Hava Durumu

#Savaş

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Savaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savaş haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Son Yılların En Durgun Bayramını Yaşıyoruz” Haber

“Son Yılların En Durgun Bayramını Yaşıyoruz”

Edirne’de tarihi Ali Paşa Çarşısı Dernek Başkanı Yılmaz Sanış, Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala çarşıdaki alışveriş ile ilgili konuştu. Sanış, bu yıl Ramazan Bayramı için vatandaşların alışveriş yapamadığına dikkat çekerken; önceki yıllara göre alışverişte yüzde 60-70 oranında düşüş yaşandığını söyledi. Esnafın kötü bir bayram geçirdiğini belirten Sanış, alışverişteki düşüşün özellikle hayat pahalılığı nedeniyle yaşandığını ifade etti. “BAYRAM ALIŞVERİŞİ YOK” Sanış, bayram alışverişinin yok denecek kadar az olduğunu belirterek; “Sadece Ali Paşa Çarşısı için değil, ticaret yaptığımız için tüm Türkiye’de toptancılarla konuşuyoruz; bayram alışverişi yok. Beklentilerin çok altında. Önümüzde 3-4 gün var ama görünen köy kılavuz istemez. Bayram hareketi çok fazla olmayacak” ifadelerini kullandı. “İNANILMAZ DERECEDE HAYAT PAHALILIĞI VAR” Ramazan Bayramı öncesi alışverişte yaşanan düşmenin nedenlerini açıklayan Sanış; “Bunun altında yatan sebepler; öncelikle inanılmaz derecede hayat pahalılığı var. Ayrıca mevsimsel bir geçiş var. Bunlarla birlikte bir savaş var. 1 litre mazotun 66 TL olması A’dan Z’ye her şeyi etkiliyor. Son yılların en durgun bayramını yaşıyoruz. Eskiden bayrama 15 gün kala insanlar önce çocuklarına, sonra eşlerine, en son kendilerine alışveriş yapıyorlardı. Bu bayram insanlar çok zorlanarak bir şey almaya çalışıyorlar. Örneğin; eskiden bir emekli torunlarını getirip bayram için giydirebiliyordu. Bu dönemde torununu giydirmeyi bırakın, kendisine alacağı bir şey yok. Emekli maaşları düştüğü için kendilerine bir şey alamıyorlar” dedi. “ESNAF BAYRAM ALIŞVERİŞİ DEĞİL, SİFTAH YAPMA PEŞİNDE” Sanış, esnafın kötü bir bayram geçirdiğini ifade ederek; “Kötü bir bayram geçiriyoruz. Esnafın senede 2 tane düğünü vardır; biri Ramazan, diğeri Kurban bayramları. Esnaf bayramları bekler ve ilk bayram olan Ramazan, Kurban Bayramı’na göre çok daha iyi geçer. Ramazan Bayramı, son 1-2 yıldır düşüşteydi ama bu sene bayağı kötü geçiyor. Daha önceki bayramlara göre yüzde 60-70’lik düşüş var. Esnaf bayram alışverişi değil, siftah yapma peşinde. Bayrama 3-4 gün var ama eskiden bayram, Ramazan’ın 15’inden sonra başlıyordu. Ramazan’ın 15’inden sonra bu çarşılar gece açılıyordu. Şu anda gece açmayı bırakın, gündüz erkenden kapanıyor. İş yok, insanlar yok, insanlarda alım gücü yok. Allah herkesin yardımcısı olsun. Tüm İslam aleminin ve Edirne’nin Ramazan Bayramı’nı kutlarım” sözlerine yer verdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Savaş Yıllarında Er Olarak Görev Yaptığı Çanakkale'ye 30 Yıl Sonra Vali Olmuş Haber

Savaş Yıllarında Er Olarak Görev Yaptığı Çanakkale'ye 30 Yıl Sonra Vali Olmuş

ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mithat Atabay, Çanakkale'de görev yapan valiler üzerine bir kitap yazmak için Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığında araştırma yaptığını söyledi. Atabay, 3 yıl süren araştırma kapsamında Çanakkale'nin 6'ncı valisi olan "Burhanettin Tek'er"in yaşamına ilişkin bilgilerle karşılaşıp çok şaşırdığını ifade etti. Burhanettin Bey'in Çanakkale'de görev yapmasının tarihsel açıdan önemli bir örnek olduğunu belirten Atabay, Çanakkale Savaşları başlamadan önce seferberlik sırasında askere alınan Burhanettin Bey'in savaş yıllarında karargahta kurmay heyetiyle birlikte görev yapan bir er olarak hizmet verdiğini kaydetti. Cumhuriyet döneminde çeşitli illerde mülki idare görevlerinde bulunan Burhanettin Bey'in "Tek'er" soyadını Soyadı Kanunu'nun 2 Ocak 1935'te yürürlüğe girmesiyle aldığını dile getiren Atabay, Burhanettin Bey'in Çanakkale Savaşları'nın 30. yılına denk gelen 1945'te Çanakkale Valisi olarak görevlendirildiğini söyledi. Burhanettin Bey'in Çanakkale'de 15 ay görev yaptığını anlatan Atabay, şöyle konuştu: "Burhanettin Bey görevi süresince burada Çanakkale Savaşları ile ilgili bir tane 18 Mart töreni gerçekleştirdi. Bu tören o ana kadar yapılan en kapsamlı program oldu. Gerçekten o yıl Burhanettin Tek'er özel bir çaba sarf etmiş ve bu bağlamda İstanbul ve Ankara'dan çok sayıda üniversite öğrencisi Çanakkale'ye gelmişti. O yıl 18 Mart töreni, 3 gün süreyle kutlandı. Ayrıca dönemin ünlü bilim insanlarından Ahmet Caferoğlu da burada Çanakkale Savaşları'nın Türk dünyası üzerine etkileri üzerine bir konuşma yapmıştı." Mithat Atabay, törenlerin ardından katılımcıların Nara ve Hasan Mevsuf şehitliklerini ziyaret ettiğini belirterek, Nusret Mayın Gemisi'nde görev yapmış bir erin de törene katılarak savaş günlerine ilişkin anılarını paylaştığını aktardı. Burhanettin Bey'in 1946 yılında Tekirdağ'a, ardından Kocaeli'ye vali olarak atandığını belirten Atabay, 1951 yılında Kocaeli'de düzenlenen 18 Mart törenlerinde Çanakkale'de yaşadığı bir anıyı anlattığını söyledi. Söz konusu törene ilişkin Atabay, "O sırada törene katılan bir kişi kendisinin de aynı karargahta hizmet eri olarak bulunduğunu söyleyince ikisi duygusal anlar yaşadı." dedi. Atabay, 1951'de emekliye ayrılan Burhanettin Bey'in daha sonra İstanbul'a yerleştiğini, 1956 yılında kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğini ifade etti.

Dilci: “Edirne Halkını Üzmeyecek Çözümler Üreteceğiz” Haber

Dilci: “Edirne Halkını Üzmeyecek Çözümler Üreteceğiz”

İsrail-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında yaşanan savaş sonrası akaryakıt fiyatları, tüm Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de arttı. Akaryakıt fiyatlarının artışından en çok etkilenen mesleklerin başında ise ulaşım sektörü geliyor. Edirne’de şehir içi toplu ulaşımı sağlayan Serhat Birlik Kooperatifi Başkanı ve aynı zamanda Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Aytaç Dilci, akaryakıt fiyatlarındaki artış için Edirne halkını üzmeyecek çözümler üretmeye çalıştıklarını söyledi. İlk olarak kısa hatlar koyarak ve kalkış saatleri arasını biraz açarak tedbirler almayı düşündüklerini belirten Aytaç Dilci; “Artan yakıt fiyatları herkesi etkilediği gibi bizi de etkiliyor. Bizi daha fazla etkiliyor. Çünkü bizim bütün işimiz akaryakıtla oluyor. Son zamanlarda gelen bu fahiş zamlar ve gelmesi beklenen zamlar bizi ürkütüyor. İnsanlar çok zam aldınız diyorlar ama biz kamu hizmeti yapıyoruz. Yani birçok hatta kar gütmeden gidiyoruz ve bunların da bir maliyeti oluyor. Bunları hesapladığımızda fahiş fiyatlar veya planların dışında zamlar geldiğinde biz yürüyemez çalışamaz hale geliyoruz. Gelen zamlardan sonra mecburen bazı tedbirler alacağız. Tabii ki ilk tedbir her zaman zam oluyor ama biz zam yapmak da istemiyoruz. Bazı planlamalar yapıyoruz. Hatları biraz kısaltmak, servis aralarını açmak, sayılarını biraz düşürmek gibi düşüncelerimiz var. Tabii bunları yaparken yolcuları çok fazla bekleme yaptırmadan aynı maliyetle çalışmaya deneyeceğiz. Bu gelen hesapsız zamlara karşılık neler yapabiliriz? Nasıl bu süreci atlatabiliriz? Çarelerini arıyoruz. Şu ana kadar akaryakıt fiyatları 60 lira civarındayken, savaşla birlikte ve bölgede yaşanan kurlarla birlikte 66 liraya kadar çıktı ve bu akşam 6 lira gibi bir zam bekleniyor. Kestiremediğiniz bir süreç yaşıyoruz aslında. Bizim birinci gider kalemimiz akaryakıt olduğu için daha büyük sıkıntıdayız. Edirne halkını da çok üzmeden tedbirler almaya çalışacağız. Bu tedbirleri alırken bizim de yaşayabileceğimiz ve hizmet verebileceğimiz çizgide olmamız lazım. Bu dengeyi tutturmamız lazım. Onun için uğraşıyoruz” dedi. ŞENER ŞENTÜRK

Edirne Emek Platformundan Savaşa Hayır Açıklaması Haber

Edirne Emek Platformundan Savaşa Hayır Açıklaması

Edirne Emek Platformu bileşenleri, şiddeti her geçen gün artan İsrail-ABD ve İran arasında süren savaş ile ilgili basın açıklaması düzenledi. Saraçlar Caddesi’nde postane önünde gerçekleştirilen açıklamada ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıların, Ortadoğu’yu yeni bir bölgesel savaşın içine sürüklemekte olduğu, bu saldırılar, zaten ağır bir siyasal ve toplumsal kriz yaşayan İran’da yıkımı derinleştirmekte, sivillerin yaşamını, güvenliğini ve geleceğini doğrudan tehdit ettiği ifade edildi. “SAVAŞIN GENİŞLEMESİ İNSANİ BİR FELAKETTİR” Makine Mühendisleri Odası Edirne Şube Sekreteri Metin Özaydınlık’ın okudu basın açıklamasında, savaşın genişlemesinin, yalnızca askeri bir çatışma değil aynı zamanda insani bir felaket, kitlesel yerinden edilme ve derin bir toplumsal travma riskini beraberinde getirdiği belirtilerek; “Irak’ta kitle imha silahı yalanıyla yürütülen işgal, Afganistan’da terörle mücadele söylemi, Libya’da insani müdahale maskesi, Venezüella ve Küba’ya dönük ekonomik ve siyasal kuşatma. Hepsinde aynı senaryo, aynı sonuç: işgal, talan, yıkım ve emekçilerin, halkların yoksullaştırılması. Bugün İran’a dönük saldırı bu zincirin bir halkasıdır. Amaç, bölgeyi yeniden dizayn etmek, enerji kaynaklarını ve jeopolitik alanı kontrol altına almak, halkların iradesini bastırmaktır. Saldırıların en ağır bedelini ise çocuklar ve kadınlar ödemektedir. Bir okulun bombalanması sonucu 100’den fazla çocuğun yaşamını yitirmesi ve yüzlerce çocuğun yaralanması, savaşın ulaştığı vahim boyutu gözler önüne sermektedir. Okulların, çocukların hedef haline getirilmesi yaşam hakkına, eğitim hakkına ve toplumların geleceğine yönelmiş açık bir saldırıdır. Çocukların bulunduğu eğitim kurumlarının askeri hedefe dönüştürülmesi hiçbir gerekçeyle açıklanamaz” ifadelerine yer verildi. “EMPERYALİST GÜÇLER NE ÖZGÜRLÜK GETİRMİŞTİR NE DE DEMOKRASİ” Özaydınlık açıklamasında, Emperyalist güçler tarafından başlatılan savaşla, önceki deneyimlerin de gösterdiği gibi bir dış müdahalelerinde özgürlük, demokrasi getirilmediğini söyleyerek; “Tersine, savaş politikaları otoriter yönetimlerin baskı mekanizmalarını güçlendiren, halkın meşru taleplerini güvenlik gerekçesiyle bastırmasına zemin hazırlayan sonuçlar doğurur. İran halkları ne dış saldırılarla ne de içeride baskıcı molla yönetim anlayışıyla kuşatılmayı hak etmektedir. Halklar, emperyal hesaplar ile teokratik baskı rejimleri arasında sıkıştırılamaz. Savaşın büyümesi başta çocuklar, kadınlar olmak üzere sivillerin yaşamını tehdit etmekte, sağlık ve eğitim altyapısını tahrip etmekte, göç ve yerinden edilme riskini artırmaktadır. Yeni bir bölgesel çatışma dalgası, milyonlarca insan için derin bir insani kriz anlamına gelecektir. Bunun bedelini yine kadınlar, yoksullar, emekçiler ve en savunmasız kesimler ödeyecektir. İran’daki gerici molla rejiminin baskıcı ve antidemokratik uygulamaları, kadınlara ve emekçilere dönük hak ihlalleri emperyalist saldırganlığa gerekçe olamaz. Emperyalizm hiçbir halkı özgürleştirmez; yalnızca bağımlılaştırır ve yoksullaştırır. Savaş ve işgal politikalarını reddediyoruz. Savaşa karşı barışı, emperyalizme, militarizme ve bölgesel savaş politikalarına karşı emekçilerin ve halkların birleşik mücadelesini esas almaya devam edeceğiz” dedi. ŞENER ŞENTÜRK

Edirne Barosu’ndan Çocuk Hakları Çağrısı Haber

Edirne Barosu’ndan Çocuk Hakları Çağrısı

Edirne Barosu Aile, Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kapsamında basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı Komisyon Üyesi Avukat Özge Hazır yaptı. Hazır, çocuk hakları fikrinin dünya savaşlarının ardından yaşanan büyük yıkımlar ve milyonlarca çocuğun maruz kaldığı acıların sonucunda ortaya çıkarak uluslararası toplumun vicdanında kökleştiğini belirtti. 1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi ve sonrasında kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bu mücadelenin temel taşları olduğunu hatırlattı. Hazır, aradan geçen yıllara rağmen savaş, göç, iklim krizi ve eşitsizliklerin çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerinin sürdüğünü vurgulayarak ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin çocukları eğitim hakkından kopardığını, pek çoğunun da ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakıldığını ifade etti. “HER ÇOCUĞU KENDİ ÇOCUĞUNUZ GİBİ SAHİPLENİN” ÇAĞRISI Hazır, açıklamanın devamında, şu ifadelere yer verdi: “Çocuk İnsanın Verebileceğinin En İyisine Layıktır. İnsanlık tarihinde çocuk hakları fikri, özellikle iki büyük dünya savaşının ardından yaşanan yıkım ve bu yıkımın ortasında kalan milyonlarca çocuğun gördüğü zulüm ve maruz kaldığı mağduriyetlerle kökleşmiştir. Savaşın fiziksel ve duygusal yaralarını taşıyan, yetim kalan ve temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılan bu çocuklar, uluslararası toplumun vicdanında derin bir iz bırakmıştır. 1924 tarihli Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi gibi ilk adımlar, bu acı tecrübelerin ışığında atılmıştır. Bu mücadele, çocukların sadece korunmaya muhtaç nesneler değil, aynı zamanda hak öznesi bireyler olduğu bilincini güçlendirmiştir. Ancak ne yazık ki, aradan geçen onca yıla rağmen, günümüzde dahi savaşın, göçün, iklim krizlerinin ve eşitsizliğin pençesindeki çocuklar, tıpkı geçmişteki akranları gibi benzer tehditler ve hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Çocuk haklarına giden bu yolculuk, bitmeyen bir sorumluluğu ve sürekli bir uyanıklığı gerekli kılmaktadır. Bugün, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü. Bu tarih, 1989 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin kabulünün yıl dönümü olmakla birlikte, bugün bir imza töreninin çok ötesinde, insanlık vicdanının çocuklarımızın hakları için yükseltildiği evrensel bir sestir. Çocuklar, bu dünyanın en saf gerçeği, en değerli varlığı ve geleceğimizin tartışmasız tek umudu olarak kabul edilmelidir. Çocuk hakları anlayışının doğuşunu müjdeleyen Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi'nden bu yana, çocuk mücadelesinin ruhunu besleyen temel bir inanç vardır; Çocuk, insanın verebileceği sevginin, güvenliğin, eğitimin, sağlığın ve onurun tartışmasız en iyisine layıktır. Bu temel prensip, Sözleşme’nin temel taşı olan ‘Çocuğun Yüksek Yararı’ ilkesinin özünü teşkil etmektedir. Biz yetişkinler, kurumlar ve devletler olarak, çocukları etkileyen her kararı alırken, onlara her zaman en iyisini sunmakla yükümlüyüz. Ancak, ne yazık ki bu ulvi idealden çok uzaktayız. Dünyanın en parlak ışıkları olan çocuklarımız, karanlık köşelerde acımasız ihlallerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bu acı, bazen sokak ortasında şiddete maruz kalan bir çocuğun çaresizliğinde, bazen en güvendiği tarafından istismar edilen bir çocuğun gözlerinde, bazen de akran zorbalığıyla ömür boyu taşıyacağı yarayla bir çocuğun yüreğinde saklanmaktadır. Çocuklar, en güvende hissetmeleri gereken evlerinde ve okullarında dahi onarılamaz hasarlara maruz kalmakta, en temel haklarından mahrum bırakılmaktadır. Bu noktada, toplum olarak üstesinden gelmemiz gereken derin yapısal sorunlar bulunmaktadır. Toplumun koruma mekanizmalarından mahrum kalan ve suça sürüklenen çocuklar, kendilerine özgü sistem içerisinde koruma altına alınmayı, rehabilite edilmeyi ve toplumsal hayata yeniden kazandırılmayı hak etmektedir. Onların suça yönelimi, yetişkinlerin onlara güvenli bir çevre sunma yükümlülüğündeki başarısızlığının bir göstergesidir. Aynı hassasiyetle, suçun bizzat hedefi olmuş çocukların korunması, adalet sistemimizin en temel önceliği olmalıdır. Suç mağduru çocuklar, yeniden travmatize edilmeden, yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun, uzmanlar eşliğinde dinlenmeli ve yargı süreçlerinde özel olarak desteklenmelidir. Onların adalet arayışı, ikincil mağduriyetler yaratılmadan titizlikle yürütülmelidir. Ekonomik ve sosyal eşitsizlikler nedeniyle eğitim hakkından koparılan çocuklarımız, ağır koşullarda çocuk işçiliğine mecbur bırakılmaktadır. Bu durum, onların bedensel ve zihinsel gelişimlerini tehdit etmekle kalmayıp, geleceğe dair tüm umutlarını da çalmaktadır. Gelecek nesillerin potansiyeli sistematik olarak sömürülürken, buna kayıtsız kalmak, insanlık vicdanının kabul edebileceği bir durum değildir. Bu Dünya Çocuk Hakları Günü’nde, söz konusu ihlallere karşı duruşumuzu bir kez daha net bir şekilde ortaya koyuyoruz. Sloganımızı bir yaşam felsefesi haline getirme ve kurumsal bir taahhüt olarak benimseme sorumluluğunu taşıyoruz. Bu önemli günde, tüm kurumları ve bireyleri her çocuğu kendi çocuğumuz gibi sahiplenmeye davet ediyoruz. Onların yaşam, gelişim ve onurlu bir hayat sürme başta olmak üzere bugün yıldönümü olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin bizleri korumakla yükümlü kıldığı tüm haklarını en güçlü şekilde savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna bildiriyoruz. Unutulmamalıdır ki, onlara sunduğumuz her güvenli alan ve her eşit fırsat, bizi zorbalıktan, şiddetten ve sömürüden arınmış, daha merhametli bir geleceğe taşıyacaktır.” HİLAL PEKER

İSRAİL-FİLİSTİN SAVAŞI ALTIN PİYASASINI NASIL ETKİLİYOR? Haber

İSRAİL-FİLİSTİN SAVAŞI ALTIN PİYASASINI NASIL ETKİLİYOR?

Son zamanlarda piyasalardaki dalgalanma ile ilgili olarak Edirne’de kuyumculuk yapan Murat Tahan’ın görüş ve fikirlerini alarak siz okuyucularımız için derledik. Edirne’de kuyumculuk yapan Murat Tahan, İsrail ve Filistin arasındaki savaş bittiğinde fiyatlarda düzeltme olabileğini söyledi. Tahan, düzeltmenin ardından piyasa biraz rahatlasa da yılbaşından sonra fiyatların tekrardan yükseleceğini belirtti. “ALTIN BİRDAHA AYNI FİYATA GERİ DÖNMEZ” Yılbaşından altın fiyatlarının dahada hareketleneceğine değinen Tahan “Savaş devam ettiği sürece altın yükselmeye devam edecek. Savaş biterse fiyatlarda biraz düzeltme yapılabilir ama altın bir daha aynı fiyata geri dönmez. Gram altın bin 650 TL civarından yükselmeye başladı. Savaş devam ettiği sürece altında yükseliş görmeye devam edebiliriz ve  2 bin TL civarına çıkabilir. Eğer savaş biterse de piyasalardaki gerileme ile bir miktar düzeltme gelir ama yılbaşında tekrardan bir yükseliş gösterebilir.” dedi. “GRAM ALTIN BİR SENE İÇERİSİNDE 2 BİN 750 TL OLABİLİR” Gram altının bir sene içerisinde yükseleceğine değinen Tahan “Altın alacak vatandaşların bozdurma süresi önemli. Altın uzun vadeli bir yatırım aracı olarak düşünülmelidir. Altını şimdi alıp 1-2 sene sonra bozduracağım diyenler altını her zaman alabilirler. Ancak 2-3 ay sonra satacak olan vatandaşların piyasaları daha yakından takip etmeleri gerekmektedir. Altının yükselişine devam edeceğini düşünüyorum. Bu şekilde devam ederse gram altının 2 bin 500 ile 2 bin 750 TL bandına çıkacağını tahmin ediyorum. Şu anda 3 bin 100 TL civarında olan çeyrek altında da 5 bin TL leri konuşuyor olabiliriz.Ancak bunlar altın piyasası hakkında tahminler olup yatırım tavsiyesi değildir.” ifadelerine yer verdi. MERT ERİŞKİN

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.