Hava Durumu

#Profesör

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Profesör haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Profesör haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kastamonu Üniversitesi’nde 89 Akademisyen Cübbe Giydi Haber

Kastamonu Üniversitesi’nde 89 Akademisyen Cübbe Giydi

Kastamonu Üniversitesi tarafından 2025 yılında ataması yapılan ve akademik ünvanları yükseltilen öğretim üyeleri için tören düzenlendi. Merkez Kütüphane Sezai Karakoç Konferans Salonunda gerçekleştirilen törende, 2025 yılı içerisinde akademik başarılarıyla öne çıkan akademisyenlere de ödülleri takdim edildi. Törene, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ömer Küçük ve Prof. Dr. Selahattin Kaymakcı’nın yanı sıra dekanlar, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile çok sayıda akademisyen katıldı. "ÜNVANDA YÜKSELEN VE ÖDÜL ALAN ARKADAŞLARIMIZI GÖNÜLDEN TEBRİK EDİYORUM" Törende konuşan Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, "Atama ve yükseltilmesi yapılan ve akademik cübbe giyecek olan 21’i profesör, 30’u doçent ve 38’i doktor öğretim üyesi olmak üzere 89 arkadaşımızı ve başarılı çalışmaları ile ödüle hak kazanan 95 arkadaşımızı gönülden tebrik ediyorum. Çalışanı, iyi ve başarılı olanı, ilme katkı vereni, üniversitemizin, ilimizin, ülkemizin gelişmesi için gayret eden arkadaşlarımızı ödüllendirmek ve teşvik etmek önceliğimizdir. Biliyoruz ki başarılı çalışmalar desteklendikçe gelişmekte, yayılmakta, büyümekte ve elbette toplumun bütün kesimleri tarafından takdir görmektedir. Takdir edilen başarılı çalışmalar aslında yeni başarı hikayelerinin de mihmandarı olmaktadır" dedi. "ÜNİVERSİTEMİZ SAYGIN BİR BİLİMSEL DURUŞ VE İSTİKRARLI BİR GELİŞİM GÖSTERMİŞTİR" 2006 yılında kurulan Kastamonu Üniversitesi’nin 20’inci yaşını kutladığını hatırlatan Rektör Topal, "Üniversitemiz bu süre zarfında kurumsallaşmasını üst düzeye taşımış, eğitim öğretimde, araştırma geliştirmede, kalite ve akreditasyon süreçlerinde, uluslararasılaşmada, bölgesel kalkınma ve ihtisaslaşmada, sosyal sorumluluk çalışmalarında ve fiziki yapılanmada önemli bir mesafe kat etmiştir. Üniversitemiz, henüz 20 yaşında genç bir üniversite olmasına rağmen, kısa sayılabilecek bir zaman diliminde güçlü bir akademik kimlik, saygın bir bilimsel duruş ve istikrarlı bir gelişim göstermiştir. Kuruluş yılımızı sadece tarihi bir başlangıç olarak değil, aynı zamanda bir iradenin, bir vizyonun ve daha yüksek hedeflerin bir miladı olarak görmekteyiz. Bugün geldiğimiz noktada akademik ve idari kadromuzun alın teri, fikri, emeği, mesuliyet ve aidiyet duygusu bulunmaktadır. Emek ve gayretleri için tüm mensuplarımıza teşekkür ediyorum" diye konuştu. "30’A YAKIN PROGRAM AKREDİTE OLDU" YÖK 2030 Eylem Planı çerçevesinde dijitalleşme ve veri analitiğinin önemine değinen Rektör Topal, "Bu noktada dijitalleşme, yalnızca bir araç değil, aynı zamanda kalite anlayışını yeniden tanımlayan güçlü bir dönüşüm alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Üniversitemizde kaliteyi merkeze alan çalışmaların neticelerini kısa sürede 30’a yakın programımızın akredite olması ile gördüğümüzü memnuniyetle ifade etmek isterim. Bizler biliyoruz ki akreditasyon ve kalite çalışmaları, üniversitemizin sadece bugünkü performansını değil, gelecekteki saygınlığını ve tercih edilebilirliğini de belirleyen temel alanlardan birisi olacaktır. Dolayısıyla bu çalışmaların sürdürülebilirliği büyük ehemmiyet arz etmektedir. Kalite ve akreditasyon çalışmalarını kurumsal yapımızın ayrılmaz parçası haline getirmek zorundayız" şeklinde konuştu. "GEREK ÜNİDES GEREKSE SOSYAL SORUMLULUK PROJELERİNDE ÜNİVERSİTEMİZ SAYGIN BİR YERE SAHİP" Kastamonu Üniversitesi'nin bilgi üreten bir kurum olmanın ötesine geçtiğini vurgulayan Topal, "Topluma hizmet anlayışı, asli varlık sebeplerimizden biridir. Bizler insan hayatına dokunan, problem çözen, rehberlik eden ve toplumun değerlerini koruyan ve gelişimi destekleyen çalışmalar yapmakla mükellefiz. Akademik yetkinliğin, toplumun değerleri ile birleşmediği bir yerde kalıcı etki bırakmanın mümkün olmadığını biliyoruz. Bundan dolayı sosyal sorumluluk projelerini üniversitemizin yalnızca dışa dönük faaliyetleri olarak değil, aynı zamanda değerler eğitimimizin ve insan merkezli bakışımızın bir yansıması olarak görüyoruz. Gençlerimize rol model olan, bilimsel birikimini sosyal faydaya dönüştüren, dezavantajlı gruplara, çevreye, kültüre ve insana karşı sorumluluk duyan her bir akademisyenimiz, üniversitemizin ahlaki ve entelektüel seviyesini yükseltmektedir. Bu sebeple üniversitemizin yürüttüğü topluma hizmet faaliyetleri ve sosyal sorumluluk çalışmalarının kıymeti izahtan varestedir" şeklinde konuştu. Programda profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadrolarına atanan toplam 89 akademisyene cübbeleri takdim edildi. Teşvik puanları, SCI indeksli yayınlar, TÜBİTAK ve TÜSEB destekli projeler, patent ve faydalı model çalışmaları, TEKNOFEST ve benzeri yarışmalarda başarılı olan 95 akademisyen de ödüllendirildi.

Japon Deprem Uzmanı Moriwaki’den deprem açıklaması Haber

Japon Deprem Uzmanı Moriwaki’den deprem açıklaması

Deprem Uzmanı ve Yüksek Mimar Yoshinori Moriwaki, Trakya Mimarlık Mezunları Derneği ile Trakya Üniversitesi Mimarlık Arayüz Topluluğu’nun düzenlediği Türkiye ve Japonya, 2 ülke arasındaki deprem farkı konulu etkinliğe katıldı. Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimar Sinan Amfisinde düzenlenen etkinliğe, akademisyenler ve öğrencilerin yoğun ilgisi dikkat çekti. Amfinin tamamen dolduğu etkinlikte Japon Deprem Uzmanı, Türkiye ile Japonya’da meydana gelen depremler ve sonuçları arasındaki farkları açıklarken; Türkiye’de deprem beklenen bölgelere dikkat çekti. “TÜRKİYE’NİN DEPREMLERİ DOMİNO TAŞI GİBİ” Moriwaki, 32 yıldır Türkiye’de yaşadığını belirterek; “Türkiye’de çok sık ve büyük depremler yok. Ama 1999 Gölcük Depremi 7.4 ile 2011’de Van’daki 7.2 gibi ara ara depremler vardı. 3 sene önce Silivri’de de bir caminin minaresinin yıkıldığı, birkaç tane okula hasar veren bir deprem oldu. Türkiye’nin Doğu Anadolu Fay Hattı’nda ise uzun zamandır deprem olmuyordu. Ama Silivri’den sonra Elazığ’da ve Bingöl’de deprem oldu. Türkiye’nin depremleri genel olarak domino taşı gibi. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda 1939 yılında Türkiye’nin en büyük depremi Erzincan’da 7.9 ile oldu. Sonra 1941’de Tokat’ta oldu. Doğu’dan Batı’ya sıra sıra depremler oldu. 1999’da Gölcük, İzmit, Adapazarı’na kadar devam etti” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE’DE DEPREMDE 1 METRE TSUNAMİ OLACAĞI SÖYLENEBİLİR” Bu yıl 6 Şubat tarihinde ise Kahramanmaraş’ta arka arkaya 2 büyük depremin meydana geldiğini hatırlatan Moriwaki; “Bunlar çok büyük depremlerdir. Gemlik’te de yeni 5.1’lik deprem oldu. Elazığ ve Kahramanmaraş’tan sonra fay hattı olarak kırılmadığı için Hatay’da olacağını söyledim. Kahramanmaraş’tan 2 hafta sonra Hatay’da deprem oldu. Bundan sonra Kıbrıs tarafında büyük bir ihtimalle kırılabilir. Ama bu deniz içinde. Denizin içinde deprem oluyorsa tsunami oluyor. Türkiye’de Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’de genel olarak 1 metre tsunami söylenebilir. Ama bazen denizde kayma oluyorsa en kötü senaryo 3 metredir. Depremden sonra tsunami varsa 3 metreden yüksek yere gidilirse kurtulunabilir. Tsunamide ne kadar güçlü olursanız olun durmak mümkün değildir. Ne kadar iyi yüzseniz de kendinizi kurtarmanız mümkün değil. Depremden sonra deniz kenarındaysanız 3 metreden yüksek yere gitmelisiniz” dedi. “KUZEY ANADOLU FAY HATTI’NIN GÜNEY KOLUNDA DEPREM GELEBİLİR” Moriwaki, 2020 yılında Ege Denizi’nde meydana gelen ve İzmir’i etkileyen depremi de hatırlatırken; “17 tane bina çökmüştü. Ama o deprem İzmir’in kendi fay hattı değil. Ege Denizi’nin içinde oldu. İzmir’in kendi fay hattı tam kırılmadı. Kılmasını bekliyoruz. Son olarak da Marmara Bölgesi var. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Düzce’den sonra Kuzey ve Güney kolları var. Güney kolu İnegöl, Bursa, Bandırma ve Balıkesir taraflarına gidiyor. 150-200 yıl kırılmadığı noktalar var. Tarih olarak bakıldığında burada da deprem gelebilir. Kuzey kolunda genel olarak 6 tane plaka var. Biri kırıldığında 6.8, birkaç tane kırılırsa 7.0 olabilir. Gölcük tarafından Silivri’ye kadar olan bölüm, çok az ihtimal ama bir defada kırılırsa 7.9 olabilir. Türkiye’nin en büyük depremi olan Erzincan depremi gibi olabilir. Çünkü Kuzey Anadolu Fay Hattı, Himalayalar’dan geliyor İspanya’ya kadar gidiyor. Bu fay hattının üzerinde en fazla 8.5’lik deprem var. Türkiye’de tamamen kırılıyorsa 7.9 söylenebilir” sözlerine yer verdi. “EDİRNE DÖRDÜNCÜ DERECE TEHLİKELİ BÖLGE” Edirne merkezin deprem için dördüncü derecede tehlikeli bölge olduğunu belirten Moriwaki; “Ama yakında deprem oluyorsa etkilenebilir. Edirne, yapı olarak yatay. Çok fazla uzun bina yok. Edirne’de belediye bunu iyi yapıyor demek ki. Siz de belediyeye giderek bunun devam etmesini söyleyebilirsiniz” dedi. “TÜRKİYE 17’NCİ SIRADA” Moriwaki, 5.5’lik depremlerin ortalama güçteki depremler olduğunu söyleyerek; “Dünyanın en büyük depremi Şili’de 9.5 oldu. Çok az ihtimal ama depremler 10’a kadar gelebilir. Şimdiye kadar dünyada 9.0’dan büyük deprem 5 tane var. 5.5’lik depremlerin bir ülkede senede kaç kez olduğunu tespit ettim. En fazla Çin’de oluyor. Dünyada Türkiye 6’ncı, Japonya 4’üncü sırada. Ama Türkiye, Japonya’dan 2 kat büyüklükte. Çin ise çok büyük. Bu nedenle metrekare bölmek gerekiyor. Metrekareden bölünce Japonya 6’ncı, Türkiye 17’nci sırada oluyor. Metrekareden baktığımızda deprem var ama çok fazla değil. En fazla Kosta Rika’da var” ifadelerine yer verdi. “ÜZÜLEREK VE UTANARAK AÇIKLAMAK LAZIM” Türkiye’nin depremlerde can kaybı sayısına bakıldığında dünyadaki sırasını açıklayan Moriwaki; “Bunu üzülerek ve utanarak açıklamak lazım. Türkiye’de can kaybına bakınca maalesef 3’üncü sırada. Bu veriler, Kahramanmaraş ve Hatay’daki depremlerden önceki veriler. Kahramanmaraş ve Hatay depremlerini dahil edersek belki de daha yukarıda olabilir. Japonya ise 7’nci sırada. Japonya’da 2011’de depremden sonraki tsunamide maalesef 20 bine yakın insan kaybettik. Yüzde 10’unu depremden, geriye kalanını tsunamiden kaybettik. Çünkü 7-8 metre tsunami bekliyorken 15 metre oldu” dedi. “BU TABLOYU MİMAR VE İNŞAAT MÜHENDİSLERİ OLARAK DÜZELTMELİYİZ” Moriwaki, Türkiye’de çok sık deprem meydana gelmemesine rağmen can kaybında sıkıntı yaşadığını vurgularken; “1999 depreminden sonra ‘Deprem Dede’ olarak tanınan rahmetli Ahmet Mete Işıkara söylüyordu; ‘İnsanı deprem öldürmedi, bina öldürdü’ diyordu. Bu tabloyu bizim gibi mimar ve inşaat mühendisleri düzeltmemiz lazım. Çünkü binayı düzgün yaparsak böyle olmayacak. Müteahhitler binaları iyi yapmadıysa kontrolünü yapmak lazım. Yapı denetim sistemi başladı. 21 milyon yapı stoğu varsa maalesef yüzde 50’den fazlası izinsiz bina. Kahramanmaraş’ta, Hatay’da yapı denetimi olan binalarda çok fazla hasar yoktu. Ama izinsiz ve bilgi vermiyorsa hiçbir kurumun haberi yok. Bunların kontrolünü yapmak lazım” sözlerine yer verdi. “İMAR BARIŞINI İLK KEZ TÜRKİYE’DE ÖĞRENDİM” Türkiye’ye taşındıktan sonra ‘İmar Barışı’ kavramını öğrendiğini açıklayan Moriwaki; “Bina için af ne demek? Başta anlamadım. Ama şimdi anlıyorum. Binanın kontrolünü yapmak lazım. Düzeltme yapmadan deprem gelirse ne olacak? Bunu bizim kabul etmememiz lazım. Lütfen bundan sonra hep beraber bunu yapmaya çalışmalıyız” diye konuştu. KARAKALEM ÇİZİM PORTRESİNİ HEDİYE ETTİLER Sunumun ardından Moriwaki’ye akademisyenler ve öğrenciler teşekkür ederken; hediye takdim ettiler. Trakya Üniversitesi Mimarlık Arayüz Topluluğu öğrencileri, Moriwaki’ye karakalem ile çizdikleri portresini hediye ederken; Moriwaki hediyeyi çok beğendiğini belirterek teşekkür etti. Hediye takdiminin ardından konferans sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

ULUDAĞ’DAN ALEVLEME YÖNTEMİ ÖNERİSİ Haber

ULUDAĞ’DAN ALEVLEME YÖNTEMİ ÖNERİSİ

Prof. Dr. Uludağ, bir konferans için geldiği Edirne'de, yabancı otlarla mücadelenin tarımsal üretimde önemli bir konu olduğunu söyledi. Modern tarımda birim alanda yüksek verim elde etmek için ıslah edilmiş yeni çeşitlerin kullanıldığını anlatan Uludağ, "Artan nüfusu beslemek zorunda olduğumuz için bitki ıslahçıları daha verimli çeşitlere yöneliyor. Bu doğru ama bu sefer yabancı otların etkisi artıyor. Eski buğday çeşitleri danesi az, uzun boylu bitkilerdi. Bu bitkiler yanındaki yabancı otlarla rekabet edebiliyordu ancak dane oranını artırıp daha kısa boylu çeşitlere yönelince yabancı otlar onlardan daha güçlü hale geldi ve rekabet arttı." dedi. - Herbisitler doğaya ve canlılara zarar veriyor Uludağ, yabancı otlarla mücadelede çiftçilerin yaygın olarak kimyasal içerikli herbisitleri kullandığını dile getirdi. Ot ilaçlarının yanlış kullanımının toprağa ve canlılara zarar verdiğine dikkati çeken Uludağ, "İlaç çok atıldığı zaman çevreye verebileceği etkisi, hedef dışı canlılara ve kültür bitkilerine vereceği birçok zarar var. Az kullanıldığı zaman ise ortadan kaldırabilecek bazı yabancı otlar ölmüyor. Aynı türün bazı bireyleri az miktarda ilaçla ölürken bazı bireyler ise o dozla ölmüyorlar. Böyle olunca bu bitkilerin tarlada yaşam alanları genişliyor ve bir süre sonra daha güçlü şekilde çıkıyor." diye konuştu. - "Alevleme yakma değil" Prof. Dr. Uludağ, ilaçların verdiği zararı azaltmak için alternatif yöntemlerin kullanılabileceğini ifade etti. Alternatif yöntemler arasında alevlemenin ön plana çıkabileceğini aktaran Uludağ, bu yöntemin etkili ve uygun maliyetli olduğunu vurguladı. Bu yöntemle toprak yüzeyine yeni çıkmış yabancı otların büyüme noktalarına ısı uygulandığını anlatan Uludağ, şunları kaydetti: "Yabancı otla mücadelede herbisit kullanmak birinci çözüm olmamalı. Alternatif yöntemler varsa bunları kullanmak lazım. Tabii bu yöntemler genel olarak biraz zahmetlidir. Alevleme, örtüleme ve güneşletme yöntemleri var. Alevleme dediğimiz yakma değil. Biz yakma önermiyoruz, alevleme öneriyoruz. Alevleme özel bir aletle yabancı ot bitkisinin etrafındaki sıcaklığı yükseltip proteinlerinin bozulmasına sebep olarak öldürmek. Bu yöntem kesinlikle yakmakla karıştırılmamalı. Alev verildiği zaman bitkinin yapısı bozuluyor ve kuruyor. Bu yöntemle verilen sıcaklıkla bitki kontrol altına alınmış oluyor." Uludağ, dönüşümlü ekimin de yabancı otla mücadelede faydalı olduğunu sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.