Hava Durumu

#Sürdürülebilirlik

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Sürdürülebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürdürülebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Diyetisyen Pınar Çalım’dan Mevsiminde Beslenme Uyarısı Haber

Diyetisyen Pınar Çalım’dan Mevsiminde Beslenme Uyarısı

Edirne’de Uzman Diyetisyen Pınar Çalım, günümüzde her meyve ve sebzeye yılın her döneminde ulaşılabilmesine rağmen, bu durumun sağlık ve doğa üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Çalım, mevsiminde tüketimin insan sağlığıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti. DOĞA İLE UYUMLU BESLENME Günümüzde kışın çilek, yazın portakal tüketmenin sıradan hale geldiğini belirten Çalım, “Oysa doğa insan vücudu ile uyum içinde çalışır. Mevsiminde yetişen ürünler, o dönemde vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri sağlar” dedi. Kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendiren C vitamini yönünden zengin turunçgillerin öne çıktığını ifade eden Çalım, yaz aylarında ise su oranı yüksek meyve ve sebzelerin vücudun sıvı dengesini korumaya yardımcı olduğunu söyledi. BESİN DEĞERİ VE LEZZET FARKI Mevsiminde tüketilen ürünlerin besin değerinin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Çalım; “Dalında ve doğal sürecinde olgunlaşan bir meyve, uzun süre depolanan ya da yapay yöntemlerle olgunlaştırılan ürünlere göre daha fazla vitamin ve mineral içerir” diye konuştu. Çalım, bu farkın yalnızca sağlıkla sınırlı olmadığını belirterek mevsiminde tüketilen ürünlerin lezzet açısından da daha kaliteli olduğunu vurguladı. EKONOMİK AÇIDAN AVANTAJLI Mevsiminde tüketimin bütçe dostu bir tercih olduğunu da dile getiren Çalım “Bol bulunan ürünlerin fiyatı düşer. Tüketici daha uygun maliyetle daha kaliteli besine ulaşır. Mevsim dışı ürünler ise üretim ve taşıma maliyetleri nedeniyle daha pahalıdır” ifadelerini kullandı. KİMYASAL YÜK UYARISI Mevsim dışı üretimde daha fazla tarım ilacı ve çeşitli müdahalelerin kullanılabileceğine dikkat çeken Çalım, bu durumun gıdaların doğallığını ve güvenilirliğini olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Çalım, “Mevsiminde yetişen ürünler doğanın ritmine uygun şekilde büyüdüğü için genellikle daha az kimyasal müdahaleye ihtiyaç duyar” dedi. ÇEVRE VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK Mevsiminde tüketimin yalnızca bireysel sağlık açısından değil, çevre açısından da önemli olduğunu vurgulayan Çalım, sera üretimi ve uzun mesafeli taşımacılığın ciddi enerji tüketimi ve karbon salımına neden olduğunu belirtti. HİLAL PEKER

Edirne’nin Deri ve Saraciye Ürünleri Cemre Çarşısı'nda Tanıtıldı Haber

Edirne’nin Deri ve Saraciye Ürünleri Cemre Çarşısı'nda Tanıtıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın onursal başkanlığını yürüttüğü Toplumsal Gelişim Merkezi Eğitim ve Sosyal Dayanışma Derneği (TOGEM-DER) tarafından "iyilik, sürdürülebilirlik ve dayanışma" temasıyla Beyoğlu’ndaki The Peninsula Oteli’nin fuaye alanında gerçekleştirilen etkinlik, ziyaretçilerin ilgisini çekti. Etkinlikte Edirne'den stant açan Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras deri ve saraciye işleri ustası Heves Kayın ile Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı kispet yapımı ve deri işleri ustası Adem Kayın, kentte ürettikleri el emeği ürünleri sergiledi. Heves Kayın, yaptığı açıklamada etkinlikte yer almaktan duydukları memnuniyeti dile getirerek, Anadolu'nun köklü üretim kültürünü ve zanaat geleneğini tanıtma fırsatı bulduklarını söyledi. Trakya Kalkınma Ajansının destek ve aracılığıyla programa katıldıklarını ifade eden Kayın, "Sergide geleneksel deri işleri ve saraciye sanatının en nadide örneklerini ziyaretçilerin beğenisine sunduk. El emeğinin göz nuruyla birleştiği, geçmişin izlerini modern tasarımlarla harmanlayan çalışmalarımız büyük ilgi gördü. Kültürel mirasımızı koruma ve geleceğe aktarma misyonuyla çıktığımız bu yolda, yerel üretimin ve zanaatkarın desteklendiği böylesine vizyoner bir projede Trakya'yı temsil etmek bizler için büyük bir motivasyon kaynağı oldu." ifadelerini kullandı. Bu yıl sembolü sümbül olarak belirlenen Cemre Çarşısı, kökleriyle geçmişe bağlı, her yıl yeniden filizlenen ve çevresine yayılan iyilik hareketini temsil ediyor. Gıdadan kıyafete, el sanatlarından hediyelik eşyaya, tekstilden ev aksesuarlarına kadar geniş bir ürün yelpazesinin sunulduğu etkinlikte 80’i aşkın marka yer aldı. Cemre Çarşısı’ndan elde edilen gelirlerin, TOGEM-DER’in sosyal yardım faaliyetleri ve projeleri aracılığıyla toplumsal dayanışmayı güçlendirmeye katkı sağladığı belirtildi.

Keşan Kent Müzesi Akademik Çalışmaya Konu Oldu Haber

Keşan Kent Müzesi Akademik Çalışmaya Konu Oldu

Trakya Üniversitesi Keşan Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Nursel Türksoy tarafından hazırlanan ve XXV. International Balkan and Near Eastern Congress Series on Economics, Business and Management kongresinde sunulan çalışmada, Keşan Kent Müzesi örneği üzerinden kent müzelerinin bölgesel kalkınmaya etkileri incelendi. Araştırma sonuçlarına göre; Keşan Kent Müzesi’nin, kentin kültürel kimliğinin korunması, yerel aidiyet duygusunun güçlendirilmesi ve kültür turizminin gelişimine katkı sağladığı belirlendi. Müzenin, doğrudan gelir üretmemesine rağmen ziyaretçi hareketliliği ve düzenlenen etkinlikler aracılığıyla yerel ekonomiye dolaylı katkı sunduğu vurgulandı. Çalışmada ayrıca, müzenin büyük ölçüde yerel halkın katkılarıyla şekillendiği ve bu durumun kentte güçlü bir sahiplenme duygusu oluşturduğu ifade edildi. Ücretsiz atölye ve etkinliklerin ise müzeyi bir kültür ve eğitim merkezi haline getirdiği kaydedildi. Araştırmada, müzenin tanıtım faaliyetlerinin daha çok organik yöntemlerle yürütüldüğü, daha geniş kitlelere ulaşmak için stratejik tanıtım çalışmalarına ihtiyaç duyulduğu ve sürdürülebilirlik açısından finansman ile bakım süreçlerinin önem taşıdığına da dikkat çekildi. Keşan Kent Müzesi Koordinatörü Arkeolog Aslı Avcı, kentin kültürel mirasını tanıtma çalışmalarına devam edeceklerini belirterek, “Kentimizin kültürel değerlerinin bilimsel çalışmalarla ortaya konulmasından ve müzemizin akademik bir çalışmanın öznesi olmasından dolayı büyük memnuniyet duyuyoruz. Öğr. Gör. Dr. Nursel Türksoy’a teşekkür ederiz” diyerek bu tür bölgesel akademik çalışmaların artmasını dilediğini belirtti. HABER MERKEZİ

“Bakanlığımızın 2035 Hedefi Yüzde 60 Oranında Geri Dönüşüm” Haber

“Bakanlığımızın 2035 Hedefi Yüzde 60 Oranında Geri Dönüşüm”

Trakya Üniversitesi (TÜ) Sıfır Atık Koordinatörlüğü ve Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇEVSAM) iş birliğiyle 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü kapsamında, Sıfır Atık Uygulamaları ve Yönetimi semineri düzenlendi. Mimarlık Fakültesi Mimar Sinan Salonu’nda düzenlenen seminere; Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Beste Karakaya Aytin, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Seminerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdür Yardımcısı Mert Sümer ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü Çevre Mühendisi Tülin Tunç Yüksel, Sıfır Atık Uygulamaları ve Yönetimi konusunda sunum yaptılar. İl Müdür Yardımcısı Mert Sümer, sıfır atıktaki temel amacın, atığın kaynağında ayrıştırılması olduğunu söyleyerek; “Bunu yaptığımız zaman israfı önlüyoruz, geri dönüşüme daha fazla katkı veriyoruz ve bu şekilde sürdürülebilirlik gelişmiş oluyor” ifadelerini kullandı. “ASIL AMACIMIZ NASIL TÜKETTİĞİMİZ OLMALI” Çevre Mühendisi Tülin Tunç Yüksel de tüketim alışkanlıklarının değişmesinin önemini vurgulayarak; “Bugün ürettiğimiz atık miktarı, doğanın kendini yenileme hızını aşmış durumda. Sadece üretmek değil, asıl amacımız nasıl tükettiğimiz olmalı. Sıfır atık tam da bu noktada devreye giren, israfı reddeden, kaynağı koruyan, geleceği önceleyen bir hareket” dedi. İŞTE SIFIR ATIĞIN YÖNETİM HİYERARŞİSİ Sıfır atığın yönetim hiyerarşisini açıklayan Yüksel; “Başlangıç olarak atığı kaynağında azaltmak gerekiyor. Suyu aldığımızda gerçekten plastik şişeye ihtiyacımız var mı? Bunu öncelikle kaynağında reddetmek gerekiyor. Daha sonrasında yeniden kullanım geliyor. Ürettiğimiz atığı yeniden kullanabilecek miyiz? Bunu düşünmemiz gerekiyor. Daha sonrasında geri dönüşüm geliyor. Geri dönüşüm yaparak tekrar döngüye geri kazandırmak istiyoruz. En alt katmanda ise bertaraf etmek var. En üst katmanı ne kadar azaltırsak bertaraf kısmına ve döngüye o kadar katkı sağlamış oluyoruz” sözlerine yer verdi. GERİ DÖNÜŞTÜRÜLEMEYEN ATIKLARA DİKKAT ÇEKTİ Yüksel, geri dönüştürülemeyen atıkları açıklarken; “Her şeyi geri dönüştüremiyoruz. Örneğin; bebek bezleri, ıslak mendiller, kirlenmiş plastikler, gıda atıklarıyla temas eden cam ve plastik atıklar maalesef geri dönüştürülemiyor. Bu nedenle çöpe atılıyor ve tesislerde yakılarak ya da bertarafa gönderilmek zorunda kalınıyor” dedi. “CAM DOĞADA 4 BİN YIL KADAR KALABİLİYOR” Atıkların doğada kaybolma sürelerine de dikkat çeken Yüksel; “Cam doğada 4 bin yıl kadar kalabiliyor. Plastik, özellikle pet şişeler 400 yıl kadar kalabiliyor. Dünyada maalesef kaybolma süreleri çok uzun ve bu da çevresel kirliliğe neden oluyor ve geleceğimizi tehdit altına alıyor. Bitkisel atık yağların bir litresi, bir milyon litre suyu kirletiyor. Bunun geri dönüşümüyle artık biyodizel üretilmektedir. Bir pilin, 600 bin litre suyu kirlettiği bilinmektedir. Pili gördüğümüz zaman bu ihtimali göz önünde bulundurmalıyız” ifadelerine yer verdi. “ŞU ANDA GERİ DÖNÜŞÜM ORANIMIZ YÜZDE 37,53” Yüksel, Sıfır Atık Projesi’nin 2017 yılında başladığını hatırlatırken; “O zaman yüzde 13 oranında geri kazanım oranı mevcutken; şu anda bulunduğumuz durumda yüzde 37,53 oranında geri dönüşüm oranımız mevcut. Bakanlığımızın 2035 yılında belirlediği hedefimiz yüzde 60 oranında geri dönüşebilir bir oran. 2053 yılında da bunun çok daha fazlasını hedefliyoruz ve bu konuda da önemli adımlar atıyoruz” diye konuştu. Seminer, soru cevap bölümünün ardından sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Prof. Dr. Güner’den Su Kıtlığı Sunumu Haber

Prof. Dr. Güner’den Su Kıtlığı Sunumu

Trakya Üniversitesi (TÜ) Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇEVSAM) ve Su Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğiyle Dünya Su Günü etkinlikleri kapsamında “Su ve Sürdürülebilirlik” semineri düzenlendi. Mimarlık Fakültesi Mimar Sinan Amfisinde düzenlenen seminerde Su Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Utku Güner sunum yaptı. “TATLI SU SIKINTISI ÇEKİYORUZ” Dünyanın 4’te 3’ünün su olduğuna dikkat çeken Güner; “Ama bunun içinde çok kısıtlı miktarda tatlı suya sahibiz. Suyun yüzde 97’lik kısmı deniz suyu. Deniz suyu, kullanım suyu olmadığı için hesaplamalara girmiyor. Suyun yüzde 1’den daha küçük bir kısmı tatlı su olarak kullanılabilir. Dolayısıyla tatlı su sıkıntısı çekiyoruz” ifadelerini kullandı. “SUYA BAĞLI NEDENLERDEN DOLAYI GÖÇ EDİYORLAR” Güner, suyun sürdürülebilirliği konusunda ciddi sıkıntılar olduğunu söylerken; “Dünyada yaklaşık 700 milyon kişi su ve suya bağlı nedenlerden dolayı göç ediyor. Gelecekte de buna benzer sorunlar göreceğiz. Dünya su sıkıntısı çekiyor. İklim krizi, savaşlar, ekonomik krizler bütün bunları destekliyor. Aynı zamanda ciddi bir problem de var” dedi. “SON 10 YILDIR TRAKYA’DA YOĞUN BİR KURAKLIK GÖRÜYORUZ” İklim krizinin suyun rejimini değiştirdiğini belirten Güner; “Geçtiğimiz günlerde sıcaklık 5-6 dereceydi, bugün 18 derece. Dün yağış vardı, bugün her taraf kurak. Son 10 yıldan beri Trakya’da yoğun bir kuraklık gözlüyoruz. Nehirlerimiz neredeyse kuruma ölçüsüne geldi. Artık göllerimizin, nehirlerimizin suyu olduğu zaman habere çıkarıyoruz. Bu da şu anlama geliyor; gelecekte su sıkıntısı ciddi boyutlarda olacak. Fiziki eksiklik yaşıyoruz. Yağış rejimleri değişti, bozuldu. Bütün bunlar su seviyesinde fiziki kıtlığa yol açıyor” sözlerine yer verdi. “SUYU TİCARİ GÖRÜRSENİZ ERİŞİMİMİZ OLMAZ” Güner, altyapı eksikliği ya da ekonomik nedenlerden dolayı suya erişimin zor olduğunu söyleyerek; “Ekonomik kıtlık gerçekten önemli bir neden. Diğer bir problem de sosyal boyut. Su kaynaklarını ticari olarak görürseniz, her su kaynağını bir şirkete verirseniz, barajları verirsek, bütün su alanlarını şirket özelleştirirse; suya erişimimiz olmaz. Bu gerçekten büyük bir problem” dedi. “1980’LERDEKİ GİBİ TÜKETSEK SÜRDÜRÜLEBİLİR OLURDU” Türkiye’nin 1980’lerde ekolojik ayak izi ile biyokapasitesinin eşitlendiğine dikkat çeken Güner; “1980’lerdeki gibi tüketseydik, orada kalsaydık sürdürülebilirdi. Ama aradan 40-50 yıl geçti. Artık sürdürülemez bir Türkiye’de yaşıyoruz. Geleceğimizden çalıyoruz ve bugünkü iklim krizine yol açıyor. Şu anda sizler de sonraki 30-40 yılın geleceğinden çalarak yaşıyorsunuz. ‘Ne kadar tüketim yaparsak sürdürülebiliriz?’ diye bir hesap yaptık. Şu andaki harcamaların 3’te birini yapmamız gerekiyor. Sürdürmek istiyorsak bunu kabul etmek zorunda kalacağız” ifadelerine yer verdi. “YÜZDE 70’İ TARIMDA, YÜZDE 20’Sİ ENDÜSTRİDE KULLANILIYOR” Güner, suyun yüzde 70’inin tarımda, yüzde 20’lik kısmının ise endüstride kullanıldığını belirterek; “Herkes suyun kullanımı denildiği zaman çeşmeleri kapatmak, damlamasını engellemek diye düşünür. Hep bu konuda imaj oluşturulur. Kimse şunu düşünmez; ‘Sanayide su kullanımını azaltırsak ciddi anlamda verim sağlarız.’ İklim değişikliğinde biz her zaman suya bakıyoruz. Havanın ısınması ya da soğuması, diğer parametrelerden daha önemli olarak sudaki değişime bakmak zorunda kalıyoruz. Bir şişe ne kadar maliyetli? Pet şişe su için 3 litre su harcıyoruz. O şişenin 4’te biri kadar yakıt kullanıyoruz. Çok büyük rakamlara mal oluyor. Bunu Avrupa gördüğü için yasaklamaya başladı” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.