Hava Durumu

#Osmanlı

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Osmanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

"Türkiye Yüzyılı'nda Maziden Atiye Edirne" Kamp Programı Başladı Haber

"Türkiye Yüzyılı'nda Maziden Atiye Edirne" Kamp Programı Başladı

AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, Musabeyli Korusu'nda düzenlenen programın açılışında yaptığı konuşmada, gençleri Osmanlı'nın kadim başkenti Edirne'de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirtti. Edirne'nin Osmanlı'ya yaklaşık bir asır başkentlik yapmış, her taşı tarih kokan bir şehir olduğunu söyleyen Aksal, "Bizim anlayışımızda maziyi bilmeliyiz ki atiye yürüyelim. Biz mazi derken Edirne'de sadece ecdadımızın bize emanetlerini restore etmiyoruz, sadece onlara sahip çıkmıyoruz. Aynı zamanda geleceği de inşa ediyoruz." dedi. Aksal, Edirne'yi geleceğe taşırken önemli yatırımlara imza attıklarını belirterek, öğrencilerin kentte keyifli vakit geçirmelerini diledi. Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler de kamp programının, maziden bugüne taşınan medeniyeti bugünden de yarına götürme azim ve kararlılığının en çarpıcı örneklerinden olduğunu belirtti. Programın, geleceğin emanet edildiği gençler adına faydalı olduğunu aktaran Hatipler, kampın gençliğin geleceği omuzlarına alma konusunda daha kararlı olacağı etkinliklere vesile olmasını temenni etti. İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alireisoğlu da kamp programın öğrencilerin değerli isimlerle buluşarak gelecek adına güçlendikleri kıymetli bir organizasyon olduğunu belirterek emeği geçenlere teşekkür etti. Program koordinatörü Emre Solmaz da Anadolu'dan Balkanlara kültür ve medeniyet bilinci şiarıyla düzenledikleri Edirne kamp programına, İstanbul, Yalova, Bursa, Balıkesir, Tekirdağ, Manisa, Çanakkale, Kütahya ve Edirne'den 68 öğrenci ve 10 öğretmenin katıldığını ifade etti. Selimiye Camisi Baş İmam Hatibi Yusuf Serenli'nin Kur'an-ı Kerim tilaveti sunduğu açılış programı, fotoğraf çekimi ile sona erdi. Programa Edirne Vali Yardımcısı Sıdkı Zehin, Gençlik ve Spor İl Müdürü Selim Ak, siyasi parti temsilcileri, idareciler ve öğretmenler katıldı. Söyleşiler, Çanakkale ve Edirne gezileri ile sanat etkinliklerinin yer alacağı program 5 gün sürecek.

Osmanlı Döneminin Yaylı At Arabası Talikanın Minyatürü, Naht ve Tezhip Motifleriyle Süslendi Haber

Osmanlı Döneminin Yaylı At Arabası Talikanın Minyatürü, Naht ve Tezhip Motifleriyle Süslendi

17. yüzyılda Rusya'da yaylı ve tek atlı bir araba olarak kullanılan talika, 19. yüzyılda Osmanlı'ya gelerek dönemin en yaygın ulaşım araçlarından biri haline geldi. Bugün gerçek boyutunun 1/20 ölçeğinde hazırlanan eser, geleneksel sanatlarla yeniden hayat buluyor. Pertev Aslan, yaklaşık bir ay önce başladığı çalışmada talikanın yan kanatları, söveleri ve tekerlekleri dahil birçok bölümüne naht sanatını uyguladığını söyledi. Ağaç üzerine oyularak işlenen motiflerde geleneksel tezhip desenlerini kullandığını belirten Aslan, eserin ilgi gördüğünü ifade etti. Eserin insanların duygularına hitap etmesini amaçladığını dile getiren Aslan, "Yaptığımız sanat sadece ağacın üzerinde kalmıyor. Bu çalışmayı yaparken insanların ruhuna da dokunmayı amaçlıyoruz." dedi. Motifleri ilmek ilmek işlediğini anlatan Aslan, özellikle ileri yaştaki kişilerin eseri gördüklerinde geçmişe dair anılarının canlandığını kaydetti. Talikanın birçok kişinin hayatında bir dönem kullandığı ya da gördüğü bir araç olduğunu vurgulayan Aslan, "Bu araç geçmişte hayatımızın bir parçasıydı. Günümüzde artık kullanılmıyor. Bu nedenle insanlar gördüklerinde ilgileniyor, fotoğraf çekiyor ve detaylarını incelemek istiyor." diye konuştu. Aslan, hazırlanan modelin gerçek talikanın birebir özelliklerini taşıdığını belirterek, yay sistemi ve tekerlekler dahil tüm mekanizmanın aslına uygun şekilde tasarlandığını aktardı. Tezhip desenlerini ağaca işleyen sanatçı sayısının az olduğuna dikkati çeken Aslan, "Desenlerimiz ağaçların doğal renkleriyle oluşturuluyor, herhangi bir boya kullanılmıyor. Tezhip genelde çini üzerinde boyayla uygulanır. Ben ise bunu ağaca işleyerek farklı bir yorum kazandırdığımı düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

‎Doğan, Edirne’nin Delilerini Anlattı Haber

‎Doğan, Edirne’nin Delilerini Anlattı

‎Edirne’de Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) İl Temsilciliği tarafından, Arkeolog ve Kültür Tarihi Anlatıcısı Dr. Umut M. Doğan’ın katılımıyla “Edirne’den Portreler” söyleşisinin bu hafta 5’incisi gerçekleştirildi. Edirne tarihin de yer edinmiş 3 ismin anlatıldığı etkinliğin bu haftaki konusu "Deliler" oldu. ‎Dahilik ile delilik arasında çok ince bir çizgi olduğunu belirten Doğan, Türk edebiyatında deliliğin tanımının birçok farklı şekilde yapıldığını söyleyerek; “Klasik Türk Edebiyatı'na baktığımızda deli ve deliler ile ilgili ifadeler yüzlerce yerde geçiyor. Klasik Türk Edebiyatı'nda deli ile ilgili meczup, cünun, mecnun gibi ifadeler yer alıyor. Şeyda kelimesi çok kullanılıyor. Yine deli anlamına gelen aşüfte kelimesi kullanılıyor. Günümüze kadınlar için biçimsiz bir şekilde kullanılıyor ama Farsça bir kelime ve anlamı aklı bozulmuş kişi demek. Yine deli ile eş anlamlı olarak kullanılan bir kelime de sevdalı. Sevdalı, vücut dengesi bozulmuş olarak kullanılıyor” dedi. ‎“EDİRNELİ DELİLERİN EN ÜNLÜSÜ DELİ SELİM” ‎Doğan, Edirneli delileri anlattığı söyleşide ilk olarak Klarnet Virtüözü Edirneli Deli Selim’e (Selim Kızılcıklılar) yer verdi. Deli Selim’in askere gitmeden 3 ay önce sevdiği kızı kaçırması ve askerliğinin bitmesine 15 gün kala firar ederek eşini de alarak Ankara’ya birliğine dönmesinden bahseden Doğan; “Özledi. Ne yapsın? Geliyor Edirne’ye. Tekrar Ankara’ya birliğine dönüyor ve ‘Komutanım biz geldik, eşimle beraber geldik’ diyor. 15 günlük askerliği kalan bu delikanlıya uzun bir ceza verildi. Bitlis Tatvan’a sürgüne gönderiliyor ve 7 yıl ceza alıyor. Askerliğinin bitmesine on beş gün kala firar edip yavuklusuna giden bu delikanlı eşiyle beraber tam yedi yıl daha askerlik yapıyor. Orada 2 çocukları oluyor. 7 yıl cezalı askerlik sonunda Edirne'ye gelerek en iyi bildiği işi yapıyor. Müzik yapıyor. Düğünlere katılıyor. Konserlere gidiyor. Ünlenmeye başlıyor. Onu çağıranlar, 'gel bizim grupla çal' diyorlar ama kabul etmiyor. Tek başına olmak istiyor. Gazinoda tam sabahken bir anda şarkının ortasında, çalarken bırakıp, ‘Ben gidiyorum’ diyerek bırakıp gidiyor. Allah aşkına, böyle hikayesi olan bir adama siz olsanız ne dersiniz? Evet bu kişi, Edirne Büyük Klarnet Virtüözü Deli Selim” dedi. “BALABANLAR AŞİRETİ İLE EDİRNELİLER AKRABA” ‎Doğan, anlatılarının devamında Osmanlıda, Dimetoka bölgesinde yaşamış, daha sonra şimdiki Tunceli, Erzincan, Elazığ, Malatya yöresine göç ettirilmiş Balabanlar aşiretine değinerek; “Dimetoka, Osmanlı’da Edirne sınırları içerisinde bir yer. Bu bölgeden Tunceli, Erzincan, Elazığ, Malatya bölgesine göç ettirilen Balabanlar aşiretinin kökeni bir isme dayanır. Adı ‘Deli’ olan bir Bektaşi ereni Seyit Ali Sultan'a (Kızıl Deli) dayanır. Kızıl Deli Sultan, 14-15’inci yüzyıllarda yaşamış önemli bir Osmanlı ereni, bir Bektaşi ereni. Kızıl Deli, Osmanlı'da en önde savaşan ‘Deliler Ocağı' mensubu bir erendir” ifadelerini kullandı. ‎Doğan son olarak, Edirne’nin ilk delisi olarak kabul edilen Lykurgos isimli efsanevi kral hakkında bilgiler vererek, Edonisler denilen efsanevi Trak kabilesinin kralı olduğunu ifade etti. ŞENER ŞENTÜRK

“Osmanlı’da İlk Gül Yağı Edirne’de Üretildi” Haber

“Osmanlı’da İlk Gül Yağı Edirne’de Üretildi”

Edirne Inner Wheel Kulübü, Trakya Üniversitesi (TÜ) Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülşah Gedik’in katılımıyla “Edirne Gülü ve Gülün Şifası” konulu panel düzenlendi. Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi salonunda düzenlenen panelde Doç. Dr. Gedik, Edirne gülünün tarihi ve kullanım alanlarıyla ilgili sunum yaptı. Gedik, gülün dünyada 250 kadar türü ve 18-20 bin çeşidi olduğunu belirtirken, 100’ün üzerinde farklı kokulu gül olduğunu söyledi. Gül yağının dünyada parfüm, kozmetik ve ilaç sanayinin temel hammaddelerinden biri olduğunu ifade eden Gedik, Osmanlı döneminde Edirne’deki gül üretimi ile ilgili bilgi verdi. Gedik, Dr. Rıfat Osman’ın ifadelerine dikkat çekerek; “Dr. Rıfat Osman Bey, Edirne’nin kuzeyinde Yeniimaret Mahallesi’nden başlayıp Bulgaristan’daki Kızanlık’a ve bugün Sinekli Ovası denilen ve İstasyon’dan başlayarak güneydeki Kartal Tepe sırtlarına kadar uzayan geniş arazide büyük gül bahçeleri olduğunu söylemektedir” dedi. Edirne gülüne verilen isimleri de açıklayan Gedik; “Edirne gülü, aynı zamanda gül esansı elde edildiğinden Yağ Gülü, damıtılma ile gül yağı elde edildiğinden Damla Gülü gibi isimlendirildiği gibi Sakız Gülü, Pembe Gül, İyi Gül gibi isimler de verilmektedir. Halk arasında genellikle Sakız Gülü olarak bilinir. Bilimsel adı Rosa Damascena Miller Trigintipetala’dır. Mayıs ayında açar. Bol çiçekli, çiçekleri katmerli ve güzel kokuludur” sözlerine yer verdi. Gedik, 17’nci yüzyılda Osmanlı’daki ilk gül yağı üretiminin Edirne’de başladığını açıklarken; “Buradan Bulgaristan’a geçmiştir. Bugün Bulgaristan’ın önemli bir gül yetiştirme merkezi olan Kızanlık ve Eski Zağra ilçeleri, Osmanlı döneminde Edirne eyaletine bağlı kazalar olduğundan, Kızanlık ve Eski Zağra kazalarında gül mahsulünün çok yetiştirilmesi nedeniyle gülyağı ve gülsuyu imal edilip, Avrupa’ya gönderildiğinin 1872 yılı Edirne Vilayet Salnamesi’nden öğrenmekteyiz” dedi. Gedik, Balkan Savaşı sonunda Edirne’nin Bulgarlar tarafından işgal edilmesi, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında bakımsız kalan Edirne gül bahçelerinin yıkıma uğrayarak yok olduklarını da ifade etti. Gedik, sunumunda Trakya Üniversitesi’nin ve kendisinin Edirne gülü ile ilgili çalışmalarını da anlattı. UĞUR AKAGÜNDÜZ

“Osmanlı’da İlk Gül Yağı Edirne’de Üretildi” Haber

“Osmanlı’da İlk Gül Yağı Edirne’de Üretildi”

Edirne Inner Wheel Kulübü, Trakya Üniversitesi (TÜ) Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülşah Gedik’in katılımıyla “Edirne Gülü ve Gülün Şifası” konulu panel düzenlendi. Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi salonunda düzenlenen panelde Doç. Dr. Gedik, Edirne gülünün tarihi ve kullanım alanlarıyla ilgili sunum yaptı. Gedik, gülün dünyada 250 kadar türü ve 18-20 bin çeşidi olduğunu belirtirken, 100’ün üzerinde farklı kokulu gül olduğunu söyledi. Gül yağının dünyada parfüm, kozmetik ve ilaç sanayinin temel hammaddelerinden biri olduğunu ifade eden Gedik, Osmanlı döneminde Edirne’deki gül üretimi ile ilgili bilgi verdi. Gedik, Dr. Rıfat Osman’ın ifadelerine dikkat çekerek; “Dr. Rıfat Osman Bey, Edirne’nin kuzeyinde Yeniimaret Mahallesi’nden başlayıp Bulgaristan’daki Kızanlık’a ve bugün Sinekli Ovası denilen ve İstasyon’dan başlayarak güneydeki Kartal Tepe sırtlarına kadar uzayan geniş arazide büyük gül bahçeleri olduğunu söylemektedir” dedi. Edirne gülüne verilen isimleri de açıklayan Gedik; “Edirne gülü, aynı zamanda gül esansı elde edildiğinden Yağ Gülü, damıtılma ile gül yağı elde edildiğinden Damla Gülü gibi isimlendirildiği gibi Sakız Gülü, Pembe Gül, İyi Gül gibi isimler de verilmektedir. Halk arasında genellikle Sakız Gülü olarak bilinir. Bilimsel adı Rosa Damascena Miller Trigintipetala’dır. Mayıs ayında açar. Bol çiçekli, çiçekleri katmerli ve güzel kokuludur” sözlerine yer verdi. Gedik, 17’nci yüzyılda Osmanlı’daki ilk gül yağı üretiminin Edirne’de başladığını açıklarken; “Buradan Bulgaristan’a geçmiştir. Bugün Bulgaristan’ın önemli bir gül yetiştirme merkezi olan Kızanlık ve Eski Zağra ilçeleri, Osmanlı döneminde Edirne eyaletine bağlı kazalar olduğundan, Kızanlık ve Eski Zağra kazalarında gül mahsulünün çok yetiştirilmesi nedeniyle gülyağı ve gülsuyu imal edilip, Avrupa’ya gönderildiğinin 1872 yılı Edirne Vilayet Salnamesi’nden öğrenmekteyiz” dedi. Gedik, Balkan Savaşı sonunda Edirne’nin Bulgarlar tarafından işgal edilmesi, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında bakımsız kalan Edirne gül bahçelerinin yıkıma uğrayarak yok olduklarını da ifade etti. Gedik, sunumunda Trakya Üniversitesi’nin ve kendisinin Edirne gülü ile ilgili çalışmalarını da anlattı. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Edirne’de Lise Öğrencileri Veresiye Defteri Kapattı Haber

Edirne’de Lise Öğrencileri Veresiye Defteri Kapattı

Edirne’de 1. Murat Anadolu Lisesi, eğitim faaliyetlerinin yanı sıra toplumsal dayanışmayı güçlendiren anlamlı bir projeye imza attı. Okul yönetimi ve öğretmenlerin öncülüğünde, 9. sınıf öğrencilerinin ders dışı etkinliği olarak başlattığı “İyilik Biriktiriyoruz” projesi, kısa sürede okul genelinde yaygınlaştırılarak geniş katılımlı bir sosyal sorumluluk çalışmasına dönüştürüldü. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında yürütülen proje çerçevesinde, öğrenciler ve öğretmenler tarafından toplanan yardımlar Ramazan ayının manevi atmosferinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı. Toplanan sadakalarla mahallede yaşayan ihtiyaç sahibi, engelli ve yaşlı vatandaşların bakkal ve fırınlara olan borçlarının bir kısmı kapatıldı. Projeyle birlikte Osmanlı döneminden günümüze uzanan “zimem defteri” geleneği de yeniden canlandırıldı. Bu uygulama sayesinde hem yardımlaşma kültürü yaşatıldı hem de ihtiyaç sahiplerine gizlilik içinde destek olunarak toplumsal duyarlılık artırıldı. Okul Müdürü Yakup Öz, projeye katkı sunan öğrenci ve öğretmenlere teşekkür ederek; “Ramazan ayının manevi ikliminden ilham alarak öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizin katkılarıyla biriktirmiş olduğumuz sadakaları, mahallemizde yaşayan ihtiyaç sahibi, engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın bakkal ve fırınlara olan borçlarının bir kısmını kapatarak değerlendirdik. Böylece tarihimizde önemli bir yere sahip olan zimem defteri geleneğini günümüz şartlarında yeniden canlandırmış olduk” ifadelerini kullandı. Öz, projeye öncülük eden Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Zeynep Çolak başta olmak üzere tüm öğretmenlere ve destek veren esnafa da teşekkür etti. HABER MERKEZİ

Edirne’de Tarihçi Yazar Yaltırık’tan Eşkıyalık Söyleşisi Haber

Edirne’de Tarihçi Yazar Yaltırık’tan Eşkıyalık Söyleşisi

Edirne’de tarihçi yazar Mehmet Berk Yaltırık, Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Edirne İl Temsilciliği’nde düzenlenen söyleşide vatandaşlarla bir araya geldi. Yaltırık, söyleşide “İsyan ve İtaat: Anadolu’da Eşkıya Motifinin Dönüşümü” konusunda sunum yaparken; vatandaşların da sorularını yanıtladı. “EŞKIYAYA YÖNELİK ÇİFT BAKIŞ AÇISI SÖZ KONUSU” Yaltırık, eşkıyalığın, Anadolu’da türkülere, kitaplara konu olmasının dışında sosyal bir realite olduğunu söyleyerek; “Fakat bizim toplumsal belleğimizde bazı kavram kargaşaları söz konusu. Bu da güncel olaylara bakış açımıza da yansıyor. İsyan ve itaat kavramlarının toplumdaki yerini ve dönüşümünü ve ‘Devlet Baba’ algısının nasıl yerleştiğini anlamak için önce eşkıyalık mefhumuna bakmak lazım. Toplum eşkıya kavramına nasıl bakıyor? Halk, merkezi ve örfi otorite arasında kendini nerede konumlandırıyor? Günlük dilde kullanılan eşkıya algısına yönelik bir çift bakış açısı söz konusu. Her ne kadar şehir eşkıyalarının ve maganda taifesinin icraatlarını tanımlamak için kullansak ve olumsuz çağrışımlara sahip olsak da dilden dile dolaşan türküler ve söylenceler nedeniyle aynı çağrışım yerini olumlu kabullere de bırakabiliyor. Çift yüzlü bir bakış açısı var. Halk nezdinde eşkıyanın eşkıya olduğu pek anlaşılamayabiliyor” ifadelerini kullandı. “DÖNEMİNİN KOŞULLARINA GÖRE DEĞERLENDİRİLMELİ” Eşkıyalığın sözlük tanımında kanun dışında, kaçak şekilde yaşayan kişi olarak tanımlandığını belirten Yaltırık; “Bunun halk tanımı, bileğinin, bıçağının hakkıyla her türlü kanunun dışında yaşayıp kendi kanununu dayatan kişi aslında. Eşkıyalık, bölgelerin sosyo-kültürel ve idari yapılarına, dönem ve coğrafya koşullarına göre değerlendirilmeli. Bir eşkıya tabiri var ama bir eşkıya tipi ya da motifi yok. Herhangi bir resmi kuvvetin parçasıyken, sonradan işsiz güçsüz bir köylüyken mi eşkıyalığa başladı? Yoksa bulunduğu yerde eşkıyalık çok olağan ve geçim kaynağı sayılan bir husus mu? Eşkıyalığa bakış açısında bu durum çok fark ediyor. Örneğin; celali isyanları, muazzam bir yıkım dönemi. O dönemlerde tımarsız kalan sipahilerin, atlı askerlerin, leventlerin ve suhtelerin eşkıyalığıyla başlıyor. Celali isyanları iddia edildiği gibi ne halk hareketi ne de Türk’ün devşirmelere karşı savaşı. 3-5 eşkıyanın ardına daha fazla adam toplayıp daha fazla köylü soymasının özetidir. Celaliler dönemindeki eşkıyalıkla 1800’lerin sonu 1900’lerin başındaki Batı Anadolu eşkıyalık geleneği efelerin ve zeybeklerin eşkıyalığı kendine hastır. Ama kendi döneminin koşullarına göre değerlendirmemiz gerekiyor” dedi. “YERLERİNİ KOMİTACILARA BIRAKIYORLAR” Yaltırık, Balkanlar’da bulunan ‘Hayduk’ların Osmanlı başta olmak üzere bölge devletlerin yardımcı askeri güçleri olduğunu söyleyerek; “Zorunlu durumlarda paralı asker gibi silah altına çağrılıyorlar. Fakat sonradan hayduklar eşkıyalığa başlıyorlar. Hayduku bugün haydut, eşkıya anlamında kullanıyoruz. Bunlar daha sonra folklor ve tarihe mal olmuş bir eşkıya tipine dönüşüyorlar. Hayduk, Balkanlar’da başlı başına bir türküsü, söylencesi, efsanesi olan bir tipe dönüşüyor. ‘Onlar, bizim için halk kahramanıdır’ diye çok fazla yorum alıyorum ama ben kaba tanımından bahsediyorum. Hayduklar en son yerlerini devrimci mahiyeti bulunan çetecilere, ihtilalcilere, komitacılara bırakıyorlar. Onlar da kendi halk türkülerini oluşturuyorlar. Bu bağlantıyı 1870’lere kadar uzanan süreçte voyvoda, harambaşa gibi klasik askeri ve eşkıya tabirleriyle anılan isyancılarda, hem milli ordularda milis olarak veya özel birlik olarak hareket etmelerinde, hem de çetecilik yapmalarında görebiliyoruz. Örneğin; Belgrad’ta birçok sancaktar, serdar gibi isimler görürsünüz. Bunların hepsi Sırp isyanlarının çetecileridir. Sırbistan’da sorsanız ‘Bizim kahramanlarımız’ diye anlatırlar ama çoğunun bir eşkıyalık geçmişi var” sözlerine yer verdi. “KANUN KAÇAĞIYKEN RESMİ GÖREVLİ OLABİLİYOR” Haydukların son temsilcilerinden birinin Bulgaristan’daki ‘İlyo Dedo’ olduğunu belirten Yaltırık; “Lakabı Son Hayduk’tur. Hayatına baktığımızda 1850’lerde dağda gezen son eşkıyalardandır. 1870’lerde Bulgaristan kurulup Osmanlı’dan nasıl kopacağı, Rusya’ya nasıl bağlanacağı tartışmaları sırasında kendini bir anda ihtilalciler, komitacılar arasında buluyor. Dönüşen bir figürdür. Bir eşkıya, yaşamının bir bölümünde kanun kaçağıyken sonradan milis, asker veya resmi görevli olabiliyor. Dolayısıyla onun hayatının bir kısmını dikkate alıp öteki kısmını görmezden gelmek yerine bütün bir yaşantısını, dünyaya bakış açısını anlamak gerekiyor” diye konuştu. Yaltırık, sunumunun ardından katılımcıların sorularını yanıtladı. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Muhtarlar Edirne’ye Hayran Kaldı Haber

Muhtarlar Edirne’ye Hayran Kaldı

Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu ile T.C. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü iş birliğinde düzenlenen “Huzurlu Mahalle, Huzurlu Köy, Güçlü Türkiye” programı kapsamında Edirne’ye gelen muhtarlar, kenti gezerek değerlendirmelerde bulundu. Farklı illerden gelen muhtarlar, Edirne’nin tarihi mirası, şehir düzeni ve insanlarının sıcak yaklaşımından övgüyle söz etti. “EDİRNE’YE İLK DEFA GELDİM” Edirne’den övgüyle bahseden Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Kastamonu Muhtarlar Derneği Başkanı Muammer Yapıcıoğlu, “Edirne, ecdadın çok büyük miraslarını taşıyan, düşmana geçit vermemiş Anadolu’nun önemli bir parçasıdır. Kastamonu Muhtarlar Derneği Başkanı olarak ilk defa Edirne’ye geliyorum. Şehrin camileri, tarihi dokusu ve kültürel yapısı beni gerçekten etkiledi. Muhtarlarımızın ve halkımızın son derece cana yakın olması da ayrı bir memnuniyet oluşturdu. Şehrin genel yapısı, düzeni ve bütünleşmiş şehir dokusu oldukça dikkat çekici. Esnafı ve alışveriş noktalarını da ziyaret ettik, gerçekten çok memnun kaldık. İnşallah Edirne’den güzel izlenimlerle ayrılacağız. Bugün, Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu tarafından düzenlenen ‘Huzurlu Mahalle, Huzurlu Köy’ toplantısına katılıyoruz. Türkiye’nin 81 ilinden gelen muhtarlarımızla burada bir aradayız. Hem ülkemizi tanıma hem de muhtarlarımız arasında kaynaşma açısından çok verimli bir program gerçekleştiriyoruz. Bu vesileyle başta Genel Başkanımıza, İçişleri Bakanımıza, bakan yardımcılarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca ev sahipliklerinden dolayı Edirne Valimize, Edirne milletvekillerimize ve belediye başkanlarımıza şükranlarımı sunuyorum” dedi. “SELİMİYE İNSANI BÜYÜLÜYOR” Edirneli muhtarları ve Edirne halkını da evliyalar diyarı ve şehitler diyarı olan Kastamonu’ya davet ettiğini belirten Yapıcıoğlu şu ifadeleri kullandı: “Selimiye Camii ve Eski Cami’yi de ziyaret ettik. Selimiye Camii’nin ihtişamı, duruşu ve mimarisi gerçekten insanı büyülüyor. Eski Cami ise tamamen tarih kokan bir yapıya sahip. Cuma namazımızı Eski Cami’de kıldık, Selimiye’yi de ziyaret ederek dualar ettik. Selimiye Camii’nin dokusu hiç bozulmadan, aslına uygun şekilde restore edilmesi gerçekten çok kıymetli. İçeri girdiğinizde insanı etkileyen, büyüleyen bir atmosferi var. Bu tür tarihi yapıların korunması ve yaşatılması büyük önem taşıyor. Restorasyonlar elbette gereklidir ancak bu çalışmalarda dokunun korunması en önemli husustur.” “15 TORUNUMU EDİRNE’Yİ GÖRMEYE GETİRECEĞİM” Edirne’ye 15 torunu ile tekrardan geleceğini belirten Ankara Gölbaşı Hacı Hasan Mahallesi Muhtarı Mehmet Mükerrem Çelik, “Şöyle değerlendireyim; ben Türk milletinin başkentlerinin hepsini çok severim. Edirne de Türk milletine başkentlik yapmış şehirlerimizden birisidir. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da muhtarım. Tarihi gördük, Edirne’yi gezdik. Şehrin misafirperverliğini de yakından gördük. Muhtar arkadaşlarımızla da ortak fikrimiz; şehir temiz, düzenli ve huzurlu bir yapıya sahip. Gerçekten güzel bir yaşam ortamı var. Tüm Edirnelilere hayırlı ve huzurlu bir yaşam diliyoruz. Edirne’ye tekrardan gelmek istiyorum ve hatta şöyle bir karar aldım: Bir minibüsüm var. Allah nasip ederse 15 torunumla birlikte buraya gelip tarihi yerleri gezdirmek istiyorum. Özellikle tabyaları, Selimiye Camii’ni ve diğer tarihi alanları onlara da göstermek istiyorum. Allah nasip ederse, bundan sonraki ziyaretlerde de zamanımıza uygun güzel eserlerin yapılmasını ve bu değerlerin yaşatılmasını diliyorum” ifadelerine yer verdi. “EKSİKLERİ VAR AMA ÖZÜNDE GÜZEL BİR ŞEHİR” Edirne’de gördüğü bir eksikliğe değinen İstanbul'un Çatalca ilçesine bağlı Binkılıç Mahalle Muhtarı Nazan Kurtan, “Edirne’ye daha önce de birçok kez geldim. Özellikle Ramazan aylarında kadınları cami gezilerine getiriyoruz, o vesileyle de sık sık geldim. Daha önce turla da gelmiştim. Organik tarım konusunda da çalışmalar yapıyorum. Yaklaşık 25 yıldır bu alandayım. Bu bölgelerde organik tarım yapılabilir mi, su ve doğa temizliği nasıl, bunlarla ilgili araştırmalar da yaptık. Edirne, Osmanlı’dan kalan çok güzel bir şehir. Ancak biraz daha gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Tarihi dokuyu koruyarak gelişim sağlanmalı. Az önce geçerken de bazı tarihi yapıların yanından geçtik. Mesela eski bir ev vardı; aslında korunması gereken bir yapıydı. Belki tapu açısından bir durumu vardır ama ben olsam o yapıyı koruma altına alır, çok daha güzel bir hale getirirdim. Eksikler var ama Edirne’nin özünde çok güzel bir şehir olduğunu düşünüyorum. İnsanları da benim köyümün insanlarıyla çok benzer. Kültür olarak birbirimize çok yakınız; yemeklerimiz, kıyafetlerimiz, konuşma tarzımız ve yaşam biçimimiz oldukça benziyor” diye konuştu. MERT ERİŞKİN

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.