Hava Durumu

#Kitap

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Kitap haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kitap haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tuna Ortaylı'dan Babası İlber Ortaylı'ya Hüzün Dolu Veda Haber

Tuna Ortaylı'dan Babası İlber Ortaylı'ya Hüzün Dolu Veda

İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden usta tarihçi İlber Ortaylı bugün son yolculuğuna uğurlanacak. Fatih Camii'nde son yolculuğuna uğurlanacak İlber Ortaylı için ilk tören yıllarca çalıştığı Galatasaray Üniversitesi'nde yapıldı. Tören öncesi bölgede güvenlik önlemi alınırken, uzun kuyruklar oluşturan vatandaşlar üniversiteye alınırken kimlik kontrolünden geçirildi. Törende siyaset, sanat ve spor camiasından çok sayıda isim bulundu. Törene AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Eski KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Muhammed Uludağ, İlber Ortaylı'nın kızı Tuna Ortaylı, Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, Ortaylı'nın yakınları, akademisyenler, öğrencileri katıldı. Tören İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Tören esnasında İlber Ortaylı'nın avukat arkadaşı Tayfun Akca Topuz fenalaştı. Topuz'a tören alanında bulunan sağlık ekipleri müdahale etti. Topuz, tedbir amaçlı hastaneye kaldırıldı. İlber Ortaylı'nın kızı Tuna Ortaylı, "Bugün burada babam İlber Ortaylı'nın yaptığı bütün işler arasında en kıymet verdiği akademisyenlik mesleği için bir şeyler söylemek istiyorum. Akademik kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında birçok yerde hocalık yaptı. Konferans ve sempozyumlarda konuşmaları oldu. Sadece ülke için ulusalarası akademik camiada da çok sevilen ve sayılan bir meslektaşınız oldu. Öğrencilerinden büyük sevgi ve saygıyla söz ederdi. Çalışmaya başladığı ilk yıldan itibaren burada tanıdığı farklı kuşaklardan meslektaşlarıyla yaptığı derin entellektüel konuşmalardan çok besleniyordu. Kendi genç meslektaşları için övgülerde buluyordu. Onlarla akran gibi kahkahalarla gülerdi. Hastane sürecinde etrafı kitapları, sözlükleri ve gazetelerle çevriliyken bir yandan da çıkacak kitabının tavsirini yapıyordu. Dün Kronik Kitap'taki odasına girdiğimde masanın üzerinde kalan yarım tashihi görmek içimi acıttı. Düşününce hayatını dolu dolu yaşamış ama hala yaşamaya doyamamış bu adamla baba olarak daha gezilecek çok yer, torunlarıyla geçireceği çok vakit, gülünecek çok anlar vardı. Ben kendisiyle ilgili olarak bir tek bunlara hayıflanıyorum. Umarım sizler de İlber Hocayı düşününce kendisiyle yapılmamış şeylerin burukluğunu hissediyorsunuzdur" diye konuştu. Eski KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, "İlber hocayı budan 35 yıl önce tanıdım. Bana hep Tatar kardeşim diyordu. Kendisi bir Kırım Tatarı ben de öyle. Ortak bir özelliğimiz vardı. Yıllar sonra Cumhurbaşkanı olduktan sonra kendisini sık sık arayıp Kıbrıs'a davet ettim. Her davete geldi. Üniversitelerde konuşmalar yaptı. En son 12 Haziran günü yeni Cumhurbaşkanı yerleşkesinde o büyük 500 kişilik salonu tıka basa doldurduk. Kendine has üslubuyla çok güzel konuşmalar yaptı, tavsiyelerde bulundu. Bazıları farklı anladı ama o kalbinden konuştu. O gerçek bir Türk milliyetçisiydi. Sadece Türkiye'de yaşayan vatandaşlar için değil Balkanlar'da diğer ülkelerde Türk devletlerinde ve de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki kardeşlerin davasına inanmış ve engin bilgisiyle Kıbrıs Türkü'nün verdiği mücadelenin ne kadar asil bir mücadele olduğunu, egemenlik temelinde kendi devletiyle bu yolu yürümesi gerektiğini orada ifade etmiş. Bunlar hep kayıtlara geçmiş. Her lisanla verdiği güçlü mesajlarla Türk'lüğe, Türkiye'ye bütün ulusuna, milletine büyük hizmetler vermiştir. Mekanı cennet olsun nur içinde yatsın" dedi. Tiyatro sanatçısı Prof. Zeliha Berksoy ise, "İlber benim 19 yaşımdan beri arkadaşımdı. 60 yıllık bir dostluktu. Çok kıymetli ve alışılmışın dışında bir tarihçiydi. Tarihi yer ve yurdunda, 5 kıtada takip ederdi. Üniversitedeki tüm kitaplara hakim, insan ilişkilerine inmiş ve dünyayı gezmiş bir bilim adamıydı. Müthiş bir bilgi birikimi vardı. Akılalmaz bir hafızaya sahipti. Tüm bilim insanlarıyla da yakın dostluğu vardı. Öğrencileri, gençleri çok sevdi, onları yetiştirmek için memleketinden asla ayrılmadı. Canı istese dünyanın en iyi üniversitelerinde yer alırdı ama o memleketinde ömrünü geçiren, milletine bağlı yüce ruhlu bir insandı. Allah rahmet eylesin" dedi. Tayfun Topuz Akca ise, "İlber Ortaylı ile en son 15 gün önce telefonda görüştüm. İyi olduğunu söyledi. Dilekleri, duyguları, temmennilerini aktardı. Eşim de onun gibi profesördü. Onları arka arkaya kaybettim. İlber'in hiçbir arzusu yoktu. Hepimizin arzumuz da onun varlığını sürdürmesiydi. Onunla dolu dizgin vakit geçirebilmeyi anımsamayı istemiştik. İlkokul çocukları bile onun düşüncelerinden neler öğrettiler. Zekası çocuklara sirayet etmişti. Dostluğumuz 30 yıla dayanıyordu. Hepimizin başı sağ olsun" diye konuştu. Ortaylı'nın kitaplarını okuyarak büyüdüğünü söyleyen Mete Şafak, "Tarihe ilgiydim. Onun kitaplarını okuyarak büyüdüm. Tarihe çok katkısı olan biriydi. Akademideki bilgiyi halka anlattı. Yeri uzun süre doldurulamaz. Herkes ortak bir hüzünde birleşti. Ben de onu anmak için buraya geldim" diye konuştu. İlber Ortaylı'nın 60 yıllık arkadaşı olduğunu söyleyen Füsun Özbilgen de, "Üniversite yıllarından arkadaşımdı. Bambaşka, kendine özel, zeki, müthiş hafızası olan, espirili olan hayaty keyifle yaşayan bir insandı. Çok büyük bir değerdi. Kaybından çok büyük acı duyuyorum. Bu okulun bahçesinde güzel anılarımız var. Ama buraya kadarmış. Derin bir acı duyuyorum. Herkesle dost herkesle müthiş iletişim kuran biriydi. Benim tanıdığım İlber çok özel bir insandı" dedi. Salih Güngör Musaoğlu ise, "İlber Hocanın vefatı beni çok fazlasıyla üzdü. Ve çok değerli bir bilimadamıydı. Çok üzüntülüyüm. Mekanı cennet olsun. Ülkemin başı sağolsun" şeklinde konuştu.

‎Ünlü Oyuncudan Edirne'de Söyleşi ve İmza Günü Haber

‎Ünlü Oyuncudan Edirne'de Söyleşi ve İmza Günü

Edirne’ye yabancı olmadığını belirten Bozkurt; “Edirne zaten yabancısı olmadığımız bir şehir. Burada daha önce uzun süre çalışma fırsatım oldu. Yaklaşık altı ay boyunca Edirne’nin en eski liselerinden birinde dizi çektik. O dönem okul müdürünü oynamıştım; müdürlük yaptık, sonra emekli olduk. Bu şehir hem doğasıyla hem insanıyla çok sevdiğim, sık sık gelmek istediğim bir yer. Hatta zaman zaman ‘Buradan bir ev alıp hafta sonları İstanbul’dan kaçsak mı?’ diye düşündüğüm oluyor. O yüzden bugün gördüğüm ilgi için ayrıca teşekkür ederim. Sağ olsunlar, bizi tanıyorlar, biliyorlar. TAKSAV Yönetim Kurulu üyesiyim. Yıllardır hem kültürel hem siyasi bir yol arkadaşlığı sürdürüyoruz. TAKSAV’ın Edirne’de olmasından da hep gurur duymuşumdur. Açılışına da gelmiştim, aradan üç yıl geçmiş” dedi. ‎ ‎“YAZAR OLMAYI HİÇ DÜŞÜNMEMİŞTİM” ‎ ‎Yazar olmayı düşünmediğini, Sakarya Karasu’da siyasi bir kavga sırasında çok yakın bir arkadaşının bıçaklanarak öldürülmesi sonrası yazmaya başladığını söyleyen Bozkurt; “Aslında bizim 12 Eylül öncesine dayanan bir siyasi geleneğimiz var. Ben Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin de kurucularındandım, şu anda da Sol Parti’nin kurucusu ve üyesiyim. Edirne’de de aynı çizgide çalışan genç arkadaşlarımız var. Bavul Dergisi çevresinden arkadaşlar ‘Abi, seni herkes oynadığın karakterlerle tanıyor ama gerçek seni merak ediyorlar. Cengiz Bozkurt kimdir, ne hisseder, ne düşünür, nerede durur?’ diyerek beni yazmaya teşvik ettiler. İlk başta cesaret edemedim, ‘Ben yazacaksam senaryo yazarım’ diyordum. Ama ısrar ettiklerinde, beni çok derinden etkileyen bir anıyla başladım; Sakarya Karasu’daki çocukluğum. Lise 1’deyken, çok yakın bir arkadaşım bir siyasi kavga sırasında bıçaklanarak öldürülmüştü. Ona ithafen duygusal bir yazı yazdım. Yazılar böyle başladı. Sonrasında İngiltere yıllarım, ODTÜ dönemim, siyasi mücadelemiz, Türkiye’deki toplumsal sorunlar, insan ve kültür üzerine düşündüklerim; çocukluğumdan gençliğime pek çok anıyı farklı makalelerde kaleme aldım. Kolay yazan biri değilim, zamanım da pek olmuyor. Bu nedenle 8 yıl gibi uzun bir sürede yaklaşık 40 yazı birikti. İnkılap Kitabevi ‘Bunları kitap yapmak istiyoruz’ deyince de kabul ettim. Yazıları 31–32’ye düşürdük. Kitabevinden arkadaşlar ‘Sen komedyen olarak biliniyorsun, insanlar kitabı görünce çok güleceklerini sanmasınlar. Yazılar oldukça ciddi. O yüzden adını Ben Gülüyor Muyum? yapalım ve kapağa ciddi bir fotoğraf koyalım’ dediler. İsim böyle ortaya çıktı. Her ne kadar ciddi konular işlese de bence kitapta güçlü bir mizah yönü de var. Çünkü hayatımızdan mizah eksik olmadı. Biz ailecek acının içinde bile gülünecek tarafı görmeyi bilen bir yapıdayız. Belki de beni ben yapan şeylerden biri de budur” ifadelerini kullandı. ‎ ‎Bozkurt, söyleşinin ardından kitabını okurları için imzaladı. ‎ŞENER ŞENTÜRK

Bağlan, Yeni Kitabı İçin İmza Günü Düzenledi Haber

Bağlan, Yeni Kitabı İçin İmza Günü Düzenledi

Edirneli spor hukukçusu Av. Aysu Melis Bağlan’ın 4’üncü kitabı olan "Mucize Makinesi" çıktı. Daha önce uzmanlık konusu olan spor hukuku konusunda 3 kitap yazan Bağlan, yeni kitabı için Kocasinan Mahallesi’ndeki Halk Kafe’de imza günü düzenledi. Memleketinde ve kendi mahallesinde bu imza gününü düzenlemekten büyük mutluluk duyduğunu söyleyen Bağlan; “Avukatlığın yanında nefes koçluğu da yapmaya başladım. Aslında avukatken vekaleten insanların hayatlarındaki bozuk düzeni inşa ederdim. Şimdi de insanların düşünce sistemlerindeki bozuk düzeni inşa ediyorum. Aslında aynı işi yapıyorum sadece artık vekaleten yapamıyorum. Çünkü insanlar kendi seçimlerinden, kendi hayatlarından, kendileri sorumlular. Son kitabım ‘Mucize Makinesi’ aslında bir kişinin kendisi ile yapabileceği bir çalışma kitabı. İçinde sesimi okuyucuya ulaştırabildiğim çok fazla QR kod bulacaklar. Bu kitabı tam olarak bir yol arkadaşı olarak görebilir okuyucular. Kişi okurken çay, kahve alıp çok güzel vakit geçirebilir” dedi. GENCAN: “EDİRNE GÜÇLÜ KADINLARIN ŞEHRİ” İmza gününe katılan ve Edirne’nin güçlü kadınların şehri olduğunu söyleyen Edirne Belediye Başkanı Av. Filiz Gencan,"Kıymetli meslektaşımın imza gününe geldik. Bugün benim için de çok güzel bir gün. Az önce çok kıymetli bir hekimimiz için muayenehane açılışındaydık. Her zaman dediğim gibi ‘Edirne güçlü kadınları şehri.’ Ben de şehrimdeki güçlü kadınlarla, çalışan ve üreten kadınlarla gurur duyuyorum” diye konuştu. ŞENER ŞENTÜRK

Edirne’de “Karaağaç; Küçük Paris” Kitabı Tanıtıldı Haber

Edirne’de “Karaağaç; Küçük Paris” Kitabı Tanıtıldı

Edirne’de Prof. Dr. Osman İnci, Prof. Dr. Hasan Berke Dilan, Doç. Dr. Sema Sandalcı, Öğr. Gör. Nilüfer Gökçe ve Osmanlıca Yeminli Tercüman Yılmaz Akçaalan tarafından yazılan Karaağaç; Küçük Paris kitabın tanıtımı Osman İnci Müzesi’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Nazende Fasıl TSM Korosu’nun ezgileriyle başlayan etkinlikte konuşmalarla devam etti. Gerçekleşen program hakkında bilgi veren Prof. Dr. Osman İnci, “Karaağaç üzerine 5 yazarlı bir kitap tanıtımı gerçekleştiriyoruz. Kitap 18 bölümden oluşuyor ve her yazar kendi alanındaki katkısını kaleme aldı. Türkiye’nin yetiştirdiği iki büyük sanatçı da kitapta yer alıyor. Birisi Şehit Hasan Rıza, birisi de Türkiye’nin Da Vinci’si; İlhan Koman. Bunlar yer alıyor ve bunların tabloları yer alıyor” dedi. “106 BİNA KORUMA ALTINDA, 506 DÖNÜMLÜK ALAN SİT ALANI” Karaağaç’ın Edirne’nin en büyük mahallesi olduğunu belirten İnci, “Yüzölçümü bakımından Edirne’nin en büyük mahallesi olan Karaağaç, geçmişte Edirne’yle birlikte İstanbul’un tarımsal üretiminde önemli bir rol üstlenmiş bir yerleşimdir. Ancak bu mahalle geçmişten bugüne Edirne’nin gölgesinde kalmış. Edirne, muhteşem bir kent dokusuna sahiptir. Karaağaç da göz ardı edilmeyecek zenginliktedir. Bugün Karaağaç’ta 106 bina koruma altındadır ve yaklaşık 506 dönümlük alan sit alanı olarak tescillenmiştir. Karaağaç, Edirne’nin adeta akciğeridir; ormanlarıyla, özgün mimarisiyle ve doğal güzellikleriyle dikkat çeker. Şehre girişte ilk, çıkarken ise son görülen yerdir. Tarihi gar binasıyla Avrupa’dan gelen turistlerin Türkiye’de gördükleri ilk yerlerden biridir” ifadelerine yer verdi. “KARAAĞAÇ’TA ÇIKMAZ SOKAK YOK” Karaağaç’ın şehir planlamasına değinen Prof. Dr. İnci, “Karaağaç’ın şehir planlaması oldukça düzenlidir; Karaağaç’ta çıkmaz sokak yoktur. Geniş ve birbirini dik kesen caddeleri, en fazla iki ya da üç katlı evleriyle planlı bir yerleşim örneği sunar. Evlerin çoğu 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında yapılmıştır. Karaağaç, o zamanki ismiyle küçük Paris. O dönemlerde burada oteller, kafeteryalar, eğlence yerleri bulunur; evlerde piyanolar yer alır, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Rumca eğitim veren okullar faaliyet gösterirdi” diye konuştu. Kitapta kendisinin yazdığı bölümde yaptığı gazete incelemelerine değinen Osmanlıca Yeminli Tercüman Yılmaz Akçaalan, Karaağaç’ın gazetelere su taşkınlarıyla gündeme geldiğini kitapta okuyuculara aktardığını belirtti. Kitapta kendisinin yazdığı kısımda Karaağaç mübadelesini anlattığını belirten Doç. Dr. Sema Sandalcı, mübadelelerin çok büyük acılara yol açtığını ifade etti. Prof. Dr. Hasan Berke Dilan, kitapta kendi yazdığı bölümde Türkiye’nin Leonardo Da Vinci’si İlhan Koman’ın eserleriyle birlikte Karaağaç bağlantısını anlattığını belirtti. Program, yazarların kitaplarını imzalanmasıyla sona erdi. MERT ERİŞKİN

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.