Hava Durumu

#Osmanlı Devleti

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Osmanlı Devleti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı Devleti haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Diplomasi Değil, Vefa: 136 Yıl Geçti Japonlar Unutmadı Haber

Diplomasi Değil, Vefa: 136 Yıl Geçti Japonlar Unutmadı

Japonya İstanbul Başkonsolosu Iwama Ryoji, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk'ü makamında ziyaret etti. Ziyaretin ardından Başkonsolos Ryoji, İl Müdürü Ömer Faruk Karaküçük refakatinde Osmanlı Devleti döneminde Japonya'dan dönüş yolunda batan Ertuğrul Fırkateyni Faciası şehitlerini anmak amacıyla inşa edilen Yarbay Ali Bey Anıtı'nı ziyaret etti. Anıtta düzenlenen programda, Ertuğrul Fırkateyni'nde hayatını kaybeden asker ve mürettebat adına çelenk sunan Başkonsolos Ryoji, saygı duruşunda bulundu. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid Han 1889 yılında Japon İmparatoru Meiji'ye iade-i ziyaret ve dostluk mesajlarını iletmek üzere Ertuğrul Fırkateyni'ni Japonya'ya göndermişti. Japonya'da üç ay kalan fırkateyn, 15 Eylül 1890'da dönüş yoluna çıktı. Ancak gemi, Japonya açıklarında şiddetli bir kasırgaya yakalanarak 16 Eylül 1890 gecesi kayalıklara çarpıp ikiye bölündü ve battı. Kazada 527 mürettebat şehit olurken, 69 kişi Japon balıkçılar tarafından kurtarıldı. Facianın ardından Japon halkının Osmanlı denizcilerine gösterdiği yardım ve ilgi, Türk-Japon dostluğunun en önemli sembollerinden biri olarak tarihe geçti. Japonya'da şehitler için anıtlar dikilirken, her yıl düzenlenen törenlerle anma programları sürdürülüyor. Tekirdağlı Ertuğrul Fırkateyni süvarisi Yarbay Ali Bey ve diğer şehit denizciler anısına da kentte anıt yapılırken, bir mahalleye de fırkateynin adı verildi.

Şallı: “26 Mart Eskisi Gibi Anılmıyor” Haber

Şallı: “26 Mart Eskisi Gibi Anılmıyor”

Edirne Belediyesi Müze Müdürlüğü, 26 Mart Balkan Savaşı’nı konu alan bir konferans düzenlendi. Trakya Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Doç. Dr. Hakan Şallı’nın konuşmacı olarak katıldığı konferans, Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Konuşmasında 1914 yılından bugüne 26 Mart anmalarını değerlendiren Doç. Dr. Şallı, artık ilk işgalin gerçekleştiği Ayvaz Baba Tabyası’na yürüyüşün yapılmadığını belirtti. Günümüzde daha kısa yürüyüşlerin yapıldığını söyleyen Şallı; “Edirne 1913 tarihinde Bulgar işgaline girdikten sonra bunun üzerinden bir yıl geçmesinin ardından bu gibi bir hatırlama sahnesine dönüşüyor. Bu dönemde Edirne'de bulunan öğrenciler, sabahın erken saatlerinde Sarayiçi yerleşkesine giderler ve burada hem o esaret günlerini anarlar hem de olay daha çok sıcak olduğu için aslına bakılırsa intikam yeminleri ederler, Bulgarlardan alınacak intikama dair yemin ederler. Sarayiçi’nde bulunan ekip ikiye ayrılır ve bir kısmı Edirne'nin 6 kilometre ötesindeki Edirne'nin ilk düştüğü tabya olan Ayvaz Baba Tabyası'na yürüyerek şehitleri yad ederler. Ancak 1915 yılından itibaren biz bu kara günün hızlı bir şekilde unutulduğunu görüyoruz. Bunun arka planında dönemin siyasi konjonktür yer almaktadır. Birinci Dünya Savaşı başlamıştır ve Osmanlı Devleti ile Bulgaristan bir ittifaktadır. Artık intikam alınacak bir Bulgaristan yoktur karşımızda ve müttefik komşu bir Bulgaristan vardır. Bu tarihlerde Edirne'de bir yerel basın faaliyeti de yoktur. 26 Mart'ın nasıl anıldığını, nasıl hatırlandığını, nerede hangi pratiklerle gündeme geldiğini göremiyoruz. 1919 yılına kadar Trakya Paşaeli Gazetesi'nde 1914 yılındaki etkinliklerin, anma törenlerinin yine aynı şekilde saray içinde aynı ritüellerle gerçekleştirdiğini görürüz” dedi “CUMHURİYET DÖNEMİNDE ANMA PRATİKLERİ DEĞİŞMEYE BAŞLADI” Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise anma pratiklerinin içeriğinin yavaş yavaş değişmeye başladığını belirten Şallı; “Cumhuriyet kurulmuştur, Ulu Önder Atatürk Cumhurbaşkanı olmuştur. Artık 26 Mart'a hatırlanırken Mustafa Kemal Atatürk de 26 Mart'ın bir parçası haline gelir. 1950’li yıllara geldiğimiz zaman 26 Mart çok güçlü bir şekilde hala hatırlanmaya devam eder. Çünkü bu tarihlerde Bulgaristan'dan Türkiye'ye çok büyük bir göç vardır, çok büyük bir acı vardır. Ancak 1960’lı yıllardan itibaren 26 Mart'ın yavaş yavaş anma pratiklerinin söndüğünü, grileşmeye başladığına şahit oluruz. Artık 26 Mart anma törenlerinde birinci ağızdan bir anlatım, bir esaret hayatı duymayız. Dolayısıyla bu duygunun yavaş yavaş sönümlenmesine neden olur. 2000’li yıllara geldiğimizde ise artık 26 Mart'ın çok daha farklı şekilde hatırlandığını 1914 yılında yapılan Ayvaz Baba Tabyası’na yürüyüşün artık yapılmadığını, bu yürüyüş mesafelerinin çok daha kısaldığını görmekteyiz” diye konuştu. ŞENER ŞENTÜRK

ADD Edirne’den 18 Mart Anması Haber

ADD Edirne’den 18 Mart Anması

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi, 18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma programını gerçekleştirdi. Muammer Aksoy Toplantı Salonu’nda düzenlenen programa, ADD Edirne Şube Başkanı Celil Özcan ve yönetim kurulu üyeleri ile dernek üyeleri katıldılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm şehitler anısına bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan programda 18 Mart konulu basın açıklamasını ADD Edirne Şube Başkan Yardımcısı Gökay Bilgin okudu. “BATI EMPERYALİZMİ EN AĞIR YENİLGİLERİNDEN BİRİNİ ALMIŞ” Bilgin, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yılı olduğunu belirterek; “Hemen ardından başlayıp 8,5 ay süren kara savaşları Osmanlı Devleti'nin, Çarlık Rusya’sının ve 1. Dünya Savaşı'nın yaşam sürelerini belirleyerek tarihi değiştiren dünyanın en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale'nin dünya ve özellikle Türk ulusu için anlamı, bir kent, bir boğaz, bir savaş adı olmanın çok ötesindedir. Deniz Zaferi ve kara savaşları sonucunda Batı emperyalizmi belki de tarihinin en ağır yenilgilerinden birini almış, Anadolu Türklüğü, 1683 2. Viyana bozgunundan başlayan 232 yıllık yılgınlığından kurtularak özgüven kazanmış ve Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın başkomutanı, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa'sına kavuşmuştur. Türk Milleti; 19 Şubat 1915 den 18 Mart 1915'e kadar bir ay boyunca Çanakkale tabyalarında savaşan neferleri de, İngiliz denizaltısını periskopundan vuran Müstecip Onbaşıyı da, 250 kiloluk top mermisini sırtlayıp namluya süren Seyit Onbaşıyı da, Nusrat Mayın Gemisi Komutanı Tophaneli Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey'i de, 25 Nisan 1915'in şanlı 57. Alayını ve komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey'i de, Cevat ve Esat Paşaları da, onların kuru tayınlarını, şekersiz üzüm hoşaflarını da ve elbette Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa'yı da unutmuyor, unutmayacak. Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; büyük zaferimizin 111. yıl dönümünü gururla kutluyor, değişmez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü, bütün kahramanlarımızı, şehit ve gazilerimizi minnetle, şükranla anıyoruz” ifadelerini kullandı. “TÜRK TARİHİNİN KIRILMA ANIDIR” Bilgin’in ardından programda bir konuşma da ADD Edirne Şube Başkanı Celil Özcan yaptı. Özcan, Çanakkale Zaferi ile başlayan mücadelenin sonucunda Türkiye Cumhuriyeti ve aydınlanma devriminin ortaya çıktığını belirterek; “O yüzden 1915, Türk tarihinin kırılma anıdır. 111 yıl önce bizim rahat yaşamamız için kendilerini feda etmiş şehitlerimizi, başta büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun” dedi. FİLM GÖSTERİMİ İLE SONA ERDİ Özcan’ın konuşmasının ardından programda Bilgin tarafından Çanakkale Zaferi konulu bir şiir ve Çanakkale Savaşı’na ait bir anı okundu. Program, Çanakkale Savaşı’nı anlatan kısa film gösterimi ile sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

“Deniz Gücü, Güvenlik Mimarisinin Kurucu Kolonudur” Haber

“Deniz Gücü, Güvenlik Mimarisinin Kurucu Kolonudur”

Edirne’de Trakya Üniversitesi (TÜ) ve Edirne Garnizon Komutanlığı iş birliğiyle düzenlenen liderlik eğitiminde, Balkan Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Sabri Can Sannav, Birinci Balkan Harbi’nde Ege Adalarının İşgali konulu sunum yaptı. Balkan Kongre Merkezi’nde düzenlenen eğitimde Sannav, Ege adalarının işgalinin, savaşın sonucunu belirleyen en kritik unsulardan biri olduğunu belirtti. Sannav, Balkan Harbi’ne giden süreç ve savaşın genel panoramasına, Birinci Balkan Harbi’nde Ege adalarının Yunanistan tarafından nasıl, hangi adımlarla ve hangi stratejiyle ele geçirildiğine dikkat çekti. “DENİZ YALNIZCA BİR COĞRAFYA DEĞİLDİR” Deniz gücünün hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyen Sannav; “Deniz, yalnızca bir coğrafya değildir; ikmal, ekonomi ve güvenlik hattıdır. Hatta zamanın diliyle söylersek devletin nefes borusudur” ifadelerini kullandı. Birinci Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan ile Trakya cephesi, Makedonya cephesi ile Epirus ve Tesalya hattında savaşmak zorunda kaldığını hatırlatan Sannav, sonucunda Trakya, Makedonya ve Arnavutluk’un fiilen elden çıktığını, Ege adalarının da büyük bölümünün Yunanistan tarafından işgal edildiğini belirtti. İkinci Balkan Savaşı’nın ise Balkan devletlerinin kendi aralarında anlaşmazlığa düşmesi sonucu çıktığını ifade eden Sannav, Osmanlı Devleti’nin de Bulgaristan’a karşı cephe alarak Edirne ve Kırklareli’ni geri aldığını hatırlattı. “AVEROF SAVAŞLARDAKİ EN GÜÇLÜ MODERN UNSURDU” Birinci Balkan Harbi’nin deniz cephesinde ise Yunanistan’ın temel hedefinin, Ege Denizi’nde hakimiyet kurmak, Osmanlı’nın ikmal yollarını kesmek ve Ege adalarını ele geçirmek olduğunu söyleyen Sannav, Osmanlı ile Yunanistan donanmalarındaki farkları açıkladı. Sannav, gemi sayılarının eşit gibi görünse de savaşın kaderini harekat planı, eğitim, personel, ikmal, üs, komuta bütünlüğü ve teknolojik yeterliliğin belirlediğini söylerken; Osmanlı donanmasının 19’uncu yüzyıl sonunda ve İkinci Abdülhamit döneminde uzun süre atıl bırakıldığını belirtti. Yunanistan’ın ise Georgios Averof adlı gemi üzerinden çok güçlü bir psikolojik ve fiili üstünlük kurduğunu ifade eden Sannav, bu geminin Balkan Savaşları’ndaki en güçlü modern unsur olduğuna dikkat çekti. “DENİZ GÜCÜ YALNIZ GEMİ SAYISIYLA ÖLÇÜLEMEZ” Balkan Harbi’nin deniz cephesi ve özellikle Ege adalarının işgalinin, yalnızca geçmişe ait bir hadiseyi anlatmadığını, aynı zamanda bugünü ve geleceği ilgilendiren çok açık dersler sunduğunu belirten Sannav; “Birinci ders şudur; deniz gücü, tali bir askeri unsur değil; devletin güvenlik mimarisinin kurucu kolonlarından biridir. İkinci ders; deniz gücünün yalnız gemi sayısıyla ölçülemeyeceğidir. Üçüncü ders ise süreklilik ve kurumsal hafıza meselesidir. Yunanistan, Averof’u yalnızca bir savaş gemisi olarak değil; bir devlet sembolü olarak sahiplenmiş” dedi. “GÜNÜMÜZDE TÜRKİYE’NİN DENİZ GÜCÜ ÇOK FARKLI NOKTADA” Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz gücü açısından çok farklı bir noktada bulunduğunu vurgulayan Sannav; “Yerli ve milli gemi inşa projeleriyle platform üretme kabiliyetine sahip, açık deniz harekatı icra edebilen, çok boyutlu görev yapabilen, denizaltı, suüstü, hava ve insansız sistemleri birlikte kullanan, yalnız Ege’de değil; Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Mavi Vatan’ın tamamında etkinlik gösterebilen bir yapıya ulaşmıştır” ifadelerini kullandı. “DONANMASI ZAYIF DEVLETİN KAYBETTİĞİNİ GÖRÜYORUZ” Sannav, Balkan Harbi’nde yaşananların çok ağır bir tablo bıraktığını belirterek; “Donanması zayıf, denizlere hakim olamayan bir devletin, yalnız adalarını değil; stratejik derinliğini, hatta geleceğini kaybettiğini bu savaşta açıkça görüyoruz. Ege adalarının işgali, Averof’un Ege’de kurduğu üstünlük ve Osmanlı donanmasının Çanakkale’ye hapsedilmesi, bu acı gerçeğin somut göstergeleridir. Bugün Türk Deniz Kuvvetleri’nin ulaştığı seviye, Balkan Harbi’nde kaybettiklerimizin tarihsel hafızaya dönüştürülmesiyle mümkün olmuştur. İşte bu nedenle Balkan Harbi’nde kaybettiklerimizi unutmadan, Cumhuriyet ile yeninden kazandıklarımızı mümkün kılan Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun silah arkadaşlarına bir kere daha minnetle teşekkür ediyorum” sözlerine yer verdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

“Selimiye Camii’nin Dünya Mirası Statüsü Zedelenemez” Haber

“Selimiye Camii’nin Dünya Mirası Statüsü Zedelenemez”

Edirne’de Osman İnci Müzesi’nde Osmanlı Başkentlerinin Başkentlik Döneminde Yapılan Tarihi Eserler sergisi açıldı. Müzede düzenlenen törenle açılan sergiye Müze Kurucusu Prof. Dr. Osman İnci, Zafer Partisi İl Başkanı Serkan Konak, fotoğraf sanatçıları ve sanatseverler katıldılar. Sergide, fotoğraf sanatçıları Rasim Sezen, Ali Çıtak, Doç. Dr. Ali Emre Dingin, Özcan Nuri, Nihan Sezen ve Cansu Varol’un Söğüt, İznik, Bursa, Dimetoka, Edirne ve İstanbul’da fotoğraflarını çektiği ve Osmanlı Devleti’ne başkentlik yaptıkları sırada yapılan tarihi eserlerin fotoğrafları yer aldı. İNCİ ZEYBEK OYNADI Serginin açılış töreni, Nazende Fasıl Grubu’nun konseri ile başladı. Grup, sahnesinde özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün sevdiği şarkılara yer verirken; son eserde Prof. Dr. Osman İnci zeybek oynayarak gruba eşlik etti. Konserin ardından serginin açılış konuşmasını küratör ve fotoğraf sanatçısı Rasim Sezen yaptı. Sezen, Osmanlı başkentleri fikrinin Adnan Menderes Üniversitesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ali Emre Dingin’e ait olduğunu söyleyerek; “Sergimizi orada açtık ama daha çeşitlendirerek, fotoğraf üstatlarının da yardımıyla bugüne getirdik ve sizlere sunduk” dedi. Sezen, konuşmasında katılımcılara teşekkür etti. “ESERLERİN BİR KISMI GEREKEN ÖZENLE KORUNMADI” Sezen’in ardından konuşan müze kurucusu Prof. Dr. Osman İnci de fotoğraflarda yer alan Osmanlı’dan günümüze ulaşan eserlerin korunması gerektiğine dikkat çekti. İnci, sergide Osmanlı başkentlerinde, başkent oldukları yıllarda yapılan eserlerin fotoğraflarının yer aldığını söyleyerek; “Konu tamamen korumacılık ve restorasyon üzerine, eserin geleceğe taşınmasıdır. Söğüt’te, İznik’te, Bursa’da, Dimetoka’da, Edirne’de, İstanbul’daki eserlerin bir kısmının, bu süreç içerisinde gereken özenle de korunmadığını belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı. “BİRİLERİ BAŞKA BİR ÇEŞME YAPTI” Eserlerin 1300’lü yıllardan başladığını belirten İnci; “Girişteki ilk fotoğraf, Ertuğrul Gazi çeşmesidir. Beşinci kez onarıldı ve son onarımda da buradaki görüntüsü yoktur. Birileri başka bir çeşme yaptılar. Sultan Mehmet Çelebi’nin Dimetoka’daki gözetleme kulesi çağına uygun eksikleri giderilerek restore edildi ki ana fikir budur” dedi. “ESERLERİ GELECEĞE TAŞIMAK SORUMLULUĞUMUZDUR” İnci, Dimetoka’nın Edirne’nin başkent olmasından önce 5 yıl boyunca I. Murat’ın yaşadığı yer olduğunu hatırlatırken; “Yıldırım Bayezid de orada doğmuştur. O halde bizim şu anda topraklarımız dışında kalan eserleri de geleceğe taşımak gibi bir sorumluluğumuz var” sözlerine yer verdi. “DEĞİŞTİRME HAKKIMIZ YOK” Selimiye Camii’nin restorasyon nedeniyle yıllardır kapalı olduğunu belirten İnci; “Fakat kubbeyi değiştirmek görüşünde olan ama yetkiyi nereden aldıkları bilinmeyen bir kurulun çalışmaları durduruldu. Birkaç kez sundukları projelerin reddedilmesine rağmen sonradan o projenin kabul edildiği bir süreç yaşandı. Ancak önerilenin bir örneği, fotoğrafı, çizimi yok. ‘Olsa olsa böyle olur’, ‘Böyle olması gerekirdi’, ‘Mimar Sinan’ın eserleri böyleydi’ gibi birtakım, bilim insanlarının çok anlayamadıkları bir durumla karşı karşıyayız. Selimiye Camii Tespit ve Tahkik Heyeti diye bir heyet var. Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi bunları yetkilendirmiş. Restorasyonların birinci dereceden sorumlusu Kültür ve Turizm Bakanlığı, ikinci derece sorumlusu da Vakıflar Genel Müdürlüğü’dür. ICOMOS, sökülmek istenen katmanın 1904 yılında yapıldığını, bu yıllarda yapılanların da 100 yılı aşan eserler olduğundan dolayı korunması gerektiği görüşündedir. Aynı şekilde UNESCO, özgünlük ve bütünlük kuralının bozulmamasını istiyor. Bunu değiştirme hakkımız olduğunu sanmıyorum. Sonuç olarak bilimsel nitelikten yoksun, varsayıma dayalı bir değişiklik hiçbir restorasyonda olmaması gerekir. Selimiye Camii’nin dünya mirası statüsü vardır. Bunu zedeleyemeyiz ve tartışmaya açamayız. Öneren heyetin statüsü ve yetkisi belli değildir. Tüm bu değişikliğin yapılması için 20 Aralık 2024’ten beri cami kapalı tutulmaktadır. Mahkeme kararıyla zaten yürütme durdurulmuştur ve yargı da bunu sonuçlandıracaktır. Ama sahip çıkılması vazgeçilmezdir” dedi. 8 ARALIK’A KADAR AÇIK KALACAK İnci’nin konuşmasının ardından serginin açılışı gerçekleştirildi. Sergiye katılan sanatseverler, eserlerle ilgili sanatçılardan bilgi alırken; eserleri tek tek incelediler. Sergi, 8 Aralık tarihine kadar ziyarete açık kalacak. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Edirne’de Avukatlardan “Hukuk Politik” Söyleşileri Haber

Edirne’de Avukatlardan “Hukuk Politik” Söyleşileri

Edirne’de Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Edirne İl Temsilciliği’nde “Hukuk Politik” söyleşileri başladı. Av. Fatih Altun ve Av. Dr. Ulaş Çam’ın 4 ay boyunca düzenleyeceği söyleşinin bu ayki konusu “Anayasasız Türkiye Süreci” oldu. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği söyleşi, Av. Fatih Altun’un sunumu ile başlarken; Altun’un ardından Av. Dr. Ulaş Çam’ın sunumu ile tamamlandı. Sunumun ardından Altun ve Çam, katılımcıların sorularını da yanıtladılar. Av. Fatih Altun, yönetimin tarihsel süreciyle ilgili başladığı sunumunda, tanrının temsilcileri olarak kendilerini kabul ettiren kralların koyduğu kurallardan tarihteki ilk anayasal belge olan Magna Carta’ya, Fransız Devrimi’nden Osmanlı Devleti’nde Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Kanun-i Esasi gibi anayasal gelişmelere ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren gelişen tarihsel süreci anlattı. Altun’un sunumunun ardından söyleşide Av. Dr. Ulaş Çam ise Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yaklaşık 200 yıllık modernleşmenin 2017 yılında düzenlenen referandum ile tarihsel miadını doldurduğunu söyleyerek; sürecin Cumhuriyet’ten tekrar yarı monokratik bir yapıya kendisini çevirdiğini belirtti. Türkiye’de siyasal iktidarın denetim ve kontrolünde kurulu bir rekabetçi otoriter rejimin olduğunu söyleyen Çam; Türkiye’nin hegemonik otoriter rejime doğru gittiğini ifade etti. Çam’ın sunumunun ardından katılımcıların sorularının yanıtlanması ile söyleşi sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.