Hava Durumu

#Koruma

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Koruma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Koruma haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye'nin En Büyük Adası Gökçeada'da En Büyük Ada Martısı Kolonisi Haber

Türkiye'nin En Büyük Adası Gökçeada'da En Büyük Ada Martısı Kolonisi

ÇOMÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Herdem Aslan ve ekip arkadaşları 2023 yılında Gökçeada Tuz Gölü'nün nezdinde ada halkıyla, çevre koruma bilincini uyandırmak amacıyla bir proje gerçekleştirdi. Proje ardından var olan veriler ve elde edilen yeni veriler çerçevesinde, Gökçeada Tuz Gölü'nde üreyebilen, sağlıklı, ada martısının en büyük popülasyonun varlığı ortaya çıktı. Prof. Dr. Herdem Aslan, 2023 yılında Gökçeada Tuz Gölü'nün ada halkında çevre koruma bilincini uyandırmak amacıyla bir proje başlattıklarını belirterek "Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçeada'da, bir Tuz Gölü'müz mevcut. Türkiye'deki şu anda bilinen 59 ulusal öneme sahip sulak alandan bir tanesi. Gökçeada, ada olmasından dolayı anakaradan biraz uzakta. Bu nedenle biraz daha korunaklı bir yer şu andaki şartlarda, günümüzde öyle kabul ediyoruz. Ama Tuz Gölü ve çevresinde insan baskılarından dolayı bazı sıkıntılı durumlar gözlemlenmişti, bu nedenle de orada bilimsel çalışmalar yapmaya başlamıştık. O çalışma kapsamında alanın biyoçeşitliliği nedir, zenginlikleri nelerdir diye 2016 yılında yaptığımız bir çalışmada bölgede tüm dünyada hassas statüsünde sınıflandırılan ada martısının varlığını gördük. Aslında Türkiye'de yaşayan pek çok martı türü var. Ada martısı da önemli bir tür olarak karşımıza çıktı. Biz o çalışmada sadece tür listesi olarak yayınlamıştık. Daha sonrasında 2023 yılında Gökçeada Tuz Gölü'nün nezdinde ada halkıyla birlikte, çevre koruma bilincini uyandırmak amacıyla bir proje yaptık. Turquoise Coast Environment Fund tarafından desteklenen bir STK projesiydi ve aslında halka yönelik bir farkındalık çalışmaydı. O çalışma kapsamında yine adaya yaptığımız bazı bilimsel geziler oldu" dedi. Türkiye'nin en büyük adası Gökçeada'da en büyük ada martısı kolonisi yaşadığına vurgu yapan Herdem Aslan, "O gezilere benim yönetim kurulu başkanı olduğum Su Ekosistemlerini Koruma Derneği'nin üyelerinden, yurttaş bilimine Türkiye'deki en iyi örneklerden biri olan arkadaşımız Murat Uyman da katıldı. Aslında kendisi elektrik-elektronik mühendisi. Çanakkale'de yaşayan doğa düşkünü bir kuş gözlemcisi. Gökçeada yaşayan halka kuşları gösterebilmek, öğretebilmek, onlara kuşların önemini anlatabilmek için Murat bizim ekibimizle birlikte adaya 5 farklı zamanda adaya gelip Tuz Gölü çevresinde kuşları gözlemledi ve o sırada üreyen ada martılarını fotoğrafladı, saydı ve biz bunu rapor olarak sunduk. Tuz Gölü küçük bir alan aslında baktığınızda ve yazın tamamıyla kuruyor, ortaya yazın bir tuz tabakası çıkıyor. Zaten denizle de bağlantısı olduğu için bir şekilde aslında lagün olarak isimlendiriliyor. Burası özellikle göç eden pek çok kuş türü için önemli bir durak. Mesela çok fazla orada flamingolar bulunmaktadır. Çok güzel reklam, ada ile bağlantısı olan herkesin bir reklam yüzüdür bu flamingolar. Ama bizim bu çalışma kapsamında fark ettiğimiz şey, Türkiye'nin en büyük adasında üreyebilen, dünya genelinde hassas öneme sahip ada martısının en büyük popülasyonu yaşıyor. Buna özellikle önem veriyoruz, dikkat çekmek istiyoruz" ifadelerini kullandı. Türkiye'de kaydedilmiş 17 martı türünün olduğunu ve bunlardan en nadir ve zariflerinden bir tanesinin ada martısı olduğunu kaydeden Kuş Gözlemcisi Murat Uyman, "Türkiye'de 17 martı türü kayıt altına alınmıştır. Bu martıların en zariflerinden ve en nadirlerinden birisi de Türkiye'deki yerleşik tür olan ada martısıdır. Koyu kırmızı gagası, koyu yeşilimsi grimsi ayakları ve ince yapısıyla diğer büyük martılardan kolaylıkla ayrılabilir. Son yıllarda dramatik bir şekilde hızlı bir popülasyon düşüşü yaşamıştır bu martı. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği'nin 2020 yılında yapmış olduğu değerlendirmede hassas düzeyde tehlike altında olan bir tür olarak kategorize edilmiştir. Bu kategori bu türün korunması için acilen eylem planları oluşturulması gerektiğini belirten bilimsel bir uyarı niteliği taşımaktadır. Ülkemizde 2013-2019 yılları arasındaki tahmini üreyen çift sayısı yaklaşık olarak 70-150 birey arasındadır. Ve Türkiye'de 7 noktada ürediği tespit edilmiştir. Ancak bu 7 noktanın çoğunda artık şu an ürediğine dair yeni veriler gelmemektedir. Ada martısı diğer büyük iri martılar gibi zorunlu olmadıkça hepçil bir martı olmayıp diyeti esas olarak balıklardır ve genellikle geceleri beslenirler" şeklinde konuştu. Ada martısının belirli nedenler yüzünden üreme konusunda bir türlü belini doğrultamadığını aktaran Murat Uyman, şunları aktardı: "2023 yılında yaptığımız bir çalışmada en az 38-44 birey ada martısının ürediğini tespit ettik. Ada martılarının sergiledikleri kur davranışlarını, kuluçkada yatan bireylerini ve yumurtadan çıkan yavrularını üreme döneminde gözlemledik. Kötü tarafı şu ki, ada martılarının ürediği bölge Gökçeada Tuz Gölü Ulusal Öneme Haiz Sulakalan sınırları içerisinde mutlak koruma alanı içerisinde değil. Yeni veriler ışığında Türkiye'nin en büyük adasında, Türkiye'nin yerleşik popülasyonuna sahip en nadir martısının üreyen en büyük kolonisinin, Gökçeada Tuz Gölü'nde bulunduğunu kur davranışlarıyla, yumurtadan çıkan bireylerle, kuluçkada olan bireylerle teyit etmiş olduk. Ve ne yazık ki, bu tür Türkiye'de bir türlü istenilen popülasyon büyüklüğüne ulaşamadı. Gökçeada Tuz Gölü özelinde bunun sebepleri arasında habitat kaybı var, aşırı otlatma var, insan baskısı var, adada üreyen popülasyon olarak daha rekabetçi bir tür olan gümüş martının baskıları var. En önemlisi de üreme alanlarını koruyacak ve popülasyonun daha da büyümesine imkan sağlayacak mutlak bir koruma statüsü yok."

Muhtarlar Edirne’ye Hayran Kaldı Haber

Muhtarlar Edirne’ye Hayran Kaldı

Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu ile T.C. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen “Huzurlu Mahalle, Huzurlu Köy, Güçlü Türkiye” programı kapsamında Edirne’ye gelen muhtarlar, kenti gezerek değerlendirmelerde bulundu. Farklı illerden gelen muhtarlar, Edirne’nin tarihi mirası, şehir düzeni ve insanlarının sıcak yaklaşımından övgüyle söz etti. “EDİRNE’YE İLK DEFA GELDİM” Edirne’den övgüyle bahseden Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Kastamonu Muhtarlar Derneği Başkanı Muammer Yapıcıoğlu, “Edirne, ecdadın çok büyük miraslarını taşıyan, düşmana geçit vermemiş Anadolu’nun önemli bir parçasıdır. Kastamonu Muhtarlar Derneği Başkanı olarak ilk defa Edirne’ye geliyorum. Şehrin camileri, tarihi dokusu ve kültürel yapısı beni gerçekten etkiledi. Muhtarlarımızın ve halkımızın son derece cana yakın olması da ayrı bir memnuniyet oluşturdu. Şehrin genel yapısı, düzeni ve bütünleşmiş şehir dokusu oldukça dikkat çekici. Esnafı ve alışveriş noktalarını da ziyaret ettik, gerçekten çok memnun kaldık. İnşallah Edirne’den güzel izlenimlerle ayrılacağız. Bugün, Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu tarafından düzenlenen ‘Huzurlu Mahalle, Huzurlu Köy’ toplantısına katılıyoruz. Türkiye’nin 81 ilinden gelen muhtarlarımızla burada bir aradayız. Hem ülkemizi tanıma hem de muhtarlarımız arasında kaynaşma açısından çok verimli bir program gerçekleştiriyoruz. Bu vesileyle başta Genel Başkanımıza, İçişleri Bakanımıza, bakan yardımcılarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca ev sahipliklerinden dolayı Edirne Valimize, Edirne milletvekillerimize ve belediye başkanlarımıza şükranlarımı sunuyorum” dedi. “SELİMİYE İNSANI BÜYÜLÜYOR” Edirneli muhtarları ve Edirne halkını da evliyalar diyarı ve şehitler diyarı olan Kastamonu’ya davet ettiğini belirten Yapıcıoğlu şu ifadeleri kullandı: “Selimiye Camii ve Eski Cami’yi de ziyaret ettik. Selimiye Camii’nin ihtişamı, duruşu ve mimarisi gerçekten insanı büyülüyor. Eski Cami ise tamamen tarih kokan bir yapıya sahip. Cuma namazımızı Eski Cami’de kıldık, Selimiye’yi de ziyaret ederek dualar ettik. Selimiye Camii’nin dokusu hiç bozulmadan, aslına uygun şekilde restore edilmesi gerçekten çok kıymetli. İçeri girdiğinizde insanı etkileyen, büyüleyen bir atmosferi var. Bu tür tarihi yapıların korunması ve yaşatılması büyük önem taşıyor. Restorasyonlar elbette gereklidir ancak bu çalışmalarda dokunun korunması en önemli husustur.” “15 TORUNUMU EDİRNE’Yİ GÖRMEYE GETİRECEĞİM” Edirne’ye 15 torunu ile tekrardan geleceğini belirten Ankara Gölbaşı Hacı Hasan Mahallesi Muhtarı Mehmet Mükerrem Çelik, “Şöyle değerlendireyim; ben Türk milletinin başkentlerinin hepsini çok severim. Edirne de Türk milletine başkentlik yapmış şehirlerimizden birisidir. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da muhtarım. Tarihi gördük, Edirne’yi gezdik. Şehrin misafirperverliğini de yakından gördük. Muhtar arkadaşlarımızla da ortak fikrimiz; şehir temiz, düzenli ve huzurlu bir yapıya sahip. Gerçekten güzel bir yaşam ortamı var. Tüm Edirnelilere hayırlı ve huzurlu bir yaşam diliyoruz. Edirne’ye tekrardan gelmek istiyorum ve hatta şöyle bir karar aldım: Bir minibüsüm var. Allah nasip ederse 15 torunumla birlikte buraya gelip tarihi yerleri gezdirmek istiyorum. Özellikle tabyaları, Selimiye Camii’ni ve diğer tarihi alanları onlara da göstermek istiyorum. Allah nasip ederse, bundan sonraki ziyaretlerde de zamanımıza uygun güzel eserlerin yapılmasını ve bu değerlerin yaşatılmasını diliyorum” ifadelerine yer verdi. “EKSİKLERİ VAR AMA ÖZÜNDE GÜZEL BİR ŞEHİR” Edirne’de gördüğü bir eksikliğe değinen İstanbul'un Çatalca ilçesine bağlı Binkılıç Mahalle Muhtarı Nazan Kurtan, “Edirne’ye daha önce de birçok kez geldim. Özellikle Ramazan aylarında kadınları cami gezilerine getiriyoruz, o vesileyle de sık sık geldim. Daha önce turla da gelmiştim. Organik tarım konusunda da çalışmalar yapıyorum. Yaklaşık 25 yıldır bu alandayım. Bu bölgelerde organik tarım yapılabilir mi, su ve doğa temizliği nasıl, bunlarla ilgili araştırmalar da yaptık. Edirne, Osmanlı’dan kalan çok güzel bir şehir. Ancak biraz daha gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Tarihi dokuyu koruyarak gelişim sağlanmalı. Az önce geçerken de bazı tarihi yapıların yanından geçtik. Mesela eski bir ev vardı; aslında korunması gereken bir yapıydı. Belki tapu açısından bir durumu vardır ama ben olsam o yapıyı koruma altına alır, çok daha güzel bir hale getirirdim. Eksikler var ama Edirne’nin özünde çok güzel bir şehir olduğunu düşünüyorum. İnsanları da benim köyümün insanlarıyla çok benzer. Kültür olarak birbirimize çok yakınız; yemeklerimiz, kıyafetlerimiz, konuşma tarzımız ve yaşam biçimimiz oldukça benziyor” diye konuştu. MERT ERİŞKİN

“Istrancalarda Planlanan ve Var Olan RES Sayısı Yaklaşık 2 Bin” Haber

“Istrancalarda Planlanan ve Var Olan RES Sayısı Yaklaşık 2 Bin”

DOKU Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem, 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü ile ilgili açıklama yaptı. Çidem, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 3 Mart tarihini Dünya Yaban Hayatı Günü ilan ettiğini hatırlatırken, şu ifadeleri kullandı; “Aynı ekolojiyi paylaştığımız dağda, ormanda, suda yaşayan canlıların günü. Dünyamızda var olan canlı türlerinin yok oluşuna dikkat çekmek, korumak ve farkındalık yaratmak için 2014 yılında ilk defa kutlandı. Özellikle 3 Mart’ın yaban hayatı günü ilan edilmesi anlamlı. Çünkü, Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi’nin (CITES) 1973 yılında 3 Mart’ta imzalanmıştı. Ancak günümüzde azgın bir azınlığın oluşturduğu, doğadaki işgal kuvvetleri yaban hayatını yok ediyor. Yaban hayatının varlığını sürdürmeye çalıştığı yer onların dünyası; yaşam alanı. Domuzun, sincabın karıncanın, kurdun, kuşun evi. Biz ise onların evlerini başına yıkıyoruz. Bilinçsizce, acımasızca yapılan avcılık, vahşi madencilik ve plansız enerji sektörü yatırımları ile katlediyoruz. Istrancaların ortasında orman içinde kurulan RES (Rüzgar Enerji Santralleri) ve orman derinliklerinde gördüğümüz ‘dikkat kamyon çıkar’, ‘dikkat iş makinesi çıkar’ yerde gördüğümüz tabelalara rastlıyoruz. Yaban hayatının yaşam alanlarında olmaması gereken faaliyetler yaban hayatını olumsuz etkiliyor. Yaban hayatı sahipsiz. Sermayesi yok. Söz hakkı yok. Basını yok. TV si yok. İnsanoğlunun doymak bilmeyen aç gözlülüğü, vicdansızlığı onları güçsüz bırakıyor. Yaşam alanlarını savunacak güçleri yok. TV haberlerinde domuzların Kırklareli’de pazara, İstanbul’da boğaza, Bodrum’da mahalleye indiğini izliyoruz. Gitmesinde ne yapsın. Sermaye dağa çıkınca, domuzlar boğaza, mahalleye ve pazara indi. Haberlerde ve yorumlarda insanımız hala ‘buralarda ne işi var?’ diyor. Ne yapsın? Senin evini başına yıksalar, evinin içinde dinamitler patlasa, bahçende iş makinaları ve kamyonlar dolaşsa sen ne yapardın? Günlük çıkarlar uğruna yok ettiğimiz yaban hayatın mensuplarını sirklerde, akvaryumlarda ve hayvanat bahçelerinde görebiliyoruz. Ne yazık ki onlar eziyet çekerken, keyifle izlemeye devam ediyoruz. Bir anlık empati yapalım. Biz kafeste onlar tribünde. Oldukça iç acıtıcı değil mi? Bulgaristan sınırına AB mülteci göçünü önlemek için 4-5 metrelik jiletli-dikenli teller çekti. AB kendi sınırlarının güvenliği için diyor. Ancak yaban hayvanları binlerce yıldır üremek, kış uykusuna yatmak, beslenmek, su içmek ve yaşamak için kullandıkları güzergah bir anda kapatıldı. Karşıya gidemeyenlerin feleği şaştı. Sözde insan ve hayvan haklarını savunan Avrupa, Istrancalar’daki doğal yaşamı yok saydı. Mülteciler bir şekilde geçmek için yol buluyor. Ya yaban hayvanları? Doğal yaşamın ortasına AB tarafından finanse edilerek yapılan öldürücü bariyer karada ki yaban hayatını yok ediyor. Öldürüyor. AB bunu yaparken biz ne yaptık? Istrancalar tüm Palaearktik bölgenin ana kuş darboğazlarından üzerindedir. Bu nedenle, bölgede rüzgâr santralleri inşa edilmesi tüm biyocoğrafya bölgesindeki (Göçmen Kuşları) avifaunayı çok ciddi olarak etkileyerek olumsuz sonuçlar doğuracağı bilimsel raporlar ile sabit iken yüzlerce kurulan, binlerce planlanan RES var. İletim hatları kuşları yok sayarak planlanınca, leylekler ve nesli tehlike altında olan ŞAH Kartallar ölüyor. Aslında öldürülüyor. Şah Kartal Yuvalarının bulunduğu üreme ve yaşama alanları RES ile dolduruluyor. Kırklareli’de bulunan tek Küçük Akbaba yuvasının önüne RES dikmek hangi bilimsel temele dayanmaktadır.? Istrancalarda planlanan ve var olan RES sayısı yaklaşık 2 bin adet. Hepsi gerçekleşirse, kuşlara uçacak gökyüzü, konacak dal kalmayacak. Plansız yapılaşmayla zaten karada yaşayanların yaşam alanları da her geçen gün daralıyor. Ne havada, ne karada yaşama şansı bırakmadığımız yaban hayatı gününü kutlamaktansa, bir an önce onları korumak ve yaşatmak için gerekeni yapmak, insan olmanın gereğidir. Son yıllardaki düzensiz göçmen sorunu ülke ya da ülkelerin sorunu değil bütün insanlığın sorunudur. Bu sorunu doğal ve insani olmayan yöntemlerle (örneğin ülkeler birbirlerinin sınırına yüksek duvarlar, jiletli dikenli teller) çözmeye çalıştıklarında bunun diğer hayvan popülasyonlarına yansıması acımasız ve geri dönüşümsüz olabilmektedir. Bir hayvanın veya hayvan grubunun yiyecek veya eş aramak için düzenli olarak üzerinde seyahat ettiği ve komşu hayvanlar veya aynı türden gruplarla örtüşebilecek bir yaşam alanı vardır. Hayvanlar bu alanı binlerce yüzbinlerce yıldır kullanmaktadır ve bu alandaki davranışlarını hareketlerini çoğunlukla içgüdüsel olarak gerçekleştirirler, yani gen kontrollüdür. Bu alanlardaki insani faaliyetleri (yollar, otobanlar, yerleşim yerleri, sanayi aktiviteleri, ülke sınırlarını çizme-koruma amaçlı dikenli – jiletli teller, yüksek duvarlar v.b.) maalesef hayvanların yapmak zorunda oldukları bu hareketleri engeller. Sonuçta otobanlarda ezilmeler, yerleşim alanlarında, sınır boylarında yaralanmalar-ölmeler gerçekleşmektedir. Hayvanların hiçbir suçu yokken insanların bu faaliyetleri maalesef habitatlarını parçalayarak onların beslenme ve üreme faaliyetlerine zarar vermekte, o hayvan türünün popülasyonlarının izole olmasına dolayısıyla iç döllenmenin artmasına ve sonuç olarak genetik çeşitlilikte azalmaya yol açarak popülasyonlarının azalıp yok olmalarına neden olmaktadır. Son yıllarda bunu engellemek için çeşitli yöntemler uygulanmaya başlanmış ve ekolojik koridor-yeşil koridor – yaban yaşamı koridoru gibi insani faaliyetleri veya yapıları ile ayrılmış yaban hayatı popülasyonlarını birbirine bağlayan habitat alanları oluşturulmaya çalışılmakta, böylece o alanlardaki hayvan popülasyonlarının korunması amaçlanmaktadır. Türkiye-Bulgaristan sınır hattı boyunca hayvanların izledikleri rotalar ortaya çıkarılırken aktif geçiş rotalarında bu şekilde yaban yaşamı koridoru-yeşil koridor ya da ekolojik koridorlar yapılması biyoçeşitliliğimizi korumak açısından önemli bir adım olacaktır. Her canlının yaşam hakkı kutsaldır” sözlerine yer verdi. HABER MERKEZİ

Edirne’nin Balon Hangarı Ne Zaman Restore Edilecek? Haber

Edirne’nin Balon Hangarı Ne Zaman Restore Edilecek?

Edirne’de 1912 yılında askeri amaçla inşa edilen Balon (Zeplin) Hangarı, Karayolları Edirne Bölge Müdürlüğü’nden Milli Saraylar Başkanlığı bünyesine geçmesinin ardından restore edilmeyi bekliyor. Edirne’nin Avrupa’ya açılan otoyolu üzerinde, 100 yılı aşan tarihiyle ayakta kalmaya devam eden Balon Hangarının çevresi Milli Saraylar Başkanlığı tarafından panel çitlerle çevrilerek koruma altına alındı. Kent kültürü ve turizminin yanı sıra Türk askeri tarihinin nadir yapılarından biri olan Balon Hangarı, çevresindeki askeri hastane, kışla gibi tarihi yapılarla özel bir konumda da yer alıyor. Dönemin Şehbal Dergisi’nde yayımlanan bilgilere göre; sabit balon ilk kez 13 Mayıs 1912 tarihinde Edirne’ye getiriliyor ve 20 Haziran tarihinde deneme uçuşu yapılıyor. Kentte zaman zaman gündeme gelen ve özellikle kent tarihiyle ilgili çalışmalar yapan birçok isim tarafından restore edilerek işlevselleştirilmesi talep edilen yapı, 2017 yılında 1. Grup Korunması Gerekli Kültür Varlığı olarak tescillenmişti. Günümüzde otoyol kenarında işlevsiz halde kalan yapının üzerine sprey boyalarla çizilen duvar yazıları ve atıl görüntüsü dikkat çeken yapının, restorasyon çalışmalarının ne zaman başlayacağı ve işlevi ile ilgili henüz bir bilgi bulunmuyor. Edirne Valisi Yunus Sezer, Balon Hangarının Milli Saraylar Başkanlığı bünyesine geçmesinin ardından yaptığı açıklamada, Balon Hangarının restorasyon çalışmalarının yapılarak ihya edileceğini söylemişti. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.