Hava Durumu

#Su Kaynakları

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Su Kaynakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kaynakları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye'de 2050'den İtibaren Sıcak ve Kurak Bozkır İklimi Öngörülüyor Haber

Türkiye'de 2050'den İtibaren Sıcak ve Kurak Bozkır İklimi Öngörülüyor

İklim değişikliği ve kuraklık üzerine çalışan, Almanya'daki Justus Liebig Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nde konuk araştırmacı olan Şahin, Yükseköğretim Kurulunca desteklenen "Uluslararası Araştırmacı Programları" kapsamında yürüttüğü bilimsel çalışmada 9 ay boyunca Türkiye ile Avrupa-Akdeniz bölgesinde iklim değişikliğinin etkilerini inceledi. Çalışma, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası ile Kuzey Afrika ve Avrupa'nın kuzeyini kapsayan geniş bir alanda yürütüldü. Araştırmada, 1950-2024 yılları arası Era5-Land yeniden analiz verisi, gelecekteki iklim tahminleri için Genel Dolaşım Modelleri ile NASA Earth Exchange Küresel Günlük downscaled tahmin (NEX-GDDP-CMIP6) verileri kullanıldı. Araştırma sonuçlarına göre, 2050'den itibaren Türkiye'nin büyük bölümünde Köppen-Geiger iklim sınıflandırmasına (Sıcaklık ve yağış verilerine dayanarak yeryüzünü beş ana iklim grubuna ayıran, bitki örtüsüyle ilişkili iklim sınıflandırma sistemi) göre sıcak ve kurak bozkır ikliminin hakim olması öngörülüyor. En olumsuz senaryoda ise Karaman'ın kuzey kesimlerinde çöl ikliminin görülebileceği tahmin ediliyor. Şahin, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin iklim değişikliğinin etkilerini en hızlı hisseden bölgeler arasında yer aldığını söyledi. Çalışmanın karar alıcılar ve yerel yönetimler için yol gösterici nitelikte olduğunu ifade eden Şahin, iklim değişikliğine uyum ve etkilerinin azaltılmasına yönelik politikaların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Araştırmada güncel ve yüksek çözünürlüklü veri setleri ile gelişmiş modelleme yöntemlerinin kullanıldığını belirten Şahin, "Türkiye, Avrupa ve Afrika’nın kuzeyini kapsayan geniş bir coğrafyada iklim değişikliğinin etkilerini analiz ettik." dedi. Şahin, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal sonuçlar da doğurduğuna dikkati çekti. 2100 yılına kadar farklı senaryoların incelendiğini dile getiren Şahin, "Orta seviye senaryoya göre bile Türkiye'nin karasal iç kesimleri ile Avrupa'nın özellikle güneyi ve güneybatısındaki alanlar kuraklaşacak ve bozkır iklimine dönüşecek. Bu durum, su kaynakları ve su kalitesi için büyük bir tehlike. Tarım için gerekli suyu bir kenara bırakırsak, özellikle 2050 yılından sonra içmek için bile kaliteli su bulma şansımız azalacak." diye konuştu. Bu durumun özellikle su kaynakları açısından ciddi tehdit oluşturduğunu belirten Şahin, tarımsal üretimin yanı sıra içme suyu temininin de risk altına gireceğini ifade etti. En kötü senaryoya göre Akdeniz Havzası'nda sıcaklıkların 6-7 derece artabileceğine dikkati çeken Şahin, yıllık yağış miktarında ortalama 100 milimetre azalma beklendiğini kaydetti. Kuraklığın 2050'den sonra daha belirgin hissedileceğini vurgulayan Şahin, şunları söyledi: "İçmek için bile kaliteli su bulmakta zorlanacağız. Havanın 1 santigrat derece ısınması suda organizmaların sayısını artırıyor ve oksijen miktarını düşürüyor. Biz 6 derece ısınmalardan bahsediyoruz. Bu durum suyun oksijen bakımından fakirleşmesine ve içme suyu kalitesinin giderek düşmesine neden olacak." Şahin, yaz mevsiminin etkisinin uzadığını belirterek, geçmişte 3 ay hissedilen yaz sıcaklarının son dönemde 4-5 aya kadar çıktığını ifade etti. İklim değişikliği sürecinde Avrupa'nın yalnızca kuzey kesimlerinin mevcut iklim koşullarını büyük ölçüde koruyabileceğini belirten Şahin, güney ve iç bölgelerde kuraklık baskısının artacağını söyledi. "Köppen-Geiger iklim sınıflandırmasına göre bir sonraki aşamada çöl ikliminden söz etmeye başlayabiliriz." diyen Şahin, çölleşme riskine karşı önlem alınmaması halinde sürecin hızlanacağını dile getirdi. Şahin, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması için yoğun ve plansız şehirleşmeden kaçınılması gerektiğini belirterek, ormanların korunması ve artırılmasına yönelik kapsamlı projelerin hayata geçirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Deniz Suyunun Arıtılarak Sanayide Kullanılması Önerisi Haber

Deniz Suyunun Arıtılarak Sanayide Kullanılması Önerisi

Tecer, yaptığı açıklamada, Türkiye’de artan iklim değişikliği etkileri ve sınırlı su kaynaklarının alternatif su temini yöntemlerini gündeme taşıdığını belirtti. Günümüzde su kaynaklarının etkin ve sürdürülebilir kullanımının zorunluluk haline geldiğini aktaran Tecer, "Küresel iklim değişikliğiyle birlikte su kaynakları üzerindeki baskılar artmış durumda." dedi. Tecer, deniz suyu arıtma sistemlerinin gelişen teknolojiyle birlikte kullanılabileceğini belirtti. Su kaynaklarının etkin kullanılması gerektiğini vurgulayan Tecer, "Ülkemiz su stresi yaşayan bir ülke. Dolayısıyla tüm yerüstü ve yeraltı su kaynaklarımızı etkin bir şekilde kullanmamız gerekiyor. Bu net. Bunun iyi anlaşılması lazım." diye konuştu. Yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının bazı bölgelerde yetersiz kaldığına dikkati çeken Tecer, "Bazı bölgelerimizde yerüstü ve yeraltı su kaynaklarımızın yetersiz olduğunu görüyoruz. Bu durumda en azından sanayi amaçlı kullanımda deniz suyundan istifade etmenin zamanı geldi." ifadelerini kullandı. Tecer, dünyada su sıkıntısı çeken ülkelerin deniz suyunu arıtarak kullanıma sunduğunu vurguladı. Türkiye’nin ileri teknolojiyle deniz suyunu arıtacak güce sahip olduğunu belirten Tecer, şöyle konuştu: "Denizlerden suyun arıtılarak tekrar kullanılabilmesi mümkün. İleri teknoloji gerekiyor. Bunun için Türkiye'nin altyapısı hazır, teknolojisi var. Yetişmiş insan gücü de mevcut. Dolayısıyla denizlerden su temin edip geri kazanım yoluyla proseslerde kullanmayı artık Türkiye’nin gündemine almak gerekiyor. Bunu göz ardı etmemeliyiz."

Trakya'daki Barajların Ortalama Doluluk Oranında İki Ayda Yüzde 80'e Yakın Artış Haber

Trakya'daki Barajların Ortalama Doluluk Oranında İki Ayda Yüzde 80'e Yakın Artış

Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli'nde aralıklarla devam eden yağışlar, barajlardaki su seviyesini artırdı. Devlet Su İşleri (DSİ) Edirne 11. Bölge Müdürlüğü verilerine göre, 6 Ocak-24 Mart döneminde Trakya'daki barajlara yağışlarla 299 milyon 755 bin metreküp su girişi oldu. Yaz aylarında kuraklık nedeniyle su seviyesi kritik noktaya gerileyen barajlar, yağışların ardından yeniden dolmaya başladı. Toplam 1 milyar 115 milyon 740 bin metreküp depolama hacmine sahip 14 barajda, 24 Mart itibarıyla toplam 677 milyon 3 bin metreküp su bulunuyor. Buna göre 14 barajda 6 Ocak'ta yüzde 30 olan ortalama doluluk oranı yüzde 53'e yükseldi. Edirne'de bulunan 6 barajda ocak ayında 214 milyon 351 bin metreküp olan su miktarı, son yağışlarla 348 milyon 374 bin metreküpe ulaştı. Böylece ortalama doluluk oranı yüzde 59 olarak ölçüldü. Kırklareli'nde 4 barajda ocak ayında 58 milyon 218 bin metreküp olan su miktarı, 194 milyon 866 bin metreküpe yükseldi. Tekirdağ'da ise ocak ayında 104 milyon 679 bin metreküp olan su miktarı 133 milyon 763 bin metreküpe çıktı. Bölgede ortalama doluluk oranı en yüksek il Edirne olurken, en düşük su seviyesi Tekirdağ'daki Türkmenli Barajı'nda kaydedildi. 15 milyon 290 bin metreküp depolama hacmine sahip barajda 24 Mart itibarıyla 1 milyon 880 bin metreküp su bulunuyor. Kırklareli Doğayı Koruma Derneği Başkanı Göksal Çidem, son yağışlarla baraj, göl ve yer altı sularında artış yaşandığını söyledi. Orman ve suyun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çidem, suyun yaşamın temel kaynağı olduğunu vurguladı. Su kaynaklarının korunmasının önemine dikkati çeken Çidem, "Yağışlar yer altı ve yer üstü su kaynakları açısından bereketli bir dönem yaşanmasını sağladı. Bu durum su kaynaklarının yeniden canlanmasına katkı sundu. Ancak suyu tasarruflu kullanmak zorundayız." dedi. Trakya'nın su kaynakları bakımından sınırlı imkanlara sahip olduğunu ifade eden Çidem, geçen yıl bölgede su sıkıntısı yaşandığını, bazı köylere tankerlerle su taşındığını anımsattı. Çidem, suyun tarım, hayvancılık ve yaşam için hayati öneme sahip olduğunu belirterek, "Gelecekte suyun değeri çok daha iyi anlaşılacak." dedi.

“Paşaçayırı’ndan Su Çekemeyecek Duruma Gelebiliriz” Haber

“Paşaçayırı’ndan Su Çekemeyecek Duruma Gelebiliriz”

Edirne’de Jeoloji Mühendisi Can Yılmaz, kentin yeraltı su kaynaklarının kullanımı ve korunmasının önemi ile ilgili açıklama yaptı. Yılmaz, Meriç alt havzasında açılan bin 29 adet ve merkez ilçeye bağlı 411 adet kuyunun tespit edildiğine dikkat çekerken; tespit edilemeyen kuyularla birlikte bu sayının yüzde 50 oranında artabileceğini söyledi. Kentte düzenlenen “Edirne’nin Su Kaynakları ve Yönetimi” panelinde sunum yapan Yılmaz, kontrolsüz su çekimlerinin yeraltı su seviyesini düşürebileceğini belirterek, ardından birçok sorunun da yaşanabileceğini gündeme getirdi. “ÇOK KONTROLSÜZ BİR ÇEKİM OLUŞTURUYORUZ” Edirne merkezde yeraltı suyu kuyularıyla ilgili birçok soru işareti olan durumun var olduğunu belirterek; “Meriç alt havzasında açılan bin 29 adet kuyu olduğu tespit edilmiş. Merkez ilçeye bağlı 411 adet kuyu olduğu söyleniyor. 411 kuyu sadece kayıtlı olanlar; bir de kayıt dışı olanlar var. DSİ’nin de tespit edemediği ya da tespiti yapılamayan alanlar olduğunu düşünürsek bu sayı belki yüzde 50 daha fazladır. Bu da bize yeraltı suyuna ne kadar müdahale ettiğimizi gösterir. Yeraltı suyuna çok fazla müdahale ettiğimizde de kirletmeye başlarız. Çünkü kontrolsüz bir çekim oluşturuyoruz. Kontrolsüz çekim, yeraltı suyu seviyesini düşürür ve ardından birçok sorun taşımaya başlar” ifadelerini kullandı. “SU KULLANIMI KONTROL ALTINA ALINMALI” Edirne Belediyesi’nin yeraltı suyu ile ilgili açıklamalarına dikkat çeken Yılmaz; “2021 yılında Recep başkanımızın bir demeci var; ’13 su kuyumuza ilave olarak 3 su kuyusu daha ekliyoruz ve toplam 15 kuyu ile hizmet veriyoruz.’ DSİ kayıtlarında 2016’da en son gördüğüm 9 adetti. 2021’de 15 olmuş. Belediyenin internet sitesinden aldığım Eylül 2025’te bir kayıt var; ‘Bugün 24 kuyuyu devraldık. Kocasinan Mahallesi’nde 2 kuyu daha açılmıştır. Toplam 28 kuyu oldu.’ 9’dan 28’e çıkmak çok ciddi bir fark ve çok kısa sürelerde olan bir şey. Biz burada neyi kontrol ediyoruz? Ne kadar çekiyoruz? Bu havza ne kadar besleniyor? Ne kadarını çektiğimizi kontrol edemiyoruz demektir. Bu belediyenin kayıtlarıdır. Bir de belediyenin olmayan kayıtlar var. Gördüğümüz kadarıyla her sitede bir adet var. Bu da kontrol dışı bir iş olmaya başlıyor ve yarın belki Paşaçayırı’ndan dahi su çekemeyecek duruma gelebiliriz. Çünkü çok kontrolsüz bir alana gitmeye başlamışız. Suyu 10 birim çekiyoruz ama 5 birim besleniyor. Bir yıl sonra bir daha 10 birim çekersiniz ve bir şey kalmayabilir. Şu anda bunun en güzel örneği Çorlu’dur. Çorlu’da artezyen yapan kuyularda şu anda 300-400 metreden su çekiyorlar. Bu çok ciddi bir fark. Su kullanımı doğru şekilde kontrol altına alınmalıdır” dedi. “OBRUK YAŞANMASA DA ÇÖKME GÖZLEMLENEBİLİR” Yılmaz, 28 su kuyusundan aşırı su çekimi ile oluşabilecek jeolojik faktörlere de dikkat çekerek; “Konya’da çok yaşanan obruklar bizde çok yaşanmasa da bunlar çökme olarak gözlemlenebilir. Binalara çok yakın yapıldığında farklı reaksiyonlar verebilir. Enez bölgesinde yazın bunlarla çok karşılaştık. Ciddi sorunları olan insanlar da vardı” sözlerine yer verdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Edirne’nin Su Kaynakları ve Yönetimi Paneli Başladı Haber

Edirne’nin Su Kaynakları ve Yönetimi Paneli Başladı

‎Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Edirne İl Koordinasyon Kurulu tarafından, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi, Edirne Barosu ve Edirne Tabip Odası destekleriyle düzenlenen “Edirne’nin Su Kaynakları ve Yönetimi” paneli başladı. ‎Edirne Barosu Av. Hayrettin Belli Konferans Salonu’nda düzenlenen panele Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay, Edirne Kent Konseyi Başkanı Özer Demir, Kırklareli Kent Konseyi Başkanı Yasemin Ertaş, oda, sendika ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile vatandaşlar katıldı. KARAKOÇ İKLİM KRİZİNE DİKKAT ÇEKTİ ‎Panelin açılış konuşmasını yapan Edirne Baro Başkanı Av. Gökhan Karakoç, tüm katılımcıları selamlarken; suya erişimin yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Karakoç, Edirne'nin kuruluşundan bu yana su ile şekillendiğini belirterek, günümüzdeki iklim krizinin etkilerine dikkat çekti. Suyun korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının önemini vurgulayan Karakoç, panelin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. “TRAKYA’YI KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ” ‎Karakoç'un ardından konuşan TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay da Edirne'de su dağıtım sorunları yaşandığını belirterek, su sorununun tüm bilim dallarıyla irdelenmesi için panel düzenlediklerini söyledi. Trakya coğrafyasındaki su varlığının bir bütün olduğunu ve kurumlararası iş birliğiyle yönetilmesi gerektiğini söyleyen Altay, kirletici sanayiye karşı Trakya'yı korumaya çalıştıklarını ifade etti. Altay, suyun kamucu anlayışla bilim ve teknolojinin gerekleriyle yönetilmesi gerektiğini ifade etti. ERGÜDEN: “SU ORTAK AKILLA YÖNETİLMELİ” ‎Altay'ın ardından konuşan Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, Edirne'nin su ile kurulan bir şehir olduğunu söyleyerek, su konusunun sadece teknik bir konu olmadığını belirtti. Ergüden, günü kurtaran yaklaşımlarla suyun korunamayacağını ifade ederek, bilimden, şeffaflıktan ve planlamadan uzaklaşılmaması gerektiğini söyledi. Ergüden, Edirne'deki altyapı çalışmalarına dikkat çekerek, altyapının şehrin omurgası olduğunu belirtti. Ergüden, su politikalarının ortak akılla yönetilmesi gerektiğini ifade ederek, Edirne'nin uzun vadeli bir anlayışla yürümeye hazır olduğunu söyledi. SUBAŞI: “SU KIYMETLİ VE KIT” ‎Ergüden'in ardından konuşan Edirne Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, suyun kıymetli ama kıt olduğunu söyleyerek, insanların bu durumu günümüzde daha çok hissettiğini belirtti. Subaşı, düzenlenen panelin çok anlamlı olduğunu belirterek, sonuçlarını takip edeceklerini ifade etti. Subaşı, Edirne'de çiftçinin beklentisini karşılayacak oranda yağış gerçekleştiğine dikkat çekerek, yaz aylarında çiftçilerin iyi bir sezon geçirmesini diledi. Suyun milli servet olduğunu söyleyen Subaşı, genç nesillere de bunu aşılamak gerektiğini belirtti. İLK OTURUMU CANDEĞER YÖNETİYOR ‎Panelin ilk oturumu, Jeoloji Yüksek Mühendisi Osman Candeğer’in yönetiminde, Makina Yüksek Mühendisi Hüseyin Erkin’in “Edirne Su Kültürü Geçmişi ve Geleceği”, Meteoroloji Mühendisi Bilhan Dalkılıç’ın “Edirne İli Su Yönetimi” ve Jeoloji Mühendisi Can Yılmaz’ın “Edirne Yeraltı Su Kaynakları” konulu sunumlarıyla devam edecek. ‎Panelin ikinci oturumu ise Bahattin Yılmaz’ın yönetiminde, Prof. Dr. Faruk Yorulmaz’ın “Su ve Sağlık” ile Av. Coşkun Molla’nın “Su ve Hukuk” sunumlarıyla tamamlanacak. Oturumların tamamlanmasının ardından panel, forum ve kapanış bölümü ile sona erecek. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Tekirdağ'da "Su Farkındalık" Paneli Düzenlendi Haber

Tekirdağ'da "Su Farkındalık" Paneli Düzenlendi

Konukcu, NKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu'nda düzenlenen "Su Farkındalık" panelinde yaptığı konuşmada, iklim değişikliğinin dünyanın en önemli sorunlarından biri olduğunu belirtti. İklim değişikliğinin birçok etkisi bulunduğunu ifade eden Konukcu, "İklim krizi, sürdürülebilir kalkınmayı ve gıda güvencesini ciddi şekilde tehdit ediyor. Türkiye'nin Akdeniz iklim kuşağında yer alması, bu etkileri daha derin hissetmemize neden oluyor." dedi. Su kaynakları ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin azaltılması için bireyler ve kurumların sorumluluk alması gerektiğini vurgulayan Konukcu, her yıl yaklaşık 9 milyon insanın açlık nedeniyle hayatını kaybettiğini dile getirdi. Bu sayının günlük ortalama 10-12 bin kişiye karşılık geldiğini belirten Konukcu, "Bu rakam birçok savaşın günlük kaybından daha yüksek. Açlık görünmeyen ama çok büyük bir küresel kriz. İklim değişikliği de bu süreci tetikliyor." diye konuştu. Gıda güvencesinin, "insanların gıdaya zamanında, yeterli miktarda, erişilebilir ve istikrarlı şekilde ulaşabilmesi" anlamına geldiğini ifade eden Konukcu, bu 4 koşulun aynı anda sağlanması gerektiğini ancak iklim krizinin bu unsurların tamamını olumsuz etkilediğini söyledi. Konukcu, araştırmalara göre 2026 itibarıyla dünyada 800 milyondan fazla insanın açlıkla karşı karşıya olduğuna işaret ederek, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, gıda krizinin aşılması için 2050 yılına kadar üretimin yüzde 60 artırılması gerektiğini belirtti. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30'unun, gıda güvencesi olmayan bölgelerde yaşadığını ifade eden Konukcu, bunun başlıca nedenleri arasında savaşlar, çatışmalar, iklim krizi, artan maliyetler ve gübre fiyatlarının yer aldığını dile getirdi. Gıda israfına da dikkati çeken Konukcu, küresel ölçekte üretilen gıdanın yüzde 14'ünün üretim, yüzde 17'sinin ise tüketim aşamasında kaybedildiğini, toplamda yüzde 31'lik kaybın yaklaşık 1 trilyon dolarlık ekonomik zarara yol açtığını bildirdi. Panel, akademisyenlerin sunumlarıyla devam ediyor.

Polat; “Kar, tarıma ve su kaynaklarına yararlı” Haber

Polat; “Kar, tarıma ve su kaynaklarına yararlı”

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Tekirdağ İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreteri ve Ziraat Mühendisleri Odası Tekirdağ önceki dönem Başkanı Cemal Polat, Tekirdağ ve ilçelerinde etkili olan yağışın tarıma etkileri ile ilgili açıklama yaptı. Polat, Batı Ekspres’e yaptığı açıklamada, kar yağışının özellikle bölgedeki buğday üretimine yararlı olacağını söyledi. Kar yağışının, ürünlerdeki hastalıklara etkisine dikkat çeken Polat, kar ile birlikte bölgedeki özellikle yer altı kaynaklarının da olumlu etkileneceğini belirtti. “ÜRÜNÜN KALİTESİ ARTAR” Tekirdağ’da yağmaya devam eden karın, bölgedeki buğday üretimine sorun yaratmayacağını söyleyen Polat; “Çünkü buğday daha sapa kalkmadı. Hem soğukluk ihtiyacını giderir, hem de hastalıklara karşı daha etkili olur. Karın en büyük özelliklerinden biri budur. Ürünün kalitesi de artar. Buğdaylar yeni ekildiği ve çok fazla çıkmadığı için zarar görmez. Bu kar 1 hafta 10 gün kalabilirse çok daha iyi olur” ifadelerini kullandı. “YER ALTI SU KAYNAKLARININ BESLENMESİ İÇİN ÖNEMLİ” Polat, kar yağışının tarımsal verime olumlu etkisinin yanı sıra yer altı su kaynaklarını da etkilediğini belirterek; “Özellikle yavaş erimesi nedeniyle yer altı su kaynaklarının beslenmesi açısından da önemlidir. Önemli olan erimenin yavaş olmasıdır. Su havzalarına da, hastalıklara karşı da iyi oldu. Hastalık olmadığı zaman ilaç kullanmazsın. Bu da çiftçinin girdi maliyetini düşürür. Çünkü en büyük sıkıntı, hava nemli ve sıcak geçtiği zaman hastalıklar oluyor. Bu kar, kısmi olarak hastalıkların bir kısmını önler. Bu anlamda yağan bu kar hem bölge tarımı, hem de su kaynaklarımız için çok yararlı” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.