Hava Durumu

#Obezite

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Obezite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Obezite haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Sıdal, Ergenlikte Beslenmeyi Anlattı Haber

Sıdal, Ergenlikte Beslenmeyi Anlattı

Edirne’de Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) İl Temsilciliği ve Edirne Kent Konseyi (EKK) Çocuk Meclisi iş birliğiyle “Ergenlikte Beslenme” konulu etkinlik düzenlendi. TAKSAV Edirne İl Temsilciliği salonunda düzenlenen etkinlikte Dr. Dyt. Begüm Sıdal, katılımcılara “Ergenlikte Beslenme” konusunda sunum yaptı. Etkinliğe EKK Başkanı Özer Demir, EKK Çocuk Meclisi Başkanı İlayda Güder ile Çocuk Meclisi Üyeleri ve veliler katıldı. “BÜYÜME VE GELİŞMEYİ ENGELLER” Dr. Dyt. Sıdal, sunumunda yeme bozukluğuna dikkat çekerek; “Yeme bozuklukları aslında yetersiz ya da aşırı beslenmenin yanı sıra fiziksel, ruhsal ve psikolojik sorunlara yol açabilen bir hastalık tanımıdır. Yeme bozuklukları, ergenlerde fiziksel, duygusal ve davranışsal büyüme ve gelişmeyi engel olan ve potansiyel yaşamını da tehdit eden bir etkiye sahiptir” ifadelerini kullandı. “ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİDİR” Ergenlik döneminde büyüme hızındaki artışın, ergenlerin besin ve enerji ihtiyaçlarının artmasına sebep olduğunu söyleyen Sıdal “Sonuçta görülen yeme bozuklukları da ergenlerde büyüme ve gelişmeyi yavaşlatmakta, durdurmakta hatta birçok hastalığa sebebiyet vermektedir. Her hastalıkta olduğu gibi erken tanı çok önemlidir. Ne yazık ki keşfedilemeyen ve tedavi göremeyen ergenlerde geri dönüşümsüz hatta ölümle sonuçlanacak sıkıntılar meydana gelebilmektedir” dedi. “ERGENLİKTE 4 ALT GRUBU MEVCUT” Sıdal, yeme bozukluklarının 8 alt gruba ayrıldığını belirterek; “Ergenlikte görülenler ise 4 alt grubumuz mevcut. Bunlar; anoreksiya nervoza, bulimia nervoza, atipik yeme bozuklukları ve tıkınırcasına yeme bozukluğudur” sözlerine yer verdi. “KÜLTÜREL TUTUMLAR NEDENİYLE OLABİLİYOR” Yeme bozukluğunu destekleyen faktörleri de açıklayan Sıdal; “Kültürel tutumlar; ergenlik dönemlerinde kadınların genç görünmesini hedef alan, gelişimine engel olan hatta boyunun uzamasına bile engel olacak beslenme davranışları görüyoruz. Dünyanın farklı bölgelerinde de ergenlere çok ciddi miktarda kaloriler yükleyip ‘Şişmanlık bir zenginlik göstergesidir’ diyerek genç yaşta diyabet ve obezite ile tanıştırabiliyorlar. Bu tür kültürel tutumlar nedeniyle yeme bozuklukları olabiliyor” dedi. “SOSYAL MEDYA DEZENFORMASYONLARA ÇOK AÇIK” Sıdal, sosyal medyanın etkisine de dikkat çekerek; “Sosyal medya iyi kullanıldığında tabii ki güzel bir şey. Ancak sosyal medya denetlenmediği için dezenformasyonlara çok açık bir halde. İnsanlar her paylaşımı doğru olarak kabul edebilirler. Özellikle gençlerimiz buna çok müsaitler. Çünkü örnek aldıkları kişiler var. Bu da çok normal çünkü bu dönemde bir kimlik arayışı var. Bu kişilerin dediklerini uygulamalarından dolayı sosyal medya da yeme bozuklukları açısından son derece mühim” ifadelerine yer verdi. “AKRAN ZORBALIĞI CİDDİ BİR BUNALIM YARATABİLİYOR” Akran zorbalığı nedeniyle de yeme bozukluğunun ortaya çıkabileceğini söyleyen Sıdal “Hayatımızın her döneminde yaşıtlarımızdan zorbalığa maruz kalıyoruz ki bu da özellikle ergenlik döneminde çocukların psikolojilerinde ciddi bir bunalım, başkalaşım yaratabiliyor. Ergen aynaya baktığında vücudunu tanımaya çalışıyor. Aslında yepyeni bir beden oluşuyor, ikincil bir kimlik kazanıyor. Bu ikincil kimlik ona bazen de keyif vermemeye, kendisini sorgulamaya sebep oluyor. Kendinden memnun olmayan ergenlerde de yeme bozuklukları oldukça sık görülebiliyor” dedi. “AİLELER DOĞRU BESLENMEYE TEŞVİK ETMELİ” Sıdal, günümüzde empoze edilen ideal kadın ve ideal erkek formlarının bulunduğunu belirterek “Erkeklerde Herkül gibi kaslı olma, kadınlarımızda da ne yazık ki sıfır beden algısı var. Gelişmeyi ve büyümeyi etkileyen en önemli etkenlerden birisi sıfır beden algısıdır. Sosyal medyada ‘Zayıf kadın, güzel kadındır’ algısı mevcut. Bundan da genç kızlarımız çok fazla etkilenmektedir. Ailenin kilo konusundaki tutumu da burada çok önemlidir. Özellikle çok baskın bir ebeveynin kilo konusunda çocuğuna yıkıcı eleştiriler yapması negatif olarak etkiler. O yüzden ailenin yapıcı tavırlarla çocuğu doğru beslenmeye teşvik etmesi son derece önemlidir” sözlerine yer verdi. KATILIMCILARIN SORULARINI YANITLADI Sıdal, sunumunda ayrıca sağlıklı beslenme konusunda da örneklere yer verdi. Sunumunun ardından Sıdal, katılımcı çocukların ve ailelerinin sorularını yanıtladı. Sunumunda sonunda EKK Çocuk Meclisi Başkanı İlayda Güder, Sıdal’a çiçek takdim ederek teşekkür etti. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Türkiye’deki Kamu Hastanelerinde Bir İlk; O Alandaki İlk Klinik TÜ’de Açıldı Haber

Türkiye’deki Kamu Hastanelerinde Bir İlk; O Alandaki İlk Klinik TÜ’de Açıldı

Trakya Üniversitesi (TÜ) Hastanesi’nde Kardiyoloji Aritmi Polikliniği ve Atriyal Fibrilasyon Polikliniği tanıtma toplantısı hastane başhekimlik toplantı salonunda gerçekleştirildi. Toplantıya; TÜ Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ, TÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Alkin Çolak, TÜ Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Ali Yılmaz, TÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor Gökay Taylan katıldı. “NİTELİKLİ VE KAPSAMLI SAĞLIK HİZMETİ ALACAKLAR” Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ, “Edirne, 60–65 yaş üstü nüfus oranı yüksek illerimizden biridir. Bu da yaşa bağlı kalp hastalıklarının bölgemizde daha sık görülmesine neden olmaktadır. Hipertansiyon ve şeker hastalığıyla mücadele edilmeli, obeziteden kaçınılmalı, hareketli bir yaşam benimsenmeli, sigaradan uzak durulmalı ve özellikle tuz tüketimine çok dikkat edilmelidir. Hazır gıdalardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Herhangi bir çarpıntı, ‘kalbim pır pır ediyor’ şeklinde tarif edilen bir his dahi önemsenmeli ve vakit kaybetmeden bir kalp doktoruna başvurulmalıdır. Ne mutlu ki hastanemizde, kalp ritim bozukluklarını en ayrıntılı şekilde değerlendirebilecek bir elektrofizyoloji laboratuvarı ve bu alanda uzmanlaşmış değerli hekimlerimiz bulunmaktadır. Türkiye’de bu alanda ilk ünitelerden birini hayata geçirmenin, literatüre geçirmenin gururunu yaşıyoruz” dedi. “YAŞLANAN NÜFUSLA BİRLİKTE GÖRÜLME SIKLIĞI HIZLA ARTIYOR” TÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor Gökay Taylan, “Toplumda en sık karşılaşılan ritim bozukluğu olan atriyal fibrilasyonun, gelişmeden önlenmesi, erken tanı konulması, tanı sonrası erken tedavi ve tedavi sonrasında rehabilitasyon sürecinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması amacıyla bu üniteyi kurmuş bulunuyoruz. Hastalarımızı sadece tedavi eden değil, süreci baştan sona değerlendiren bir anlayışla hizmet verecek bir yapı oluşturduk. Bu yönüyle ünitemizin hem tıp literatüründe hem de ülkemiz genelinde ilklerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Atriyal fibrilasyon; sakatlığa ve ölüme yol açabilen ciddi bir ritim bozukluğudur. Özellikle yaşlanan nüfusla birlikte görülme sıklığı hızla artmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2050–2060 yılları arasında bu hastalığın sıklığının en az 2 katına çıkması beklenmektedir. Bölgemizin yaş ortalamasının Türkiye genelinin üzerinde olduğunu düşündüğümüzde, bu ünitenin hayata geçirilmesinden büyük mutluluk duyuyoruz” ifadelerine yer verdi. “ERKEN TANI, HAYAT KURTARILIR” Taylan, “Vatandaşlarımız açısından belirtilerden de kısaca bahsetmek isterim. Atriyal fibrilasyon genellikle çarpıntı, kalbin hızlı ya da düzensiz atması hissiyle ortaya çıkar. Bunun yanı sıra nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma atakları da görülebilir. Bu tür şikâyetleri olan kişilerin mutlaka bir kardiyoloji uzmanına, özellikle de ritim bozukluklarıyla ilgilenen elektrofizyoloji uzmanına başvurmaları büyük önem taşımaktadır. Çünkü erken tanı, hayat kurtarır. Bu hastalığın tek bir nedeni yoktur. En önemli etken yaşlanma olmakla birlikte; hipertansiyon, diyabet, obezite, kronik böbrek hastalıkları, akciğer hastalıkları, kanser ve stres gibi birçok faktör de ritim bozukluklarını tetikleyebilir. Bu nedenle atriyal fibrilasyon, en sık karşılaşılan ritim bozukluğu olarak karşımıza çıkmaktadır” diye konuştu. “ÇALIŞMALARIMIZA DEVAM EDİYORUZ” Taylan, “Hastanemizde, Kardiyoloji Aritmi Polikliniğimiz ve AF Bakım Ünitemizde, kardiyak aritmiler ve AF ile ilgili güncel tanı ve tedavilerin hepsi deneyimli ekibimiz ile gerçekleştirilmektedir. Trakya bölgesi ve Balkanlardan gelen sağlık turizmi hastalarına hastanemizde ileri teknolojik altyapımız ile başarılı tanı ve tedavi süreçleri uygulanmaktadır. Bu amaçla 2024 yılında açtığımız Aritmi polikliniğimizde yıllık 2 bin 500 civarı hastamıza poliklinik hizmeti, yine yıllık 400 civarı hastamıza kalp pili işlemleri ve 400 civarında hastamıza da kateter ablasyonu tedavisi yapmaktayız. Ayrıca aritmi hastalarına yaklaşımda araştırma görevlisi doktorlar ile uzman hekimlerin eğitim ve seminerleri yapılmaktadır. Bu açılardan Trakya bölgesinde hizmet veren tek merkez olarak çalışmalarımıza devam etmekteyiz” şeklinde konuştu. MERT ERİŞKİN

Doç. Dr. Çelik: Türkiye Obezitede Avrupa’nın Zirvesinde Haber

Doç. Dr. Çelik: Türkiye Obezitede Avrupa’nın Zirvesinde

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Çelik, diyabetin ciddi komplikasyonlara ve vücuttaki birçok organda kalıcı hasara yol açabilen önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Diyabetin dünya genelinde kalp hastalıklarının en sık nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Çelik, hastalığın diyaliz gereksiniminin de başlıca sebepleri arasında yer aldığını söyledi. Ayrıca önlenebilir körlüğün en büyük nedenlerinden birinin de diyabet olduğunu vurguladı. “OBEZİTE VE DİYABET BİRBİRİYLE İLİŞKİLİ HASTALIKLARDIR” Türkiye’nin diyabet açısından riskli ülkeler arasında bulunduğunu söyleyen Çelik, “Ülkemiz, diyabet açısından riskli bölgelerden biridir. Hatta Avrupa’da obezite oranlarında Türkiye olarak ilk sıralarda bulunuyoruz. Obezite ve diyabet birbiriyle ilişkili, iç içe geçmiş hastalıklardır. Hem obezitenin hem de diyabetin yoğun olduğu ülkelerden biriyiz. Bu hastalıklar; kalp, böbrek, göz ve sinir hastalıkları başta olmak üzere birçok sağlık sorununu tetiklemekte veya mevcut hastalıkların seyrini kötüleştirebilmektedir. Bu nedenle toplumda farkındalık oluşturmak bizim için son derece önemlidir” dedi. “BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNE BAŞVURULMALI” Sağlık Bakanlığı’nın son yıllarda diyabetle mücadeleye özel önem verdiğini belirten Çelik, “Sağlık Bakanlığımızın üzerinde özellikle durduğu konulardan biri olduğu için ülkede diyabet merkezleri kurulmaya başlandı ve neredeyse her yerde mevcut. Birinci basamak sağlık hizmeti olan aile hekimlerimiz ile ikinci ve üçüncü basamak hekimlerimiz bu konuda oldukça bilinçli. Diyabet açısından risk taşıyan herkesin, kendisinde bazı diyabet belirtileri hissetmesi durumunda öncelikle birinci basamak sağlık hizmetlerine başvurması gerekir” ifadelerine yer verdi. “GENETİK YATKINLIK OLDUKÇA YAYGIN” Diyabetin en belirgin semptomları hakkında bilgi veren Çelik, “Çok su içme, sık idrara çıkma ve normalden fazla yemek yemeye rağmen kilo kaybı diyabetin tipik belirtileridir. Çoğu hastada aile geçmişinde diyabet bulunur ve genetik yatkınlık oldukça yaygındır. Bu nedenle belli bir yaştan sonra tüm vatandaşlara diyabet taraması yaptırmalarını öneriyoruz” diye konuştu. MERT ERİŞKİN

Obezite için hazır gıdaya karşı ev yemekleri Haber

Obezite için hazır gıdaya karşı ev yemekleri

Diyetisyen Pınar Çalım, obezitenin önlenmesi ve sağlıklı bir yaşamın sürdürülebilmesi için doğru beslenme programının ve fiziksel aktivitelerin önemli olduğunu vurgulayarak, "Dışardan hazır gıdalar almak yerine evde yemek veya yiyecek hazırlamaya özen gösterilmelidir" dedi. Yüksek yağlı ve yüksek fruktozlu diyetin, obeziteye ve insülin direncine zemin hazırlayabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Çalım sözlerine şöyle devam etti: “Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanmaktadır. Fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olan obezite iş gücünü azaltması, ülke ekonomisini etkilemesi ve kişiyi toplumdan soyutlaması nedeniyle sosyal bir sorundur. Modern yaşamın getirdiği beslenme alışkanlıklarında yağların ve karbonhidratların fazla miktarda tüketilmeye başlandı ve bireylerin fiziksel aktiviteden uzaklaşmak obezitenin en önemli nedenlerden biridir. Aynı zamanda bozulan beslenme alışkanlıkları beraberinde hazır gıdaların tüketiminin artmasından dolayı da obezite riskini arttırır. Son yıllarda salgın haline gelen obezite ve metabolik bozuklukların temelinde hareket azlığı ve batı tarzı beslenme yer alır. Bu beslenme tarzı yüksek yağlı ve yüksek fruktozlu yiyecekleri içerir. Kalıtım ve çevresel faktörler ile birlikte özellikle beslenmenin önemli bir etken olduğu obezite, çağımızın epidemisi olarak anılmakta ve gelişmiş-gelişmekte olan ülkelerde prevalansı giderek artan önemli sağlık sorunlarından birisidir. Diyet kaynaklı obezitede artışın başında özellikle hazır gıdaların beslenmeye dahil olmasıdır. Yüksek yağlı ve yüksek fruktozlu diyet obeziteye ve insülin direncine zemin hazırlayabilir. Obezitenin salgın haline gelmesinde, hazır gıdalarda yoğun olarak kullanılan yüksek fruktozlu mısır şurubu tüketimindeki artışın da etkisi vardır. Fruktoz, yiyecek ve içecekleri tatlandırmak için kullanılan bir monosakkarittir. Bunun çay şekerine (Sukroz) göre; daha tatlı, daha ucuz olması ve tokluk hissi oluşturmaması gibi avantajlarından dolayı son yıllarda gıdalarda kullanımı giderek artmıştır. Fruktoz, sadece obezitede rol oynayan basit bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda fazla enerji alımından bağımsız olarak insulin direnci ve yağ depolanması gibi direkt metabolik etkileri olan bir gıda maddesidir. Ayrıca diyet kaynaklı ve alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması, obezite, kalp-damar hastalıkları ve şeker hastalığı gibi çeşitli metabolik hastalıklara neden olmaktadır. Yüksek fruktozlu mısır şurubu; alkolsüz içecekler, reçeller, konserveler ve hazır gıdalarda kullanılır. Son yıllarda gittikçe tüketimi artan hazır gıdalar sayesinde yüksek yağlı ve fruktozlu diyet alımının arttığı göz önüne alınırsa hazır gıdalar sinsi bir şekilde diyabete zemin hazırlıyor olabilirler. Yani hazır gıda tüketimine sınırlandırma getirilmesi ya da en azından içeriklerinin ticaret değil insan odaklı olarak yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.” Diyetisyen Çalım ayrıca, obezitenin önlenmesi ve sağlıklı yaşamın sürdürülebilmesi adına evde yemek hazırlamaya özen gösterilmesi ve haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapılmasının önemine vurgu yaparak, bireyleri bilinçli beslenme ve aktif bir yaşam tarzı benimsemeye davet etti. ERGİN SÖZER

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.