Hava Durumu

#Tarih

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Tarih haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarih haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yerel Tarih Grubu’nda Hasan Rıza Konuşuldu Haber

Yerel Tarih Grubu’nda Hasan Rıza Konuşuldu

Edirne Yerel Tarih Grubu’nun bu ay düzenlediği toplantıda Şehit Ressam Hasan Rıza konuşuldu. Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi Küçük Salon’da gerçekleştirilen toplantıda görsel sanatlar öğretmeni levent tosun konuşmacı olarak yer aldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması sonrası kürsüye gelen Tosun, İstanbul Üsküdar’da doğan Hasan Rıza’nın resme olan ilgisi ve askerlik dönemine ait bilgiler verdi. Hasan Rıza’nın subay rütbesini almasına birkaç ay varken yaptığı resimden dolayı almasının hayatında bir dönüm noktası olduğunu belirten Tosun; “Hasan Rıza resim yoluyla ilk rütbesini alıyor. Bu onu çok rencide ediyor ya da üzüyor. Çünkü o bir asker sonuçta. Etrafındakiler hocaları da asker ve alaya alınıyor. Yani bir asker başarısıyla subaylık rütbesini almamış, yaptığı resimle rütbe aldığı için ve bunu birkaç ay sonra alacakken öğrenciler arasında ve hocalar arasında alay konusu oluyor. Ve kararlı verip İtalya'daki gazeteci hocasıyla mektuplaşıyor. Askerliği bırakıp İtalya'ya gidiyor. Önce Napoli sonra Floransa ve Roma’da bulunuyor, müzeleri geziyor. O’na en büyük yön veren yerlerden birisi İtalya. Resimlerine bütün şekli İtalya veriyor. Orada müzelerde resim yapıyor. Sonra tekrar İstanbul'a dönüyor. Paşası onu huzuruna çağırdığında ona bütün unvanlarını tekrar geri verebileceğini söylüyor ama Hasan Rıza bunu istemiyor. O daha sakin bir yer istiyor ve Edirne'de bir okula müdür olarak geliyor. Edirne’de resim dersleri veriyor, özel bir okul da kuruyor. O açıdan Edirne'yi seviyor. Karaağaç'ta kendisine bir ev tutuyor ve atölye kuruyor. Bildiğimiz bütün resimleri orada yaptığı söyleniyor” dedi. ŞENER ŞENTÜRK

Edirne’de 93 Harbi, Edirne ve Cumhuriyet Anlatıldı Haber

Edirne’de 93 Harbi, Edirne ve Cumhuriyet Anlatıldı

Edirne Belediyesi Kent Müzesi tarafından Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen “93 Harbi, Edirne ve Cumhuriyet” konulu konferans, tarih meraklılarının katılımıyla gerçekleştirildi. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferdi Ertekin’in konuşmacı olduğu programda, Osmanlı-Rus Harbi sonrasında yaşanan siyasal dönüşüm süreci Edirne merkezli olarak değerlendirildi. “EDİRNE’DE YAŞANAN OLAYLARI ELE ALACAĞIZ” Konferansta konuşan Doç. Dr. Ferdi Ertekin, “Bugün Osmanlı-Rus Harbi’ni merkeze alarak Osmanlı İmparatorluğu’nun mutlakiyetten meşrutiyete, ardından yeniden mutlakiyete ve sonrasında meşrutiyete geçiş sürecini özellikle Edirne’de yaşanan olaylar üzerinden ele alacağız. Bu çerçevede Edirne’nin rolünü vurgulayacak, Edirne Sarayı’nın havaya uçurulması hadisesine değineceğiz. Ardından 2. Abdülhamid dönemindeki gelişmeleri kısaca ele alıp İkinci Meşrutiyet’in ilanına geleceğiz. İkinci Meşrutiyet’ten sonra Türk tarihini derinden etkileyen önemli bir olay olan 31 Mart Vakası’na geleceğiz. Hareketi bastırmak için Rumeli’de toplanan 2 ve 3’üncü ordunun İstanbul kuşatmasına değineceğiz. Yeşilköy’deki 2 hadise arasındaki benzerliği konuşacağız. Rus ordusu Yeşilköy’e kadar gelecek ve hareket ordusu da bu köye gelecek ve karargâh kuracak. Yeşilköy Yat Kulübü’nde Milli Meclis kurulacak ve burada 2. Abdülhamit tahttan indirilecek ve yerine 5. Mehmet Reşad geçirilecek. Burada asıl vurgulayacağımız nokta, bu sürecin Cumhuriyet’e giden yolun benzerliklerini ortaya koymak. Bunlardan biri Edirne’nin rolü, diğeri ise Yeşilköy’ün tarihi değeri” dedi. “EDİRNE SARAYI BÜYÜK ÖLÇÜDE YIKILDI” Edirne Sarayı hakkında konuşan Ertekin, “Gazi Osman Paşa 145 gün olağan üstü bir müdafaa gerçekleştiriyor ama Plevne düşüyor. Bu süreç, Dünya askerî tarihine geçiyor. Savaş kaybedildiğinde bütün ordu silahsızlaştırıldı fakat Rus çarı tarafından Gazi Osman Paşa’ya kılıcı iade edilmiş ve saygı ile esir alınmıştır. Plevne’nin düşmesiyle birlikte Rus ordusunun önünde ciddi bir engel kalmamış, Balkan Dağları’nı aşarak Edirne’ye doğru ilerlemiştir. Ancak Osmanlı ordusu bu süreçte büyük ölçüde tükenmiştir. Edirne Sarayı’nda bulunan cephanelerin düşman eline geçmemesi için o zamanın valisi tarafından bir karar alındı ve cephaneler patlatılmıştır. Bu patlama sonucunda Rus ordusunun mühimmat elde etmesi engellenmiş, Edirne Sarayı büyük ölçüde yıkılmıştır. Bugün görülen kalıntılar bu olayın sonucudur. Yani Edirne Sarayı’nın yıkılması, düşmanın eline silah geçmemesi için alınmış askerî bir kararın neticesidir. Şu anda da Rıfat Osman’ın çizdiği şeylerle ihyası devam ediyor” ifadelerini kullandı. MERT ERİŞKİN

Rektör Hatipler, Ahlat’ta Öğrencilerle “Maziden Atiye” Programında Buluştu Haber

Rektör Hatipler, Ahlat’ta Öğrencilerle “Maziden Atiye” Programında Buluştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Yüzyılı’nda “Maziden Atiye” öğrenci kamp programı, ülkenin farklı şehirlerinde devam ederken, programın Bitlis’in Ahlat ilçesinde gerçekleştirilen etabına Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler konuşmacı olarak katıldı. Ahlat Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir hafta süren programın son konuşmacısı olan Prof. Dr. Hatipler, farklı üniversitelerden programa katılan öğrencilerle “Gençlerimiz ile Güncel Soru ve Sorunlar Üzerine Hasbihâl” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Programa ayrıca Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Üstündağ ile Millî Eğitim Bakanlığı Müşaviri Süleyman Can da katıldı. Öğrencilerin çok yönlü gelişimini desteklemeyi amaçlayan programda; tarihî ve kültürel geziler, sanat etkinlikleri, kitap ve sinema tahlilleri, söyleşiler ve yarışmalar gibi çeşitli faaliyetler yer aldı. Daha önce Edirne’de de düzenlenen program, Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğrencileri tarihî ve kültürel mirasla buluşturarak geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kurulmasına katkı sağlıyor. İstanbul, İzmir, Erzurum, Konya, Van, Şanlıurfa, Bitlis, Kars, Trabzon ve daha birçok ilden gelen öğrencilerle bir araya gelen Rektör Hatipler, tarih, kültür ve medeniyet bilincinin güçlendirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Söyleşi, öğrenciler tarafından ilgiyle takip edildi. Program sonunda Millî Eğitim Bakanlığı Müşaviri Süleyman Can, katkılarından dolayı Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Üstündağ’a teşekkür ederek hediye takdim etti. Program kapsamında Ahlat’ta ağırlanan Rektör Hatipler, ziyaretinin ertesi günü dünyaca ünlü Ahlat Selçuklu Mezarlığı başta olmak üzere ilçedeki tarihi mekânları da gezme fırsatı buldu.

Yolageldili Konağına Yolageldili Müzesi Önerisi Haber

Yolageldili Konağına Yolageldili Müzesi Önerisi

Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Edirne’nin Havsa ilçesine bağlı Yolageldi köyünün kurucusu Kasım Yolageldili’nin ailesine ait konak, geleceğe miras olarak işlevselleştirilmeyi bekliyor. Babademirtaş Mahallesi Yusuf Hoca Mektep Sokak’ta 1900’lü yılların başında yapıldığı tahmin edilen konak, günümüze kadar ulaşmayı başarırken; Edirne Yerel Tarih Araştırmacısı ve Trakya Paşaeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Kurucularından Kasım Yolageldili kitabının yazarı Cengiz Bulut, konağın onarılarak Yolageldili Müzesi yapılmasını önerdi. “TRAKYA’NIN MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI” Bulut, Kasım Yolageldili’nin, Trakya’nın milli mücadele kahramanı olduğunu belirterek; “Yolageldili ailesi, 1876 Osmanlı-Rus Savaşı döneminde, Bulgaristan’ın Romanya sınırına yakın olan Selvi kasabasından Edirne’ye göç ediyorlar. Havsa’mızın köyü olan Yolageldi köyünü kuruyorlar. Köklü ve geniş bir ailedir. Kasım Efendi, ortaokul mezunu; eğitim fazla alamamış ama kendini yetiştirmiş, vatansever bir insan. 1902-1905 yılları arasında Havsa Belediye Başkanlığı yapıyor. İttihat ve Terakki Partisi’ne üye olduktan sonra siyasete atılıyor. 1908 yılında Edirne Belediye Meclisi’nde görev alıyor. Bu görevlerinin yanında aynı zamanda tüccardır. Orduya et, buğday temin ediyor. Ordunun hayvanlarının yiyecek ihtiyacını karşılıyor. 1905’li yıllarda Hicaz Demir Yolları’na iyi bir bağış yaptığı için Abdülhamit tarafından kendisine berat ve madalya veriliyor” ifadelerini kullandı. “KASIM EFENDİ’Yİ HER YERDE GÖRÜYORUZ” Kasım Yolageldili’nin Cumhuriyet döneminde de çalışmalarına devam ettiğini söyleyen Bulut; “Kasım Efendi’yi her yerde görüyoruz. Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Tarım Kooperatifleri, Edirne Konservecilik Şirketi ve derneklerde hep ön safta olan biri. Yunan işgal dönemlerinde de Talat Paşa’nın Almanya’dan dönerken onları toplayıp ‘Osmanlı topraklarımız işgale uğrayacak. Milli mücadele için bir dernek kurun’ dediğinde de Trakya Paşaeli Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı” dedi. “KONAK EDİRNE BELEDİYESİ’NİN UHDESİNDE” Bulut, Yolageldili Ailesi’nin Edirne’de 2 farklı konağı bulunduğunu belirterek; “Bir tanesi günümüzde Yusuf Hoca İlkokulu’nun yanında olan ve hala ayakta duran konaktır. Günümüzde sahibi Edirne Belediyesi’dir. Bir de ortada olmayan, 1946’lı yıllarda kamulaştırılarak Kervan Oteli yapılan, günümüzde de Özel Trakya Hastanesi olarak hizmet veren alanda Kasım Efendi’nin 16 odalı çok büyük bir konağı varmış. Bu konak o dönemde İsmet İnönü, Talat Paşa, Mehmet Şeref Aykut gibi önemli siyasetçilerin ve kahramanların gelip gittiği bir yermiş. Bugün yok ama Yolageldili Ailesi’nden günümüzde ayakta olan ve belediyenin uhdesinde olan konak, ailenin yaptıklarını geleceğe taşımak ve gelecek kuşaklara aktarmak için Yolageldili Müzesi gibi bir hale getirilmesi hem şehrimize değer katacak hem de Edirne’nin bu aileye vefasını göstermiş olacaktır. Aile bireyleri geçmiş dönem belediye başkanlarına bu konuda girişimlerde bulunmuşlardı. Daha sonra ben de bu tür girişimlerde bulundum ama kısmet olmadı. İnşallah bundan sonra şehrimize böyle güzel bir eser kazandırılır. Böylece hem vefa gösterilmiş hem de şehrimiz bir değer kazanmış olur” sözlerine yer verdi. “MÜZE HALİNE GETİRİLMESİ İYİ OLACAKTIR” Yolageldili konağının geleneksel Türk evi olduğunu söyleyen Bulut; “1902’li yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. İç duvarlardaki tuğlalarda 1902 yazısı var. Aynı yıl yapılmamış olabilir ama 1900’lü yıllarda inşa edildiği belli. Burada yaşayanlar Mehmet Yolageldili ve Hasan Yolageldili’dir. Bunlar Kasım Yolageldili’nin kardeşi ve ağabeyidir. Kasım Efendi de diğer konakta ama konak Yolageldili Ailesi’ne aittir. Günümüzde Yolageldili konağı olarak müze haline getirilmesi iyi olacaktır. Ailede bu konaktan çıkan eserler vardır. Ben de önceki dönem başkanımıza oradan çıkan birkaç tablo ve fotoğraflar vermiştim. Ailelerden değişik objeler temin edilerek güzel bir müze yapılabilir” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Cingöz Güven Tazeledi; EDESOB'a Yeniden Aday Haber

Cingöz Güven Tazeledi; EDESOB'a Yeniden Aday

Edirne Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği EDESOB Başkanı Kemal Cingöz, esnaf odalarında başlayan genel kurul süreçlerine yönelik açıklamalarda bulundu. Uzunköprü’de gerçekleştirilen Uzunköprü Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası kongresinde güven tazelediklerini hatırlatan Cingöz, “Dün Uzunköprü’de kongremizi yaptık, güven tazeledik. Tüm esnafımıza, Uzunköprü’müze ve memleketimize hayırlı olsun. Allah utandırmasın” dedi. Oda seçimlerinin 2026 yılının ocak ve şubat aylarında yoğunlaşacağını ifade eden Cingöz, EDESOB’a bağlı 34 odanın büyük bölümünün kongre takvimini bu süreçte tamamlayacağını söyledi. Bazı odaların henüz tarih bildirmediğini aktaran Cingöz, “Odalar divan başkanlığı talebiyle bize bildiriyor. Şu an 6–7 odanın kongre tarihini biz de bilmiyoruz. Ancak seçim süreci büyük ölçüde ocak ve şubat ayının ilk haftalarında tamamlanacak gibi görünüyor” diye konuştu. Birlik genel kurulunun ise mayıs ayında yapılmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Cingöz, adaylık kararını da kamuoyuyla paylaştı. Cingöz, “Genel kurulun mayıs ayının 1’i ile 30’u arasında yapılması gerekiyor. Oda seçimleri henüz bitmedi ama bizi de aday olmamız yönünde zorladılar. Biz de aday olacağımız yönünde söz verdik. Kısmetse EDESOB’un yapılacak olan mayıs ayındaki genel kurulunda tekrar adayım. Delegeler nasıl bir takdir ve teveccüh gösterir, sandıkta nasıl tecelli eder, onu da o gün göreceğiz” ifadelerini kullandı. ULUS PAZARI İÇİN NE DEDİ? Cingöz ayrıca, cuma pazarıyla ilgili sürece de değinerek pazarın kapatılmasının Edirne esnafını olumsuz etkileyeceğini savundu. Cuma pazarının kente hem yurt içinden hem de Bulgaristan’dan yoğun ziyaretçi çektiğini belirten Cingöz, “Cuma günleri yüzlerce Bulgaristan plakalı araç Edirne’ye geliyor. Bu insanlar pazardan sonra çarşıya da uğruyor, alışveriş yapıyor, esnafa katkı sağlıyor. Bu nedenle cuma pazarının kapanmasının yerel esnaf açısından olumsuz sonuçları olur” dedi. MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

Çanakkale Cephesi'nin Menüsü 110 Yıl Sonra Yeniden Yorumlandı Haber

Çanakkale Cephesi'nin Menüsü 110 Yıl Sonra Yeniden Yorumlandı

Dardanos Mutfak Akademisi Koordinatör Yardımcısı Öğretim Görevlisi Emre Mümin, yüksek lisans öğrencisi Emre Usta, Çanakkale Savaşları Enstitüsü Müdürü Utkan Emre Er'den oluşan proje ekibi, ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Karataş'ın danışmanlığında İttifak Devletleri'nin Çanakkale'yi terk ettiği 9 Ocak 1916 tarihinin anısına "Siperden Sofraya: Geçmişten Günümüze Modern Yorum Projesi"ni hayata geçirdi. Proje kapsamında arşivlerdeki binlerce harp ceridesi taranarak, Mehmetçiğin 110 yıl önce cephede yediği yemekler, Dardanos Mutfak Akademisinde, Akıncı Taktik Tekstil şirketi ANAFARTA markasının katkılarıyla Emre Mümin, Utkan Emre Er, ÇOMÜ Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü 3. sınıf öğrencileri Gülümser Yekta Güler ve Zeynep Meriç Göçer tarafından modern bir yorumla yeniden hazırlandı. "Siperden Sofraya: Geçmişten Günümüze Modern Yorum Projesi" kapsamında 110 yıl önceki malzemelerden yola çıkarak adaçaylı isli tereyağlı peksimet, içinde Gelibolu Yarımadası otları ile yağda kızartılmış taze asma ve kavrulmuş kuruyemiş bulunan un çorbası, salata olarak portakallı granita, pirinç keki üzerinde nohut püresi ve kavrulmuş et, papara olarak da bilinen et suyu ile ıslatılmış ve üzerine kavrulmuş zeytin serpilmiş ekşi peksimet, kuru nevale olarak da fındık krokanlı, çaylı ve üzümlü tatlı pişirildi. Hazırlanan menü daha sonra Çanakkale Vali Yardımcısı Abdül Kadir Duran, Amfibi Kolordu Komutanı Tümamiral Hüseyin Tığlı, ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu, Avustralya'nın Çanakkale Konsolosu Laura Wauchope ile davetlilere ikram edildi. - "Amacımız yükselen değer gastronomiyi tarihimize nakşetmek" ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Erenoğlu, AA muhabirine, bu proje kapsamında Çanakkale Cephesi'nde Mehmetçiğe sunulan yemeklerle ilgili doğru bilinen yanlışları, İttifak Devletleri'nin bu toprakları terk ettiği 9 Ocak 1916 tarihinin yıl dönümü dolayısıyla masaya yatırdıklarını dile getirdi. Enstitü ekibinin, harp ceridelerini, komutan notlarını ve raporlarını ele aldığını anlatan Erenoğlu, şöyle konuştu: "Savaşın ilk gününden son gününe kadar askerlerimizin yediği öğünleri belgeledik. Aslında cephede sadece tahin ekmeği, üzüm hoşafı yedirilmediğini, protein bazlı menü sunulduğunu gördük. Öğünlerin tamamı olmasa da bir kısmını misafirlerimizle paylaştık. Amacımız yükselen değer gastronomiyi tüm alanlara, tarihimize nakşetmek." - "Yaptığımız çalışmalarda askerin aç kalmadığını gördük" Çanakkale Savaşları Enstitüsü Müdürü Utkan Emre Er de Çanakkale Savaşları ile ilgili doğru bilinen yanlışları, 110 yıl önce askerlerin, komutanların verdiği emirleri, harp ceridelerinden çevirerek düzeltmeye çalıştıklarını aktardı. Cerideler üzerinde çalışırken ellerindeki veriler arasındaki farklılıkları da tespit ettiklerini belirten Er, şunları kaydetti: "Dardanos Mutfak Akademisi, bir fikirle geldiler bize. Elimizdeki çalışmalarımızda eksik tespit ettik. Bilirsiniz acı bir reçete vardır hoşaf kullanımıyla alakalı, yaptığımız çalışmalarda askerin aslında aç kalmadığını, birçok emirde kolaya kaçan komutanların uyarıldığını, askerin ne yediğini bilmeyen kumandanın görevden alındığına varacak emirlerin olduğunu gördük. 110 yıl önceki savaşta askerlerimiz siperde, süngüyle, iradeyle bulundu aynı zamanda disiplinle çalışan bir ikmal hattıyla askerimizi besledik. Askerimiz yemeksizlik yaşamamıştır." Er, proje için 1400-1500 belge taradıklarını belirterek "Cephede bulunan tüm kuvvetlerin şimdiye kadar yayımlanan harp cerideleri tarandı. Ceridelerin dışında hatıratlardan da yararlanıldı." dedi. ÇOMÜ Turizm Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. İlker Türkeri ise Dardanos Mutfak Akademisi'nde uyguladıkları menünün tarihinin 110 yıl öncesine dayandığını hatırlatarak, "Bugün burada tarihin acı hatıraları, acı menüleri değil, askerimize güç veren, onu siperlerde güçlü tutan kavurma, portakal, peksimet gibi ürünlerin günümüz versiyonlarını davetlilerimizle buluşturuyoruz. Bu anlamlı menüyü de yerleşkemizde misafirlerimize sunmaktan onur ve mutluluk duyacağız." diye konuştu. Proje destekçisi Akıncı Taktik Tekstil şirketi ANAFARTA markasının Genel Müdürü Onur Pamuk da proje kapsamında 1915-1916 yıllarında Mehmetçiğin üzerindeki kılık, kıyafet, teçhizatı mankenler üzerinde sergileyerek, bu ruhu yaşatmanın onuruna eriştiklerini söyledi. - "O gün yapılan yemeklere saygı duruşunda bulunmak istedik" Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi ve Dardanos Mutfak Akademisi Koordinatör Yardımcısı Emre Mümin ise Siperden Sofraya Projesi'ni hayata geçirirken çok heyecanlandıkları anlattı. Araştırmalara başladıklarında bilinenlerin doğru olmadığını arşiv kaynaklardan tespit ettiklerini belirten Mümin, "O dönemin ürünlerini yorumlayarak o gün yapılan yemeklere saygı duruşunda bulunmak istedik. Askerimiz savaş döneminde ne yediyse, hepsini içerecek şekilde menü hazırlamaya gayret gösterdik." dedi. Menüde askerin önemli yiyeceklerinden biri olan peksimetin yer aldığını aktaran Mümin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü askerimiz siperde, bazen sıcak yemeğe ulaşamıyordu. Askerimizin çantasında her zaman peksimet bulunurmuş. Portakal çok önemli çünkü o dönemde taze meyve bulmak çok zor. Vücudun direncinin artması için portakal çok önemli. Anadolu'nun köylerinden halk tarafından kasa kasa portakal gönderiliyor. Nohut, et çok önemli menüde. Taze et bittiğinde konserve etle devam ediliyor. Un çorbası mutlaka menülerde bulunuyor. Paparaya da yer verdik menümüzde. Sabah kahvaltısında çay çok önemli. Hatta porselen bardaklarda çay içtiklerini gördük arşivlerde. Kuru üzüm de önemli ürünlerden bir tanesi." Mümin, ateş hattındayken askerin yemek yeme durumunun olamadığını, yanlarındaki peksimet, kuru üzüm gibi ürünleri tükettiklerini belirterek "Askerimizin aç kalmadığıyla ilgili bir gerçeklik var. Bu milletin askerlerini aç savaştırmadı diyebiliyoruz bu kaynak taramasından sonra. Hiç bir zaman 'Malzeme yoktu, yemek yiyemediler' kaygısının yaşanmadığını biliyoruz." diye konuştu.

Edirne’de Bir Efsane: Akıl ve Ruh Hastaları Mı Çizdi? Haber

Edirne’de Bir Efsane: Akıl ve Ruh Hastaları Mı Çizdi?

Edirne’nin tarihine 537 yıldır tanıklık eden eserlerden biri Sultan 2’nci Bayezid Külliyesi. Yeniimaret semtinde bulunan tarihi yapı, Trakya Üniversitesi tarafından 1997 yılında müzeye dönüştürülmesinin ardından her yıl yerli ve yabancı turistlerin ilgi noktası olmaya devam ediyor. Sultan 2’nci Bayezid tarafından yaptırılan külliyenin en çok ilgi çeken bölümlerinin başında Darüşşifa, Tıp Medresesi, cami, imaret gibi bölümler geliyor. Tunca Nehri kıyısında 1488 yılında tamamlanan eserin ayrıca nehrin üzerinden geçen bir köprüsü de bulunuyor. AKIL VE RUH HASTALARI TEDAVİ EDİLMEYE ÇALIŞILIYORDU Yerli ve yabancı turistlerin ziyaretleri sırasında merakla incelediği bölüm ise Osmanlı döneminde akıl ve ruh hastalarının musiki, su sesi ve güzel kokularla ile tedavi edilmeye çalışıldığı Darüşşifası oluyor. Dünyanın en saygın müzecilik ödüllerinden biri olan Avrupa Konseyi 2004 Yılı Avrupa Müze Ödüllü tarihi yapıda, dönemin ameliyat ve muayene teknikleri görsellerle anlatılırken; giriş kapısı çevreleyen ikinci avlunun duvarlardaki izler ise meraklılarının dikkatinden kaçmayan bir diğer özelliği oluyor. DUVARLARDAKİ ÇİZİMLER DİKKAT ÇEKİYOR İkinci avlunun duvarlarının 2 tarafına dikkatli şekilde bakıldığında kazınarak çizilen bazı çizimler fark edilirken; özellikle tarih meraklılarının ilgiyle incelediği resimler ortaya çıkıyor. Geyiklerden kayıklara, surlardan tavus kuşlarına kadar birçok çizimin yer aldığı duvarlar, ziyaretçilerin merakla incelediği yerlerin başında gelirken; çizimlerin yıllardır orada olduğu iddialar arasında. AKIL VE RUH HASTALARININ ÇİZDİĞİ İDDİA EDİLİYOR Akıl ve ruh hastalarının tedavileri sırasında duvarlara bu çizimleri yaptığı iddia edilirken; çizimler külliye ile korunmaya devam ediyor. Kentte yıllardır dile getirilen iddia, kişiden kişiye aktarılarak adeta efsaneye dönüşmüş durumda. İddianın gerçekliğine dair kanıt henüz bulunmuyor. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Nihal Atsız, Vefatının 50. Yılında Edirne'de Konuşuldu Haber

Nihal Atsız, Vefatının 50. Yılında Edirne'de Konuşuldu

Edirne'de bugün Trakya Üniversitesi (TÜ) Eczacılık Fakültesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk Salonu'nda gerçekleştirilen söyleşide Prof. Dr. Mehmet Kaan Çalen, Atsız’ın biyografisi üzerinden Türkiye’de milliyetçilik, ırkçılık ve resmi tarih anlayışına dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Çalen, Nihal Atsız’ın düşünce dünyasının merkezinde ırkçılık kavramının yer aldığını vurgulayarak, Atsız’ın bu kavramı hiçbir zaman gizlemediğini, aksine açıkça sahiplendiğini ifade etti. Atsız’ın “Ben açıkça ırkçıyım” beyanının, onu Türkiye’de bu ideolojiyi adıyla savunan nadir isimlerden biri haline getirdiğini belirten Çalen, bu durumun günümüzden bakıldığında rahatsız edici olsa da tarihsel bağlam içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Söyleşide Atsız’ın çocukluk yıllarından itibaren kozmopolit okullarda eğitim almasının, mütareke döneminin yarattığı travmaların ve asker olamamanın onda derin izler bıraktığına dikkat çekildi. Askeri Tıbbiye’den atılması, ardından edebiyat ve tarih alanına yönelmesiyle şekillenen yaşam öyküsünün, “Ruh Adam” romanında yaşadığı buhranların izlerini taşıdığı ifade edildi. Atsız’ın 1944 Irkçılık-Turancılık Davası’nın, düşünce dünyasında bir kırılma noktası olduğuna dikkat çeken Çalen, bu süreçten sonra Atsız’ın giderek yalnızlaştığını ve topluma yabancılaştığını dile getirdi. Konuşmada, Atsız’ın Kemalist tarih anlayışıyla yaşadığı çatışmalar, üniversiteden uzaklaştırılması ve uzun yıllar resmi görev alamaması da tarihsel örneklerle aktarıldı. Prof. Dr. Çalen, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda ırk kavramının dünyada ve Türkiye’de bugünkü anlamıyla negatif bir içerik taşımadığını, dönemin resmi söylemlerinde de yoğun biçimde kullanıldığını hatırlatarak, Atsız’ın düşüncelerinin bu tarihsel atmosferden bağımsız okunamayacağını ifade etti. MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.