Hava Durumu

#Diyabet

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Diyabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diyabet haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Uzmanından Açıklama: "Pandemi Döneminde Uyguladığımız Korunma Yöntemlerini İhmal Ettiğimiz İçin Viral Enfeksiyonlar Çok Yaygınlaştı" Haber

Uzmanından Açıklama: "Pandemi Döneminde Uyguladığımız Korunma Yöntemlerini İhmal Ettiğimiz İçin Viral Enfeksiyonlar Çok Yaygınlaştı"

Grip salgının etkeni olan influenza enfeksiyonun, önceki sezonlara göre çok daha yaygın ve ağır klinik seyir ile komplikasyonlara yol açtığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Ekim ayında okulların açılması ile havaların soğuması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artmasının gribal enfeksiyonların artmasını normal bir süreç haline getirdiğini hatırlattı. Korunma yollarının ihmal edilmesinin virüsün geniş kitler arasında yayılımının artmasına neden olduğunu belirten Kılıç şöyle konuştu: "Bu seviyede bir salgının ortaya çıkmasının nedenlerinden biri; maske, mesafe ve el hijyeni gibi koruyucu önlemlerin unutulması ve göz ardı edilmesidir. Ayrıca mutasyona uğramış, hastalandırıcılığı ve bulaştırıcılığı artmış virüslerin vücut tarafından yeterince tanınamaması da etkili olmaktadır. Aşılar koruyucu olmakla birlikte, yoğun virüs maruziyetinde aşının koruyuculuğu azalabilmektedir. Aşılar bir önceki yılın virüslerine göre hazırlandığı için bu virüslere karşı bağışıklık sağlarken, yeni mutasyona uğramış virüsleri vücudumuz yeterince tanıyamayabilmektedir. Bu nedenlerle ABD, İngiltere ve Japonya’da virüs mevsiminden yaklaşık bir ay önce yayılmaya başlamış, güney yarımkürede ise bir ay daha geç sonlanarak üç aylık hastalık sezonu beş aya çıkmıştır. Küresel yaygınlığa paralel olarak ülkemizde de vakalar geniş kitleler arasında uzun ve ağır seyretmektedir." Covid mi, influenza mı? Yaygın olan mevcut virüslere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıç, "Bu sezon üst solunum yolu enfeksiyonları genel olarak toplumun ‘grip’ olarak adlandırdığı semptomlarla seyretmektedir. Bunun nedeni; influenzanın yaygın görülmesi, Covid-19 virüsünün hala mevsimsel bir virüse dönüşmemiş olması ve yıl boyunca etkisini sürdürmesidir. Ayrıca bu yıl özellikle 5 yaş altı çocuklar ve yaşlılarda, akciğer bağışıklığının tamamen ortadan kalkmamış olması nedeniyle daha ağır tablolarla karşılaşmaktayız. Son 1-1,5 aydır influenza çok yaygın olsa da Covid-19 hala varlığını sürdürmektedir. Buna ek olarak RSV gibi diğer üst solunum yolu virüsleri de görülmekte olup, tüm bu virüslerin semptomlarının birbirine çok yakın olması tanıda karmaşaya neden olmaktadır" şeklinde konuştu. 3’lü önlem Pandemide yaşananların çabuk unutulduğunu vurgulayan Dr. Kılıç, alınması gereken önlemlerle ilgili şu bilgileri verdi: "O dönemdeki Covid-19 virüsü daha bulaşıcı ve daha ağır hastalık yapıcı özelliklere sahipti. Ancak tüm virüsler, eğer yüksek miktarda alınır, önlem alınmaz ve risk gruplarında yeterli tedbirler uygulanmazsa, kişide ağır hastalıklara neden olabilmektedir. Özellikle bu sezon influenzanın komplikasyonları daha sık görülmektedir. Virüslerin çoğu için o virüse özel bir ilacımız yoktur. Semptomatik tedavi uyguluyoruz; yani burun akıntısı, ateş, boğaz ağrısı ve öksürük gibi belirtilere yönelik ilaçlar veriyoruz. İnfluenza için bir antiviral ilacımız bulunmakla birlikte, bu kesin bir çözüm değildir. Son iki aydır hastanelere en fazla başvuru nedeni olan influenza A virüsüne karşı ise, her şeye rağmen yaklaşık yüzde 70 koruyuculuk sağlayan aşı en önemli korunma yöntemidir. Mutasyona uğramış virüsle hastalanılsa bile aşı, hastalığın daha hafif ve daha kısa sürede geçirilmesine yardımcı olmaktadır. Aşı, ekim ayından itibaren her zaman yaptırılabilir ve halen yapılabilmektedir." "3 gün istirahat ile geçmiyorsa dikkat" Tüm solunum yolu enfeksiyonları için standart önlemler alındığında, virüse maruz kalınsa bile alınan virüs miktarının azalması sayesinde vücudun doğal savunma sistemiyle hastalığın daha hafif geçirilebileceğini aktaran Kılıç, ev içi bulaşa da dikkati çekerek şunları kaydetti: "Çocuğunuz hastaysa siz maske kullanabilirsiniz, yemek yerken ya da konuşurken daha dikkatli olabilirsiniz. Aynı ortamı paylaşırken sık havalandırma yapmak ve el hijyenine özen göstermek önemlidir. Bu önlemler enfeksiyonu büyük ölçüde engellediği gibi, hastalığın daha hafif atlatılmasını ve olası komplikasyonlardan korunmayı sağlar. Ancak üç gün istirahat ve ateş düşürücüye rağmen ateşin düşmemesi, nefes darlığı, göğüste baskı hissi veya ağrı, bilinç bulanıklığı ve sıvı alamama durumlarında mutlaka hastaneye başvurulmalıdır. Ayrıca diyabet, kronik akciğer, kalp, böbrek ve karaciğer hastalığı olanlar ile hastalığı ya da kullandıkları ilaçlar nedeniyle bağışıklığı baskılanmış olan romatizmal hastalar ve kanser tedavisi alan kişilerin gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir."

Bilinçsiz Kullanılan "Bitkisel Gıda Takviyesi" Organ Sağlığını Bozabilir Haber

Bilinçsiz Kullanılan "Bitkisel Gıda Takviyesi" Organ Sağlığını Bozabilir

Prof. Dr. Üstündağ, son dönemde yaygınlaşan kontrolsüz bitkisel ürün kullanımının insan sağlığını olumsuz etkilediğini söyledi. İnsan sağlığına faydaları bilimsel olarak kanıtlanmamış bu ürünlerin sağlık açısından risk oluşturduğunu vurgulayan Üstündağ, bitkisel gıda takviyelerinin özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çekti. - İLAÇLARLA ETKİLEŞİME GİREBİLİYOR Üstündağ, düzenli ilaç kullanmak zorunda olan kişilerin bitkisel takviyeleri bilinçsizce tüketmeleri halinde ilaç etkileşimlerinin ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun böbrek başta olmak üzere organlarda hasar oluşturabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Üstündağ, şunları kaydetti: "Özellikle bitkisel tıp, Çin tıbbı denilen ülkemizde çok da bilimsel yürütülmeyen bir süreç var. Tek başına bir bitkinin kendisi, ondan oluşturulmuş yiyecek, içecek ilaç veya bitkisel ilaç belki sağlığa zararlı olmayabilir. Ancak özellikle kronik hastalığı olan, birden fazla ilaç kullanan insanlarda çok masum gibi görünen bitkisel ilaç, o kişinin kullanmak zorunda olduğu ilaçların hammaddeleriyle etkileşerek organ bozucu hale gelebilir. Karabaş otuyla gelişen böbrek yetmezliği, yine keçiboynuzu pekmeziyle gelişen böbrek hastalığı biliyorum. Elbette sağlıklı bir insan için keçiboynuzu pekmezi ve 2-3 gün arayla karabaş otu çayı içmek zararlı olmayabilir. Ancak diyabet, tansiyon, lipid ilacı içen ve kan sulandırıcı kullanan birinde bu bitkisel ilaçlar çok zararlı olabilir." - HER İLAÇ HEKİM KONTROLÜNDE KULLANILMALI Üstündağ, "doğal" olduğu iddiasıyla satışa sunulan ürünlerin zararsız sanılmaması ve bu tür ürünlerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini dile getirdi. "Bitkisel tedavi" adı altında sunulmaya çalışılan bu ürünlerin vücutta geri dönüşü olmayan sıkıntılara yol açabildiğini bildiren Üstündağ, söz konusu ürünlerin vücudun doğal dengesini bozabildiğini kaydetti. Üstündağ, bitkisel ilaç ya da gıda takviyeleri kullanıldığında ölüme varan çok ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabildiğine işaret ederek, "Lütfen, bu tür ürünleri hekiminize danışmadan kesinlikle kullanmayın. Özellikle kronik hastalığı olan ve çoklu ilaç kullanan bireyler çok dikkatli olmalı. Emin olun hekiminiz bu konuda yapılmış çalışmalar varsa onların ışığında sizi yönlendirecektir." ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Çelik: Türkiye Obezitede Avrupa’nın Zirvesinde Haber

Doç. Dr. Çelik: Türkiye Obezitede Avrupa’nın Zirvesinde

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Çelik, diyabetin ciddi komplikasyonlara ve vücuttaki birçok organda kalıcı hasara yol açabilen önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Diyabetin dünya genelinde kalp hastalıklarının en sık nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Çelik, hastalığın diyaliz gereksiniminin de başlıca sebepleri arasında yer aldığını söyledi. Ayrıca önlenebilir körlüğün en büyük nedenlerinden birinin de diyabet olduğunu vurguladı. “OBEZİTE VE DİYABET BİRBİRİYLE İLİŞKİLİ HASTALIKLARDIR” Türkiye’nin diyabet açısından riskli ülkeler arasında bulunduğunu söyleyen Çelik, “Ülkemiz, diyabet açısından riskli bölgelerden biridir. Hatta Avrupa’da obezite oranlarında Türkiye olarak ilk sıralarda bulunuyoruz. Obezite ve diyabet birbiriyle ilişkili, iç içe geçmiş hastalıklardır. Hem obezitenin hem de diyabetin yoğun olduğu ülkelerden biriyiz. Bu hastalıklar; kalp, böbrek, göz ve sinir hastalıkları başta olmak üzere birçok sağlık sorununu tetiklemekte veya mevcut hastalıkların seyrini kötüleştirebilmektedir. Bu nedenle toplumda farkındalık oluşturmak bizim için son derece önemlidir” dedi. “BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNE BAŞVURULMALI” Sağlık Bakanlığı’nın son yıllarda diyabetle mücadeleye özel önem verdiğini belirten Çelik, “Sağlık Bakanlığımızın üzerinde özellikle durduğu konulardan biri olduğu için ülkede diyabet merkezleri kurulmaya başlandı ve neredeyse her yerde mevcut. Birinci basamak sağlık hizmeti olan aile hekimlerimiz ile ikinci ve üçüncü basamak hekimlerimiz bu konuda oldukça bilinçli. Diyabet açısından risk taşıyan herkesin, kendisinde bazı diyabet belirtileri hissetmesi durumunda öncelikle birinci basamak sağlık hizmetlerine başvurması gerekir” ifadelerine yer verdi. “GENETİK YATKINLIK OLDUKÇA YAYGIN” Diyabetin en belirgin semptomları hakkında bilgi veren Çelik, “Çok su içme, sık idrara çıkma ve normalden fazla yemek yemeye rağmen kilo kaybı diyabetin tipik belirtileridir. Çoğu hastada aile geçmişinde diyabet bulunur ve genetik yatkınlık oldukça yaygındır. Bu nedenle belli bir yaştan sonra tüm vatandaşlara diyabet taraması yaptırmalarını öneriyoruz” diye konuştu. MERT ERİŞKİN

Şeker Hastalarına Kritik Uyarı: “Ayak Tabanı Muayenesi Yapmalarını Öneriyoruz” Haber

Şeker Hastalarına Kritik Uyarı: “Ayak Tabanı Muayenesi Yapmalarını Öneriyoruz”

İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi Dahiliye Uzmanı Doktor Banu Başer, şeker hastalığına (diyabet) karşı açıklamalarda bulundu. Uzm. Dr. Banu Başer, diyabetin ilerlememesi yönünde vatandaşlara tavsiyede bulundu. Tamamen iyileştirilebilen bir hastalık olmadığını belirten Banu Başer, diyabet tanısı koyulan bir hastanın ömür boyu yaşamına dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. “DİYABET, KISACA VÜCUDUN KAN ŞEKERİNİ KULLANAMAMASI DURUMUDUR” Diyabetin tanımını yapan Uzm. Dr. Banu Başer, “Diyabet, kısaca vücudun kan şekerini kullanamaması durumudur. Bu durum, vücuttaki insülin hormonunun eksikliği veya yetersiz olması durumunda ortaya çıkar. Kan şekeri yükselir ve bu, böbreklerden idrar yoluyla atılmalıdır. Diyabetin iki ana tipi vardır. Tip 1 diyabette vücut insülin üretemez ve bu nedenle dışarıdan insülin alınması gerekir. Tip 2 diyabet ise genellikle vücudun insülin üretiminde yetersiz kaldığı veya insülini yeterli miktarda kullanamadığı durumdur. Hastalardan sıkça gelen bir soru ise ‘gizli şeker’ konusudur. Gizli şeker, kan şekerinin normalden yüksek olduğu ancak tam diyabet tanısı koymak için yeterli seviyede olmadığı ara bir durumdur. Bu durumdaki hastaların yüzde 10'unda ilerleyen dönemlerde diyabet geliştiğini görebiliyoruz” ifadelerine yer verdi. “SADECE KAN ŞEKERİNİ DÜŞÜRMEK DEĞİL, AYNI ZAMANDA ORGAN HASARINI ENGELLEMEKTİR” Stresin diyabet üzerinde etkisi olduğunu dile getiren Dr. Başer, “Stresin diyabet üzerindeki etkisine değinecek olursak, diyabetli bireyler diyetlerine, egzersizlerine, düzenli kan şekeri ölçümlerine ve doktor kontrollerine dikkat etmek zorundadır. Bu disiplin uzun vadede stres oluşturabilir, ancak hastalığın seyrini kontrol etmek için bu disiplin gereklidir. Diyabet multidisipliner bir yaklaşımla yönetilmelidir, dahiliye uzmanı, diyetisyen ve gerektiğinde diğer sağlık profesyonelleriyle işbirliği önemlidir. Amaç sadece kan şekerini düşürmek değil, aynı zamanda organ hasarını engellemektir” dedi. “YAŞAM BOYU DİKKATLİ OLMASI GEREKİR” Diyabet tanısı koyulan hastaların yaşam boyu dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Başer, “Birçok hasta, ailesinde diyabet hastası varsa kendisinin de risk altında olup olmadığını ve diyabetin ortaya çıkmasını önleyip önleyemeyeceğini merak ediyor. Diyabet, tamamen iyileştirilebilen bir hastalık değildir. Çünkü temel sorun insülin eksikliği veya yetersizliğidir. Bu durumda hastalığın geri dönüşü mümkün değildir, ancak düzenli kilo takibi, egzersiz ve bilinçli beslenme ile diyabet kontrol altına alınabilir. Diyabet tanısı konulan bir hastanın yaşam boyu dikkatli olması gerekir. Uygun ilaç kullanımı, doğru beslenme ve düzenli egzersiz ile yaşam kalitesi korunabilir” diye konuştu. “AYAK TABANI MUAYENESİ YAPMALARINI ÖNERİYORUZ” Ayak tabanı muayenesi yapılması önerisinde bulunan Dr. Başer, “Uzun dönemde vücut sinir fonksiyonlarını kaybedebileceği için vücudun sıcak-soğuk özellikle ağrıyı hissetmesi engellenebiliyor. Mesela hasta hiç fark etmiyor, ayak tabanında başlayan yara enfeksiyonu, o ayağını kaybına kadar neden olabiliyor. Çünkü ciddi enfeksiyonlar oluşabiliyor. Tedaviye direnç oluşabiliyor. Bu nedenle diyabet hastaları düzenli kontrolleriyle beraber işte kan kontrolleri, göz kontrolleriyle beraber kendileri açısından özellikle düzenli ayak tabanı muayenesi yapmalarını öneriyoruz. Çünkü gelişen bir enfeksiyon fark etmemiş olabiliyorlar. Ayak tabanı normalde görme alanında olmadığı için” dedi.

Saraçlar’a Diyabet Günü Standı Haber

Saraçlar’a Diyabet Günü Standı

Trakya Üniversitesi Çocuk Ergen Diyabet ve Obezite Ünitesi’yle Edirne Belediyesi 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla Edirne’de, Saraçlar Caddesi’nde stant açtı. Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri, Halk Sağlığı hemşirelerinin, gün boyunca vatandaşlara kan şekeri ölçümleri, boy ve kilo taramalarının ve bilgilendirmelerin yapılacağı belirtildi. Etkinlik hakkında bilgiler veren Trakya Üniversitesi Çocuk Diyabet Eğitim Hemşiresi Leyla Avcıbaşı; “14 Kasım Dünya Diyabet farkındalık günü için Trakya Üniversitesi Çocuk Ergen Diyabet ve Obezite ünitesi olarak ve Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri, Halk Sağlığı Hemşireleri olarak burada stant açtık. Halkı bilgilendirmek ve farkındalık yaratmak için buradayız. Kan şekeri ölçümleri yapacağız, broşürler dağıtacağız, hastaların boy ve kilolarına bakıp küçük bir tarama yapacağız” dedi. Uzun yıllar beraber çalıştığı arkadaşlarıyla bu etkinlikte olmaktan dolayı mutlu olduğunu belirten Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Ertuğrul Tanrıkulu ise “Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi Pediatrik Endokrinoloji bölümüyle beraber Dünya Diyabet Günü haftasında etkinlik yapıyoruz. Bizim için önemli olan böyle bir günde çocuklarımızın bilinçlendirilmesi. Bu konuda halkımızın diyabetle nasıl baş edeceği, nasıl yaşanacağı konusunda arkadaşlar bilgi verecekler. Edirne Belediyesi olarak bizimle beraber bir etkinlik yaptıkları için çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. ŞENER ŞENTÜRK

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.