Hava Durumu

#Edebiyat Fakültesi

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Edebiyat Fakültesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Edebiyat Fakültesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

TÜ’de “Balkanlarda Türk Kültür Mirası” Konferansı Haber

TÜ’de “Balkanlarda Türk Kültür Mirası” Konferansı

Trakya Üniversitesi (TÜ) Edebiyat Fakültesi’nin düzenlediği program, Eczacılık Fakültesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk Konferans Salonu’nda yapıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan etkinlik, açılış konuşmalarıyla devam etti. “BAHAR KONFERANSLARININ 7’NCİSİNİ DÜZENLİYORUZ” Açılışta konuşan TÜ Edebiyat Fakültesi Edebiyat Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Güner, bölüm olarak konferansları tasarlamaya başladıklarında öğrencileri duayen hocalarla buluşturma hedefinde olduğunu belirterek, bahar konferanslarının 7’ncisini düzenlediklerini ifade etti. “BAHAR KONFERANSLARI DOLU DOLU GEÇİYOR” TÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli ise konferansın Edebiyat Fakültesi’ne çok yakıştığını belirterek, bahar konferanslarının iki yıldır dolu dolu geçtiğini ifade etti. “BALKANLAR İSLAM DÜNYASİ İLE BATI DÜNYASI ARASINDA BİR KÖPRÜ” UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Komite Üyesi Prof. Dr. Zeki İbrahimgil, “Balkanlar’a baktığımızda, Türkiye ile kıyaslandığında yaklaşık olarak benzer bir coğrafyaya ve nüfusa sahip bir bölgeden söz ediyoruz. Ancak burada önemli bir fark var: Balkanlar’da toplam 11 ayrı ülke bulunuyor. Bunun temel sebebi, Balkanlar’ın tarih boyunca İslam dünyası ile batı dünyası arasında bir köprü. Doğu ile Batı’nın geçiş coğrafyası. Bu yüzden çok dilli, çok dinli ve çok kültürlü bir yapıya sahip olmuştur” dedi. “TUNA NEHRİ BALKANLAR’DA TARİH BOYUNCA SINIRLARI BELİRLEDİ” Tuna Nehri’nin sınırlarını belirlediğini ifade eden İbrahimgil, “Haritaya baktığımızda, koyu mavi ile gösterilen alanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıldan fazla hâkim olduğu bölgeleri ifade ederken, açık mavi alanlar ise yaklaşık 200 yıl civarında Osmanlı egemenliğinde kalmış bölgeleri göstermektedir. Bu iki alan arasında doğal bir sınır gibi görülen önemli bir unsur da Tuna Nehri’dir. Tuna, Balkanlar’da tarih boyunca sınırları belirleyen en önemli coğrafi unsurlardan biri olarak kabul edilmiştir” ifadelerine yer verdi. BALKANLAR’IN ETNİK YAPISI KARMAŞIK BİR TABLO SUNAR” Balkanların Doğu ile Batı’nın köprüsü olması nedeniyle etnik anlamda karmaşık bir yapıya sahip olduğunu belirten İbrahimgil, “Etnik yapıya baktığımızda ise Balkanlar son derece karmaşık bir tablo sunar. Örneğin Sırbistan sadece Sırplardan, Makedonya sadece Makedonlardan ya da Bulgaristan yalnızca Bulgarlardan oluşmaz. Her ülkede farklı etnik gruplar bir arada yaşamaktadır. Aynı şekilde dil çeşitliliği de oldukça fazladır. Slav dilleri yaygın olmakla birlikte, Slav olmayan diller de konuşulmaktadır. Slav dilleri arasında Bulgarca Makedonca, Sırpça, Boşnakça, Hırvatça gibi diller yer alırken, Slav olmayan diller arasında ise, Arnavutça, Yunanca bir de Vlahlar var Romanya’da. Onların dili de latindir” diye konuştu. “BALKAN NÜFUSUNUN DÖRT KİŞİDEN BİRİ MÜSLÜMAN” Balkanlardaki Müslüman topluma değinen İbrahimgil, “Bu coğrafyada Osmanlı hâkimiyeti bazı bölgelerde 500 yıla, bazı bölgelerde 200-300 yıla kadar ulaşmıştır. Ancak özellikle 1912 yılından sonra, yani Balkan Savaşları süreciyle birlikte Osmanlı bölgeden çekilmeye başlamıştır. Bu çekilme, bölgedeki tüm Türk ve Müslüman nüfusun Anadolu’ya geldiği anlamına gelmez. Günümüzde hâlâ Balkanlar’da önemli bir Müslüman nüfus yaşamaktadır. Yaklaşık 80 milyonluk Balkan nüfusunun 15-20 milyonluk kısmının Müslüman olduğu ifade edilmektedir. Yani kabaca her dört kişiden birinin Müslüman olduğu bir demografik yapıdan söz edebiliriz” sözlerine yer verdi. MERT ERİŞKİN

Osmanlı Duvar Resimlerine Yapılan Vandallığa Tepki Haber

Osmanlı Duvar Resimlerine Yapılan Vandallığa Tepki

Trakya Üniversitesi (TÜ) Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü tarafından düzenlenen “Bahar Konferansları” kapsamında, Doç. Dr. Pelin Şahin Tekinalp’in sunumuyla “Görsel Tarih Aktarımı Olarak Osmanlı Duvar Resimleri” konulu konferans düzenlendi. TÜ Eczacılık Fakültesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk Konferans Salonu’nda düzenlenen konferansa; Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli, Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülgün Yılmaz, Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Güner, Türk ve İslam Sanatları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm şehitler anısına 1 dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan konferansın açılış konuşmalarını Türk ve İslam Sanatları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu ve Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli yaparken; Doç. Dr. Pelin Şahin Tekinalp’e katılımı nedeniyle teşekkür ettiler. EDİRNE MANZARASINA DİKKAT ÇEKTİ Açılış konuşmalarının ardından Doç. Dr. Tekinalp, “Görsel Tarih Aktarımı Olarak Osmanlı Duvar Resimleri” konulu sunumunu gerçekleştirdi. Tekinalp, sunumunda Topkapı Sarayı, Yıldız Sarayı, Gaziantep’teki Nazaretyan Konağı, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Tekfur Sarayı, Sivas Kangalağası Konağı ile çeşitli ev ve konaklarda bulunan Osmanlı duvar resimlerinin örneklerini gösterdi. Tekinalp, sunumunda Nevşehir’deki Ürgüp Sucuoğlu Konağı’nda bulunan Edirne manzarası duvar resmini dikkat çekti. “KÜLTÜREL MİRAS BİLİNCİ ÜNİVERSİTE İÇİN ÇOK GEÇ” Tekinalp, sunumunda ayrıca duvar resimlerine yapılan vandallıklara tepki gösterirken; “Resimlerin üzerine ya da herhangi bir yere ‘o onu seviyor’, ‘bu bunu seviyor’ yazılmasına şiddetle karşıyım. Ürgüp Sucuoğlu Konağı’na baktığımızda ‘Ertan’ yazısı var. Ertan’a kim ‘dur’ diyecek? Bu aşamaya gelmeden ‘dur’ demek lazım. Edirne resminin altında da ‘Seni seviyorum’ yazan var. Bu çok acıklı. Çünkü kültürel miras bilinci üniversite için çok geç. İlkokuldan, anaokulundan başlaması lazım. Çocuğun, toplum olarak nasıl yaşayacağına karar vermesi lazım ve o kararın arkasında durması lazım. Oradan başlayarak bir şeyleri korumayı öğrenirse bu eserleri de koruyacak. O zaman yer yeri kazımayacak, yazmayacak” diye konuştu. Tekinalp, sunumunun ardından katılımcıların sorularını yanıtladı. Soru-cevap bölümünün ardından konferans sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

TÜ’de İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy Anıldı Haber

TÜ’de İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy Anıldı

Trakya Üniversitesi (TÜ) Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü tarafından İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Programı Eczacılık Fakültesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk Konferans Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Programa TÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan, TÜ Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yüksel Topaloğlu, TÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli, TÜ Edebiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıdvan Canım, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program, açılış konuşmalarıyla devam etti. “İSTİKLAL MARŞI’MIZIN KABULÜNÜN 105’İNCİ YILINI İDRAK EDİYORUZ” Açılış konuşması gerçekleştiren Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yüksel Topaloğlu, “Bugün, İstiklal Marşı’mızın kabulünün 105. yılını idrak ediyoruz. Milli marşlar bilindiği gibi, ulus devletlerin oraya çıkmasıyla beliren metinlerdir. Genellikle bu metinler birer ulusal mutabakat metni niteliği taşır. Bu metinlerin ortaya çıkışı ise genel olarak iki şekilde gerçekleşir. Birincisi, büyük bir zafer kazanıldıktan sonra yazılan marşlardır. İkincisi ise henüz milli mücadele devam ederken kaleme alınan metinlerdir. Bizim İstiklal Marşımız ikinci kategoriye giren bir marştır. Hepinizin çok iyi bildiği gibi, milletimiz büyük bir varoluş mücadelesi verirken yazılmıştır. Elbette bütün milli marşlar kıymetlidir. Çünkü başta da ifade ettiğim gibi bunlar birer ulusal mutabakat metnidir. Ancak Türk İstiklal Marşı, bizim için en kıymetli ve en anlamlı marşların başında gelmektedir” dedi. “MEHMET AKİF EDİRNE’Yİ ÇOK SEVMİŞTİR” Mehmet Akif Ersoy’un Edirne’yi sevdiğini belirten TÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Müberra Gürgendereli, “Bugün İstiklal Marşı’mızın kabulünün 105’inci yıl dönümü vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Edirne, Mehmet Akif için 1. Murat’ın koynunda efelerin yeri, İslam’ın demirden kalesi olan bir şehirdir. Akif, burada yaşamış, görev yapmış ve mübarek şehir dediği Edirne’yi çok sevmiştir. Mehmet Akif, Edirne’ye olan hayranlığını dizelerinde de dile getirmiştir. Şu 4 minareli cami ki yoktu hiçbir eşi. Ki parlıyordu hilâlinde san'atın gölgesi diyerek bu şehrin eşsiz siluetini ve güzelliğini büyük bir hayranlıkla anlatmıştır. Bugün İstiklal Marşımızı okurken ya da dinlerken sadece geçmişte verilen mücadeleyi değil; aynı zamanda bağımsızlık idealimizi, nesilden nesle aktaracağımız vatan sevgisini ve korumakla sorumlu olduğumuz değerleri de hatırlıyoruz” ifadelerine yer verdi. “ALLAH BU MİLLETE BİR DAHA İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN” Programda konuşan Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan, “İstiklal Marşımızın kabulünün 105. yıl dönümü vesilesiyle Mehmet Akif Ersoy’u anmak için bugün burada bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu anlamlı organizasyonu düzenleyen herkese teşekkür ediyorum. Sözlerimi Mehmet Akif Ersoy’un çok anlamlı duasıyla tamamlamak istiyorum: ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.’ Bu duaya katılarak hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum” diye konuştu. “ANMAK ELBETTE GÜZEL, FAKAT ANILMAK DAHA GÜZEL” TÜ Edebiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıdvan Canım, “Bugün burada sadece bir marşı anmak için toplanmış değiliz. Anmak elbette güzeldir; fakat anılmak belki daha da güzeldir. Hele ki insanların sağlığında bile birbirini arayıp sormakta zorlandığı bir dönemde yaşıyoruz. Ölümünün üzerinden bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen bir insanın hâlâ anılması, aslında anmaktan da öte belki aramaktır. Bu gerçekten çok saygıdeğer ve çok anlamlı bir durumdur. Bugün burada aslında bir milletin küllerinden doğuşunu, bir şairin tertemiz yüreğini ve bir halkın haklı mücadelesine olan sarsılmaz güvenini yad etmek için bir araya gelmiş bulunuyoruz” dedi. MERT ERİŞKİN

TÜ’de Hem Yeni Kitap Hem Yeni Kütüphane Tanıtımı Haber

TÜ’de Hem Yeni Kitap Hem Yeni Kütüphane Tanıtımı

Trakya Üniversitesi (TÜ), Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Şallı’nın yeni kitabı ile Balkan Savaşı Kütüphanesi’nin tanıtımını gerçekleştirdi. II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nde düzenlenen törene; TÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, rektör yardımcıları ve akademisyenler katıldı. Törenin açılış konuşmalarını gerçekleştiren Rektör Hatipler ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, üçüncü kitabını TÜ Yayınları’ndan yayımlayan Doç. Dr. Hakan Şallı’yı tebrik ettiler. Açılış konuşmalarının ardından Şallı, “Edirne Kuşatmasına Vali Halil Bey’in Gözünden Bakmak” adlı yeni kitabının sunumunu gerçekleştirdi. Şallı, kitabında özellikle Edirne Valisi Halil Bey’in, Tanin Gazetesi’nde yayımlanan beyanatlarının bulunduğunu belirterek, Edirne kuşatmasının yaşandığı günlere ışık tutacak eserinin içeriğini anlattı. KARAAĞAÇ YERLEŞKESİNE BALKAN SAVAŞI KÜTÜPHANESİ Şallı, kitabının sunumunun ardından Balkan Savaşı Kütüphanesi Projesi ile ilgili de bir sunum yaptı. Şallı, Balkan Savaşı Kütüphanesi’nin, TÜ Karaağaç Yerleşkesindeki metruk binanın restore edilmesiyle birlikte hayata geçirileceğini açıklarken; kütüphanenin aynı zamanda tematik bir müze olacağını da söyledi. Türkiye’de hiçbir üniversitede müze kütüphane bulunmadığına dikkat çeken Şallı, Balkan Savaşı Kütüphanesi ile Trakya Üniversitesi’nin bir ilke imza atacağını belirtti. Şallı’nın sunumunun ardından tören sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Çiniye Adanmış Bir Hayat: Nadir Adlı Haber

Çiniye Adanmış Bir Hayat: Nadir Adlı

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İlhan Koman Sergi Salonu’nda açılan “Çinileriyle Nadir Adlı’nın Ardından” sergisi, yalnızca merhum usta Nadir Adlı’yı anmakla kalmadı; Edirne’nin tarihsel bir çini üretim merkezi olduğu yönündeki güçlü inancı yeniden gündeme taşıdı. “ARKEOLOJİK BULGULAR İDDİAYI DOĞRULUYOR” Açılışta konuşan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Güner, yıllardır Edirne’de yürütülen arkeolojik çalışmaların çarpıcı sonuçlarına dikkat çekerken “Edirne’nin çeşitli bölgelerinde yaptığımız kazılarda çini ve seramik üretimine ait yarı mamul ürünler, fırın izleri ve üretim atıkları bulduk. Bu bulgular, şehrin geçmişte güçlü bir çini üretim merkezi olduğunu açıkça ortaya koyuyor" dedi. Güner, bu bulguları yıllar önce Nadir Adlı ile paylaşmasının sanatçıda büyük bir heyecan yarattığını belirterek, “Çünkü Nadir Hoca’nın yıllardır savunduğu görüşün bilimsel karşılığı vardı” dedi. “EDİRNE, KÜTAHYA KADAR GÜÇLÜ BİR MERKEZ OLABİLİR” Serginin odak noktasında yer alan usta sanatçı Nadir Adlı, hayatı boyunca Edirne’nin çini üretimi açısından eşsiz bir potansiyele sahip olduğunu dile getiriyordu. Prof. Dr. Kerem İscanoğlu, sanatçının bu konudaki kararlılığını şu sözlerle anlattı: “Nadir Hoca, Edirne’nin en az Kütahya ve İzmit kadar köklü bir çini üretim kültürü olduğuna inanıyordu. Bunun için yıllarca bölgeden numuneler topladı, üretim denemeleri yaptı ve bu görüşü bilimsel bir çerçeveye oturtmaya çalıştı.” İscanoğlu, sergide yer alan eserlerin ve arşiv belgelerinin, sanatçının Edirne’nin üretim potansiyeline duyduğu inancın somut bir yansıması olduğunu vurguladı. Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli, arkeolojik bulgular ve Nadir Adlı’nın çalışmalarının ortak bir sonucu işaret ettiğini belirterek “Edirne’nin çini üretim geleneği tarihsel olarak var ve yeniden canlandırılabilir. Üniversite olarak bu kültürel mirası görünür kılmayı görev ediniyoruz” dedi. Gürgendereli, sanatçının eserlerinin ve belgelerinin ilerleyen dönemde bir çini müzesi veya üretim merkezi çatısı altında toplanması için çalışmalar yürütüldüğünü belirtti. SERGİ YOĞUN İLGİ GÖRDÜ Sergide, Nadir Adlı’nın özgün çinileri ve kişisel arşivinden parçalar yer aldı. Katılımcılar hem ustanın sanat yolculuğunu hem de Edirne’nin bin yıllık çini geleneğini bir arada görme fırsatı buldu. MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

Çetin, Edirne’de Yunan İşgali Sırasında Yaşananları Anlattı Haber

Çetin, Edirne’de Yunan İşgali Sırasında Yaşananları Anlattı

Trakya Üniversitesi (TÜ) Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü tarafından, Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümü kapsamında “Tanıkların Anlatımıyla Edirne’de Milli Mücadele” konferansı düzenlendi. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İsmail Hakkı İnan Salonu’nda düzenlenen konferansa akademisyenler, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve öğrenciler katılırken; TÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurten Çetin sunum yaptı. Çetin, sunumunda Edirne’nin Yunan işgali sırasında yaşananları anlatı. HALK PERİŞAN HALDE Çetin, sunumunda Mehmet Şeref Bey’in anlatılarına yer verirken; işgal döneminde Trakya’da asayişsizlik ve yoksulluğun arttığını ve halkın perişan halde olduğunu belirtti. İşgal döneminde Cafer Tayyar Paşa’nın Edirne’nin tarihi sürecini anlattığı çağrısının ise halkın moralini yükselttiğini ifade eden Çetin, halkın Edirne’yi savunmaya destek verdiğini söyledi. Cafer Tayyar Paşa’nın işgal sırasındaki gözlemlerine de sunumunda yer veren Çetin, Yunan bombardımanının gece boyunca sürdüğünü ve Yunan askerlerinin sabah saatlerinde Edirne’ye girdiğini, 13 bin Türk’ün ise bombardıman sırasında Bulgaristan’a geçtiğini belirtti. KÖY VE KASABA İSİMLERİ RUMCAYA ÇEVRİLDİ Çetin, Yunan idaresi altında köy ve kasabaların isimlerinin Rumcaya çevrildiğini de belirtirken; kimlik zorunluluğu ve seyahat kısıtlamasının geldiğini, mallar el koyma, adli haksızlıklar ve eğitim baskılarının yanı sıra Yahudi ve diğer azınlıklara da baskı uygulandığını açıkladı. ZULÜM, VAHŞET VE CİNAYET Mehmet Şeref Bey’in bir gazeteye verdiği röportajda Trakya’da yaşananları zulüm, vahşet ve cinayet olarak tanımladığına dikkat çeken Çetin, Rum ve Yunan birliklerinin köyleri yakıp halkı dövdüğünü, kadın ve çocuklara işkence ettiğini de belirttiğini söyledi. Mehmet Şeref Bey’in anlatılarına göre birçok köyün göçe zorlanarak köylülerin yuvalarından edildiğini belirten Çetin, hapishanelerin de Türklerle dolu olduğunu vurguladığını söyledi. MUSEVİLER DE YUNAN ZULMÜNDEN ETKİLENDİ Çetin, Edirne’deki Hahambaşı’nın ifadelerine de dikkat çekerken; işgalde Musevilerin de Müslümanlar gibi Yunan zulmünden etkilendiğini belirttiğini, Yahudilere baskı yapıldığını söylediğini, Musevilerin Türklerle geçmişten beri barış içinde yaşadığını ve kültürel bir yakınlıklarının bulunduğuna dikkat çektiğini söyledi. “YAĞMA VE TAHRİBATIN ETKİSİ UZUN YILLAR SÜRDÜ” Çetin, yaklaşık 2 yıl Yunan idaresi altında kalan Edirne’nin, 1922 yılında 30 Ağustos Zaferi’nin kazanılmasının ardından 25 Kasım 1922’de düşman işgalinden kurtulduğunu söyleyerek; “Yunanlıların bölgede yarattıkları yağma ve tahribatın etkisi uzun yıllar sürmüştür” dedi. Çetin, Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yılını da kutlarken; hayatlarını ortaya koyan tüm şehit ve gazileri de andı. UĞUR AKAGÜNDÜZ

“Zorlutuna Bir Edirne Öğretmenidir” Haber

“Zorlutuna Bir Edirne Öğretmenidir”

Trakya Üniversitesi (TÜ) ile Ihlamur Akademi iş birliğinde düzenlenen Halide Nusret Zorlutuna Sempozyumu’nun açılış programı Balkan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sempozyuma; TÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, TÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli, Halide Nusret Zorlutuna’nın yeğeni Kahraman Zorlutuna, torunu Banu Zorlutuna, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program, üniversitenin tanıtım filminin izlenmesi ile devam etti. Sempozyumda, 20 farklı üniversiteden akademisyen tarafından toplamda 34 sunum gerçekleştirecek. “ZORLUTUNA EDİRNE'Yİ MEMLEKETİ GİBİ BENİMSEDİ” Açılış konuşmasında Halide Nusret Zorlutuna’yı anlatan T.Ü. Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli, “Halide Nusret Zorlutuna bir Edirne öğretmenidir. Mesleğine Edirne Kız Öğretmen Okulu’nda başlamıştır. ‘Yurdumun her köşesini çok severim ama Edirne en sevdiğim beş şehirden biridir.’ der. Halide Nusret Zorlutuna, Edirneli bir yazar, düşünce insanı ve şair gibi davranır. Edirne’yi kendi memleketi gibi benimsemiş ve eserlerinde ifade etmiştir. Ben gençliğimde Zorlutuna’yı Edirneli sanardım. Soyadı Edirne’de çok meşhur bir soyadı. Bu anlamda kendisinin şehrimizin çok kıymetli bir değeri olduğunu düşünüyorum” dedi. “ZORLUTUNAYI ANLAMAK İÇİN TOPLANDIK” Zorlutunayı anlamak için toplandıklarını belirten Ihlamur Akademi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Sarı, “Bir Osmanlı hanımefendisi, bir Cumhuriyet kadını, örnek şahsiyet Halide Nusret Zorlutuna’yı anlamak ve anlatmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Ülkemizin dört bir yanından 20 üniversitenin katıldığı ve 34 sunumun yer alacağı sempozyumun hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerine yer verdi. “YAŞARKEN KADIN YAZARLARIN ANNESİ ÜNVANINI ALDI” Halide Nusret Zorlutuna’nın yeğeni Kahraman Zorlutuna: “1976 yılında Halide Hanım, oğlu Ergün Amca ve eşi Ümran yengemizle birlikte Edirne’de dedem ve babaannemi ziyarete gelmişlerdi. Bu ziyaret sırasında dedem, babaannem ve aileyle bir arada olma şansını yakalamıştım. Halide Hanım’la dedemin içten bir samimiyetle, kardeş gibi olan sohbetlerini daima hatırlıyorum. Halide Hanım’ın bende bıraktığı izlenim ise son derece kibar, naif, kucaklayıcı bir sıcaklığı olduğu ve pamuk gibi bir büyükanne olarak hatırladığımdır. Bizimle alçak bir ses tonuyla, ayrı ayrı hepimizle ilgilenmiş, sohbetler etmişti. Maalesef bu görüşmemizin haricinde, 1984 yılındaki vefatına kadar bir daha kendisiyle görüşemedim. Halide Nusret yengemiz, gerek öğretmenliği gerekse şair ve yazarlığı dönemlerinde daima takdir edilmiş ve birçok ödülle onurlandırılmıştı. Ne mutlu ki yaşarken de ‘Kadın Yazarların Annesi’ ünvanını almıştı. Eşi Aziz Bey ise askerliği döneminde büyük başarılar elde etmiş, İstiklal Madalyası ile onurlandırılarak tümgenerallik rütbesine kadar yükselmiş, başarılarla dolu bir askerlik hayatının ardından emekli olmuştur. 26 Temmuz 1913, Edirne’nin Bulgar işgalinden kurtuluş gününde, Enver Paşa komutasında Edirne’yi kurtaran birliğin içerisinde Aziz Bey de süvari teğmeni olarak görev almış ve bir geceliğine de olsa anneleriyle ve kardeşi Salih’le hasret giderme imkânını yakalayabilmişti” diye konuştu. “EDİRNE’NİN HAFIZALARINDA DERİN İZLER BIRAKTI” T.Ü. Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, “Halide Nusret Zorlutuna, 2’nci Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan çok çalkantılı yılların tanığı olmuş; kalemiyle, fikirleriyle, şiirleriyle ve öğretmen olarak eğitime, insan yetiştirmeye adadığı ömrüyle toplumumuzun, milletimizin ve Edirne’mizin hafızalarında derin izler bırakmıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan yaşam serüveni, bir bakıma Türk edebiyatının değişim ve dönüşüm hikâyesidir. O, Kerkük’ten İstanbul’a, Kars’tan Urfa’ya, Edirne’den Ankara’ya uzanan yolculuğuyla vatanın dört bir köşesini bir anne şefkatiyle kucaklayan bir gönül yolculuğunun sahibidir. Bu sempozyumda değerli akademisyenlerimizin katkılarıyla Halide Nusret Zorlutuna’nın şiirlerinden romanlarına, mektuplarına, öğretmenlik yıllarına kadar pek çok konu ele alınacaktır. Bu çalışmalar, üniversitemizde ve onun bir gelin olarak geldiği bu şehirde anılacak ve tarihe not düşülecektir” dedi. Açılış programının sonunda Halide Nusret Zorlutuna’nın yeğeni Kahraman Zorlutuna’ya teşekkür belgesi verildi. Program yarın sona erecek. MERT ERİŞKİN

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.