekspres’e anlatan Trakya Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Osman İnci, söyleşinin ikinci bölümünde ise Kırklareli’nde kurulması planlanan Nükleer Enerji Santrali’ne dikkat çekti. Prof. Dr. İnci, kurulması planlanan santralde yaşanacak bir faciada, Batı Karadeniz kıyısına, longoz ormanlarına, bitki türlerine, longoz göllerine, deniz balıkçılığına zarar vereceğini söylerken; facia yaşanmayacağının garantisinin verilemeyeceği belirtti. “METEOROLOJİ VE BİYOLOJİ SINIR TANIMAZ” Çernobil Nükleer Enerji Santrali’ndeki facianın ardından yağmur bulutlarının Edirne’ye kadar ulaştığını hatırlatan İnci; “Çernobil yağmuru Edirne’ye nasıl geldi? Meteoroloji ve biyoloji sınır tanımaz. Burada milli park, kuş göç yolu, endemik bitki var. Milli parkın bittiği yere 3-4 kilometre mesafeye nükleer santral kurmak istiyorlar. Hiç kimse bir facia yaşanmayacağının garantisini veremez. Japonya, santrali 7 büyüklüğünde depreme göre yapmıştı, 9 büyüklüğünde oldu ve bitti” ifadelerini kullandı. “HEPSİNİ BİTİRİR” İnci, nükleer enerji santralinin kurulması durumunda kullandığı suyun denize bırakılacağını söylerken; “Deniz suyu ne olacak? Suyu aldın, denize bıraktın, nereye gidecek? Karadeniz’e gidecek. Tüm Batı Karadeniz’in kıyısını bitirir. Bir iddia daha var; o bölgenin yeraltı akıntısı boğazdan geçiyor diye. Ayrıca su basar ormanlarının özelliği şudur; med ve cezir vardır. Deniz suyu ile tatlı su ekolojisinin olduğu özel bir yerdir. Denizin dibine verilecek soğutma suyunun longoz göllerine girmeyeceğinin garantisi var mı? 1-2 derecelik değişiklik orasını da bitirir. O ekosistemde üreyen bitkiler ve yaşayan balıklar var. Hepsini bitirir” dedi. “UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ’NE GİRSEYDİ BU İŞ BİTMİŞTİ” Kırklareli’nin dünya longozları açısından ikinci sırada olduğunu belirten İnci; “Amazon birinci, buradakiler ikinci. Endemik bitki açısından da hatırı sayılır bir varlığa sahibiz. 2007’de milli park ilan ediliyor. Ondan önce koruma alanı planı 2 bin 155 hektardı ve o da bizim dönemimizde yaptığımızdır. Hiç mi bir yer kalmadı da buraya çöküyorsun? Sağ tarafına gidiyorsun Kıyıköy var. Etrafı evlerle dolu. Eğer bizim söylediğimizi yapsalardı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girseydi bu iş bitmişti. Takip edilmedi. Benim dönemimden sonra Trakya Üniversitesi 1/100.000’lik haritadan çekildi. Teslim edildi” sözlerine yer verdi. “BÖYLE BİR YERİN KULLANILMASI KABUL EDİLEMEZ” İnci, Trakya bölgesine nükleer enerji santrali kurulmasına karşı olduğunu vurgularken; “Trakya’ya nükleer santral yapılmasına şiddetle karşıyım. Trakya’yı bitirir. Gelmesine bağlı sonuçlara baktığımızda orasının turizmi, deniz balıkçılığı, ormanları biter. Istrancalar’ı bitirir. Öyle bir yerin bu amaçla kullanılmasını kabul edilemez buluyorum” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Prof. Dr. Tolunay; “Deniz Çayırlarını Kaybedersek Balıkçılık Biter” Haber

Prof. Dr. Tolunay; “Deniz Çayırlarını Kaybedersek Balıkçılık Biter”

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Kırklareli’nin Vize ilçesinde düzenlenen “Nükleer Santral İstemiyoruz” panelinde, Kırklareli’nde kurulması planlanan nükleer santralin etkileri ile ilgili konuştu. Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği’nin düzenlediği panelde konuşan Prof. Dr. Tolunay, nükleer santralin Trakya bölgesindeki tarım üretimi, balıkçılık, orman varlığı ve canlı yaşamına etkilerine dikkat çekti. “DÜNYANIN EN ÖNEMLİ LONGOZLARI VAR” Tolunay, Trakya’nın kuzeyinde Istrancalar’ın bulunduğunu, 3 denize komşu olması nedeniyle Akdeniz ikliminin de yaşandığını ve canlıların göç yolu olduğunu belirterek; “Tür çeşitliliğimiz bu yüzden çok fazladır. Göllerimiz, ormanlarımız var. Türkiye’de görebileceğiniz bütün ekosistemleri Trakya’da görebilirsiniz. Dünyanın en önemli longozlarından birisi de var Trakya deyince aklımıza meşe geliyor. Türkiye’nin en güzel meşe ormanları da buradadır. Bütün bunlar risk altındadır” ifadelerini kullandı. “EN ÖNEMLİ ETKİLERİNDEN BİRİ DENİZE OLACAK” Tolunay, Kırklareli’nde kurulması planlanan nükleer santralin en önemli etkilerinden birinin denize olacağını söyleyerek; “Soğutma suyunu denizden alacak, tekrar denize verecek. Deniz suyunun ısınmasına ne gibi etkisi olacak? Burada deniz çayırları, balık yumurtlama alanları var. Deniz çayırlarını kaybedersek balıkçılık biter” sözlerine yer verdi. “TARIM ÜRETİMİNİ DESTEKLEMEK GEREK” Bölgede yaklaşık 1 milyon hektar tarım alanı olduğunu hatırlatırken; “Buğday, çeltik, ayçiçeği üretimi Türkiye için son derece önemlidir. Niye burada tarımı daha da geliştirip İstanbul’u besleyecek bir hale getirmiyoruz? İstanbul’un suyu buradan geliyor. Burada tarımı destekleyip üretim yapmak gerekirken; tarım alanlarını birçok tesisle yok ediyoruz. Hayvancılıkta kıvırcık koyunumuz dünyaca meşhurdur. Türkiye’nin et sorununa çözüm olacak. Bunların desteklenmesi gerekir” dedi. “YERLİ VE MİLLİ ENERJİ DEĞİLDİR” Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını belirterek; “Yüzde 30-40 enerji verimliliği ya da enerji tasarrufunu hiç konuşmuyoruz. Buraya harcayacağımız parayı depolama sistemlerine yatıralım. Nükleer enerji, yerli ve milli enerji değildir. Dışa bağımlılığı azaltan bir enerji değildir. Akkuyu Nükleer Santrali devreye girdikten sonra Rusya’ya bağımlıyız. Burasını da Çin yaparsa Çin’e bağımlı olacağız. Ucuz da değil. O zaman niye yapıyoruz? Bunu sorgulamamız lazım” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

“Istrancalarda Planlanan ve Var Olan RES Sayısı Yaklaşık 2 Bin” Haber

“Istrancalarda Planlanan ve Var Olan RES Sayısı Yaklaşık 2 Bin”

DOKU Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem, 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü ile ilgili açıklama yaptı. Çidem, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 3 Mart tarihini Dünya Yaban Hayatı Günü ilan ettiğini hatırlatırken, şu ifadeleri kullandı; “Aynı ekolojiyi paylaştığımız dağda, ormanda, suda yaşayan canlıların günü. Dünyamızda var olan canlı türlerinin yok oluşuna dikkat çekmek, korumak ve farkındalık yaratmak için 2014 yılında ilk defa kutlandı. Özellikle 3 Mart’ın yaban hayatı günü ilan edilmesi anlamlı. Çünkü, Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi’nin (CITES) 1973 yılında 3 Mart’ta imzalanmıştı. Ancak günümüzde azgın bir azınlığın oluşturduğu, doğadaki işgal kuvvetleri yaban hayatını yok ediyor. Yaban hayatının varlığını sürdürmeye çalıştığı yer onların dünyası; yaşam alanı. Domuzun, sincabın karıncanın, kurdun, kuşun evi. Biz ise onların evlerini başına yıkıyoruz. Bilinçsizce, acımasızca yapılan avcılık, vahşi madencilik ve plansız enerji sektörü yatırımları ile katlediyoruz. Istrancaların ortasında orman içinde kurulan RES (Rüzgar Enerji Santralleri) ve orman derinliklerinde gördüğümüz ‘dikkat kamyon çıkar’, ‘dikkat iş makinesi çıkar’ yerde gördüğümüz tabelalara rastlıyoruz. Yaban hayatının yaşam alanlarında olmaması gereken faaliyetler yaban hayatını olumsuz etkiliyor. Yaban hayatı sahipsiz. Sermayesi yok. Söz hakkı yok. Basını yok. TV si yok. İnsanoğlunun doymak bilmeyen aç gözlülüğü, vicdansızlığı onları güçsüz bırakıyor. Yaşam alanlarını savunacak güçleri yok. TV haberlerinde domuzların Kırklareli’de pazara, İstanbul’da boğaza, Bodrum’da mahalleye indiğini izliyoruz. Gitmesinde ne yapsın. Sermaye dağa çıkınca, domuzlar boğaza, mahalleye ve pazara indi. Haberlerde ve yorumlarda insanımız hala ‘buralarda ne işi var?’ diyor. Ne yapsın? Senin evini başına yıksalar, evinin içinde dinamitler patlasa, bahçende iş makinaları ve kamyonlar dolaşsa sen ne yapardın? Günlük çıkarlar uğruna yok ettiğimiz yaban hayatın mensuplarını sirklerde, akvaryumlarda ve hayvanat bahçelerinde görebiliyoruz. Ne yazık ki onlar eziyet çekerken, keyifle izlemeye devam ediyoruz. Bir anlık empati yapalım. Biz kafeste onlar tribünde. Oldukça iç acıtıcı değil mi? Bulgaristan sınırına AB mülteci göçünü önlemek için 4-5 metrelik jiletli-dikenli teller çekti. AB kendi sınırlarının güvenliği için diyor. Ancak yaban hayvanları binlerce yıldır üremek, kış uykusuna yatmak, beslenmek, su içmek ve yaşamak için kullandıkları güzergah bir anda kapatıldı. Karşıya gidemeyenlerin feleği şaştı. Sözde insan ve hayvan haklarını savunan Avrupa, Istrancalar’daki doğal yaşamı yok saydı. Mülteciler bir şekilde geçmek için yol buluyor. Ya yaban hayvanları? Doğal yaşamın ortasına AB tarafından finanse edilerek yapılan öldürücü bariyer karada ki yaban hayatını yok ediyor. Öldürüyor. AB bunu yaparken biz ne yaptık? Istrancalar tüm Palaearktik bölgenin ana kuş darboğazlarından üzerindedir. Bu nedenle, bölgede rüzgâr santralleri inşa edilmesi tüm biyocoğrafya bölgesindeki (Göçmen Kuşları) avifaunayı çok ciddi olarak etkileyerek olumsuz sonuçlar doğuracağı bilimsel raporlar ile sabit iken yüzlerce kurulan, binlerce planlanan RES var. İletim hatları kuşları yok sayarak planlanınca, leylekler ve nesli tehlike altında olan ŞAH Kartallar ölüyor. Aslında öldürülüyor. Şah Kartal Yuvalarının bulunduğu üreme ve yaşama alanları RES ile dolduruluyor. Kırklareli’de bulunan tek Küçük Akbaba yuvasının önüne RES dikmek hangi bilimsel temele dayanmaktadır.? Istrancalarda planlanan ve var olan RES sayısı yaklaşık 2 bin adet. Hepsi gerçekleşirse, kuşlara uçacak gökyüzü, konacak dal kalmayacak. Plansız yapılaşmayla zaten karada yaşayanların yaşam alanları da her geçen gün daralıyor. Ne havada, ne karada yaşama şansı bırakmadığımız yaban hayatı gününü kutlamaktansa, bir an önce onları korumak ve yaşatmak için gerekeni yapmak, insan olmanın gereğidir. Son yıllardaki düzensiz göçmen sorunu ülke ya da ülkelerin sorunu değil bütün insanlığın sorunudur. Bu sorunu doğal ve insani olmayan yöntemlerle (örneğin ülkeler birbirlerinin sınırına yüksek duvarlar, jiletli dikenli teller) çözmeye çalıştıklarında bunun diğer hayvan popülasyonlarına yansıması acımasız ve geri dönüşümsüz olabilmektedir. Bir hayvanın veya hayvan grubunun yiyecek veya eş aramak için düzenli olarak üzerinde seyahat ettiği ve komşu hayvanlar veya aynı türden gruplarla örtüşebilecek bir yaşam alanı vardır. Hayvanlar bu alanı binlerce yüzbinlerce yıldır kullanmaktadır ve bu alandaki davranışlarını hareketlerini çoğunlukla içgüdüsel olarak gerçekleştirirler, yani gen kontrollüdür. Bu alanlardaki insani faaliyetleri (yollar, otobanlar, yerleşim yerleri, sanayi aktiviteleri, ülke sınırlarını çizme-koruma amaçlı dikenli – jiletli teller, yüksek duvarlar v.b.) maalesef hayvanların yapmak zorunda oldukları bu hareketleri engeller. Sonuçta otobanlarda ezilmeler, yerleşim alanlarında, sınır boylarında yaralanmalar-ölmeler gerçekleşmektedir. Hayvanların hiçbir suçu yokken insanların bu faaliyetleri maalesef habitatlarını parçalayarak onların beslenme ve üreme faaliyetlerine zarar vermekte, o hayvan türünün popülasyonlarının izole olmasına dolayısıyla iç döllenmenin artmasına ve sonuç olarak genetik çeşitlilikte azalmaya yol açarak popülasyonlarının azalıp yok olmalarına neden olmaktadır. Son yıllarda bunu engellemek için çeşitli yöntemler uygulanmaya başlanmış ve ekolojik koridor-yeşil koridor – yaban yaşamı koridoru gibi insani faaliyetleri veya yapıları ile ayrılmış yaban hayatı popülasyonlarını birbirine bağlayan habitat alanları oluşturulmaya çalışılmakta, böylece o alanlardaki hayvan popülasyonlarının korunması amaçlanmaktadır. Türkiye-Bulgaristan sınır hattı boyunca hayvanların izledikleri rotalar ortaya çıkarılırken aktif geçiş rotalarında bu şekilde yaban yaşamı koridoru-yeşil koridor ya da ekolojik koridorlar yapılması biyoçeşitliliğimizi korumak açısından önemli bir adım olacaktır. Her canlının yaşam hakkı kutsaldır” sözlerine yer verdi. HABER MERKEZİ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.