Hava Durumu

#Yangın

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Yangın haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yangın haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ecdat, Çanakkale'de 111 Yıl Önce Düşmanla ve Yangınlarla Mücadele Etmiş Haber

Ecdat, Çanakkale'de 111 Yıl Önce Düşmanla ve Yangınlarla Mücadele Etmiş

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, 111 yıl önceki savaşta sivil yerleşim yerlerinin de zarar gördüğünü söyledi. Borlat, Çanakkale merkezde bulunan Çimenlik Kalesi ve cami minareleri gibi yüksek alanların düşman donanmasının hedefi haline geldiğini anlatarak, 18 Mart 1915'te saat 10.00 civarı İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazı'na girerek şehri çift taraflı bombalamaya başladığını kaydetti. Bombaların Çimenlik Kalesi'nin hemen arkasında bulunan yerleşim alanlarına, aynı zamanda Hamidiye Tabyası'nın arkasındaki sivil yerleşim alanlarına isabet etmeye başladığını belirten Borlat, "Bu şekilde aslında şehir daha erken saatlerden itibaren bombardımanla birlikte büyük bir yangınla karşı karşıya kalacaktı. Çimenlik Kalesi'nin arkasındaki Rum mahallesi yanmaya ve evler hızla yıkılmaya başlamıştı." dedi. Borlat, aynı şekilde Hamidiye Tabyası arkasındaki Tatar mahallesinin bulunduğu yerde 40'a yakın binanın hızla yanıp yıkıldığını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı anda çevredeki diğer sağlam yapıların da yanmaya başlamış olduğunu görüyoruz. Bu erken saatlerdeki yangın şehir içindeki binaların özellikle ahşap olması ve dayanıklı olmamasından kaynaklı olarak hızla büyümeye başlamıştı. Bu saatlerde Çanakkale'de bulunan Amerikan gazeteciler de dönemin hatıralarındaki ifadelerle neredeyse hayatta olduğuna sevinmez duruma gelmişti. Aynı zamanda Çanakkale'de bulunan Alman gazeteci Zabel de anılarında bu yangın ve binaların yıkılmaya başlamasıyla birlikte şehirde hayatını kurtarmak amacıyla hızla daha güvenli olacağını düşündüğü bugünkü Esenler Mahallesi'nin bulunduğu yere yani o dönemdeki Kale-i Sultaniye Hastanesi'nin bulunduğu yere doğru çıkmaya başlamıştı." Doç. Dr. Borlat, bu süreçte şehrin hızla boşalmaya başladığını belirterek, "Yangın artıyordu ve bir yandan da şehir içinde bulunan askeri itfaiye yangını söndürmek amacıyla büyük bir çaba harcıyordu. Bu esnada şehirde bulunan az sayıdaki siviller de yangını söndürmek için çaba göstermişlerdi. O gün bunlardan bir tanesi de polis memurlarından Naci Bey'di. Naci Bey, yangının söndürülmesi için göstermiş olduğu büyük gayretlerden dolayı daha sonra harp madalyası ödülü almıştı." ifadesini kullandı. Şehir içindeki yangınla 150 hanenin küle döndüğünü ve birçok evde de hasar oluştuğunu belirten Borlat, insanların daha güvenli alanlara göç etmek zorunda kaldığını anlattı. Barış Borlat, muharebenin daha ilk anlarında şehrin yangınla karşı karşıya kalması, yıkılması ve boşalmasıyla bundan sonraki sürecin ne kadar şiddetli olduğunun da görüleceğini söyledi. Çanakkale Harbi'nde düşman kadar yangınla da mücadele edildiğinin altını çizen Borlat, şunları kaydetti: "18 Mart günü Çanakkale merkezindeki yangın aynı zamanda şehirde büyük bir tahribat yaratmış ve askerimiz düşmanla olduğu kadar yangınla da mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bu durum Çanakkale kara harbi esnasında da askerimizin karşı karşıya kaldığı zorluklardan birisi olacaktı. Ağustos'taki Anafartalar Muharebeleri esnasında askerimiz bir yandan donanma ateşiyle karşı karşıya kalmış ve onun çıkardığı yangından kaynaklı olarak da şehit olduğunu göreceğiz. Yani Çanakkale'de düşmanın donanma ateşi kadar yangın da askerimizi şehit edecekti." Borlat, sadece Çanakkale merkezde değil, Kilitbahir Kalesi'nin de aynı anda yanmaya başladığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı: "Aynı zamanda Eceabat merkezde de büyük bir yangın ortaya çıkmış. Artık Çanakkale'nin yerleşim alanları savaşın içinde kalmış ve şehrin uzun yıllardan beri devam eden kültürel mirasındaki tarihi camileri, köprüleri, yolları da savaşın izlerini taşımaya başlamıştır. Yangının başlamasıyla şehir içerisindeki büyük bir panik havası vardı hatta dönemin hatıralarında telsiz telgraf zabiti, Kilitbahir köyünün tam üzerinde Gonca Suyu mevkisinden şehri gördüğünde neredeyse kızıl bir kana benzetmeye başlamıştı. Şehir içindeki insanlar belki de bundan sonraki hayatlarının devamı amacıyla bir parça da olsa evlerinden çıkarabildiği eşyalarla daha güvenli yönlere, daha güvenli alanlara kaçmaya başlayacaktı. Şehrin artık 18 Mart'tan sonra büyük bir yangınla kül haline de dönüştüğünü söyleyebiliriz."

Belgin İba’dan 14 Mart Tıp Bayramı Mesajı Haber

Belgin İba’dan 14 Mart Tıp Bayramı Mesajı

Hastalara şifa dağıtarak kutsal bir görevi yerine getiren sağlık çalışanlarının gösterdikleri gayretin öneminin büyük olduğunu vurgulayan İba, tüm sağlık çalışanlarının gününü kutladı. AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Sağlık çalışanlarının insan hayatını korumak adına büyük bir fedakârlık ve özveriyle görev yaptıklarını belirten İba, hekimlerin toplum için üstlendikleri sorumluluğun son derece kıymetli olduğunu ifade etti. Sağlık çalışanlarının yalnızca bir meslek icra etmediğini, aynı zamanda insan hayatına dokunan kutsal bir görevi yerine getirdiklerini vurgulayan İba, yayımladığı mesajda doktorlardan hemşirelere, sağlık teknisyenlerinden hastane personeline kadar sağlık sektöründe görev yapan tüm çalışanlara teşekkür etti. Sağlık hizmetlerinin toplumun en temel ihtiyaçlarından biri olduğuna dikkat çeken İba, özellikle son yıllarda yaşanan küresel sağlık krizlerinde sağlık çalışanlarının gösterdiği üstün gayretin herkes tarafından takdir edildiğini belirtti. İba, zor şartlar altında görev yapan sağlık çalışanlarının, gece gündüz demeden insan hayatını korumak için mücadele ettiğini dile getirdi. Sağlık çalışanlarının insan hayatını her şeyin üzerinde tutarak büyük bir özveriyle görev yaptığını söyleyen İba, "Gecesini gündüzüne katarak çalışan doktorlarımız, hemşirelerimiz ve tüm sağlık personelimiz toplumumuzun en kıymetli değerleri arasındadır. Özellikle zor dönemlerde gösterdikleri fedakârlık ve insanüstü gayret, milletimizin gönlünde ayrı bir yer edinmelerini sağlamıştır” ifadelerine yer verdi. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesinin de önemine değinen İba, “Sağlık çalışanlarımızın güvenli ve huzurlu bir ortamda görev yapması hepimizin sorumluluğundadır. Onlara yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu bir kez daha vurguluyor, bu konuda farkındalık oluşturmanın önemli olduğunu düşünüyorum.” dedi. Sağlık çalışanlarının gece gündüz demeden, pandemi, deprem, yangın gibi zorlu süreçlerde bile büyük fedakârlık gösterdiğini belirten İba, Onların özverili çalışmalarının, sağlıklı bir toplumun temel taşı olduğuna dikkat çekti. Sağlık alanında yapılan yatırımlarla Türkiye’nin sağlık hizmetleri konusunda önemli bir noktaya ulaştığını da vurgulayan İba, sağlık çalışanlarının daha iyi şartlarda hizmet verebilmesi için çalışmaların sürdüğünü ifade etti. İnsan sağlığına şifa ile dokunarak hayati bir mesleği icra eden doktorların hakkının ödenmeyeceğini söyleyen İba, bütün sağlık çalışanlarının takdirin en iyisine layık olduğunu belirtti. Mesajının sonunda tüm sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayan İba, “Hayatını insan sağlığına adayan, büyük bir sabır ve özveriyle görev yapan tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor, görevlerinde başarılar diliyorum.” dedi. HABER MERKEZİ

İnci, Ergene’deki Korkunç Sonucu Açıkladı Haber

İnci, Ergene’deki Korkunç Sonucu Açıkladı

Edirne'de Osman İnci Müzesi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında Doğa, Kadın ve Ergene Karma Sergisi düzenlendi. ‎Doç. Dr. Figen Girgin'in küratörlüğünde düzenlenen sergide toplam 36 sanatçıya ait eserler yer aldı. Serginin açılış töreninde Nazende Fasıl Türk Sanat Müziği Korosu'ndan Ruşen Anıl konser verdi. Konserin ardından sergi küratörü Doç. Dr. Figen Girgin ve müze kurucusu Prof. Dr. Osman İnci konuşma yaptılar. “KARŞIMIZDA İNSANLIK MESELESİ OLARAK DURUYOR” ‎Serginin açılışında konuşan Doç. Dr. Figen Girgin, sergide kadının yanı sıra doğayı merkeze aldıklarını belirterek; “Ergene Nehri ve buradaki kirlilik de konuşmalarımızın bir başlangıcı olsun istedik. Buradaki kirlilik, çevresel bir kirlilik olmasının yanı sıra karşımızda bir insanlık meselesi olarak duruyor. Yanlış su tüketimi, tarımdaki yanlış politikalar, zirai ilaç kullanımı, tüm bunların hepsi düşünüldüğünde bunlardan ilk etkilenenler tarım işçileri oluyor. Bu tarım işçileri içinde kadın nüfusu da hiç azımsanacak gibi değil. Çeltikler fotografik ya da sinematik olarak bakıldığında çok güzel görüntüler verir ama görünmeyen bir tarafı vardır ki beline kadar suyun içine gömülüp saatlerce o suyun içerisinde dolaşan işçileri düşündüğünüzde, o sudaki kirlilik ve zirai atıkları düşündüğünüzde onlar bu sağlık riskine ilk maruz kalan kişilerden biri oluyorlar. Bu yüzden serginin odağını buraya doğru dikkat çekmek istedik. Doğanın sömürülmesini ve kadın emeğinin yok sayılmasını birbirine çok benzetiyorum. Her ikisi de besliyor, büyütüyor, yaşamın devamını sağlıyor ama ne yazık ki ‘ben buradayım’ demek için çaba sarf ediyor” ifadelerini kullandı. “LAİKLİK VE BİLİMSEL EĞİTİM KADINLARIN GELECEĞİ İÇİN ÖNEMLİ” Girgin’in ardından törende konuşan Prof. Dr. Osman İnci, kadın haklarının ve kadınların geleceği açısından laik ve bilimsel eğitimin önemini vurgularken; “Bilimsellik, eşitlik, akılcılık ve tek merkezde eğitimin yönetilmesi, ülkedeki tüm hakların, özellikle kadın haklarının en önemli ögesidir. 1857’de New York’ta kadın işçiler özellikle düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve uygun olmayan koşullarda çalışmaktan dolayı greve giderler. Fabrikanın kapıları kapatılır ve bir yangın çıkar. 129 kadın çalışan bu yangında hayatını kaybeder. 8 Mart da bu 129 kadın için, ona özgü olarak belirlenmiştir” dedi. “KADIN CİNAYETLERİ VE ÇOCUK İSTİSMARININ ARTMASINDAN UTANIYORUM” İnci, Türkiye’de kadın cinayetleri ve çocuk istismarı oranının yükselmesinden dolayı utandığını söyleyerek; “Laik bir ülkede yaşıyorum, anayasal hakları ve laik eğitimi savunuyorum ama bu işlemlerin tümü yürürken hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez buluyorum” sözlerine yer verdi. “COP31 TOPLANTISINA TRAKYA SULARINI GÖTÜRMELİYİZ” 2026 yılında 9-20 Kasım tarihleri arasında COP31’in Türkiye’de toplanacağını belirten İnci; “İklim değişikliğinin, suyun, havanın, doğal koşulların, rüzgarın ve dünyanın değişim süreçlerinin, özellikle susuzluğun konuşulacağı bir yıl olacak. Bunun protokol görüşmeleri İstanbul’da olacak ama asıl Antalya’da EXPO bölümünde 11 gün sürecek. Bu toplantıya Trakya sularını götürmeliyiz. Ergene’deki suyun bugün hiçbir şekilde kullanılamaz olmasını kabul edemeyiz. Trakya sularını korumak zorundayız. O nedenle COP31’e Trakya’nın iyi hazırlanması gerekiyor. Orada bunun sunulması gerekiyor. Bu, Trakya’daki sivil toplum örgütlerinin ve kent konseylerinin birinci görevi olması gerekiyor. Bunları yapabildiğimiz sürece kadın haklarına ve kadınların yaşamına saygıyı en üst düzeye getirebiliriz. Bu topraklarda onlar çalışıyor, üretiyor” dedi. ERGENE İLE ISTRANCALAR ARASINDAKİ FARKI AÇIKLADI İnci, ayrıca Ergene ile ilgili gerçekleştirdiği bir çalışmayı da açıklarken; “Doku, kanser dokusu, kan ve tırnak çalışmalarını yapan bir araştırmacı hekim olarak söylüyorum; Istrancaların köylük bölgelerinden aldığım tırnaklar ile Ergene Nehri’nin çevresinden aldığım tırnaklardaki kadmiyum, kurşun, bakır, çinko seviyesi, Istrancalardan 3 kat yüksek. Bu belgelidir ve uluslararası yayınladım. Ama bir sorumlu da ‘Bu yazdıklarınızı bizimle paylaşın’ demedi” ifadelerine yer verdi. 26 MART’A KADAR AÇIK İnci’nin konuşmasının ardından serginin açılışı gerçekleştirildi. Sergi, 26 Mart 2026 Perşembe gününe kadar ziyarete açık kalacak. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.