Hava Durumu

#Gelenek

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Gelenek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gelenek haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Trak Geleneği Komşuda Hala Yaşıyor Haber

Trak Geleneği Komşuda Hala Yaşıyor

‎Milattan Önce 4 bin yıl ile Milattan Sonra birinci yüzyıl arasında Trakya ve Balkanların bir kısmında yaşamış Traklardan günümüze kadar süregelmiş olduğuna inanılan Kuker geleneği, bugün komşu ülke Bulgaristan’da yaşatılıyor. Çeşitli hayvan postlarıyla boynuzlarının yer aldığı kostümleri giyen ve Kuker olarak adlandırılan kişilerin katıldığı ritüellerle yaşatılan gelenek, özellikle Bulgaristan’ın Yambol, İvaylovgrad ve Stara Zagora kentinde kış mevsiminin sonu ile bahar mevsiminin başlangıcında gösteriye dönüşüyor. ‎ÖZEL KOSTÜMLERİ VAR ‎Daha çok gençlerin Kuker kıyafeti giydiği gösterilerde yaş sınırlaması yok ancak katılanların bekar olması şartı var. Bir ilkokul öğrencisinin yanı sıra belli bir yaşın üstündeki bir kişi de uygun kıyafet giyip gösterilere katılabiliyor. Folklor grubu olarak oluşturulmuş grupların dışında gösterilere katılmak isteyenler için elverişli bir Kuker kostümü ve aksesuarı taşımak yeterli. Kostümün yanı sıra vücuda çan asmak ve ahşaptan yapılmış olsa bile bir savaşçı kılıcı kuşanmak veya elde taşımak da önemli. ‎AMAÇ KÖTÜ RUHLARI KOVMAK ‎Kukerler, giydikleri çeşitli hayvanlara ait postlarla görüntü olarak kötü ruhları kovarken sesleri çıktığı kadar bağırarak ve yine vücutlarında astıkları çanları sallayarak ya da oldukları yerde zıplayarak çıkardıkları seslerle de kötü ruhlara korku salmayı hedefliyor. KAPI KAPI GEZİYORLAR ‎Kukerler gösteri yapılacak kentte toplandıktan sonra kostümlerini giyip çan ve kılıçlarını kuşandıktan sonra o şehirde bütün sokakları geziyor. Mümkün olan her evin kapısına uğrayan Kukerler evin sahibine kötü ruhların uğramaması ve o yıl yapacakları tarımda bereket ve hane halkına sağlık diliyor. Ev sahipleri de Kukerlerin lideri durumundaki kişiye bahşiş olarak para veriyor, çeşitli ikramlarda bulunuyor. ‎EN BÜYÜK FESTİVAL YAMBOL VE PERNİK’TE ‎Bulgaristan’ın Yambol, Pernik, Stara Zagora, İvaylovgrad gibi şehirlerinde yapılan Kuker ritüeli çoğu zaman ülkenin çeşitli şehirlerinden ve komşu ülkelerden turist çekiyor. Kuker şenliklerinin en ünlüleri Yambol ve Pernik kentlerinde düzenleniyor. Bu iki kentteki şenliklere çok sayıda yerli ve yabancı turist katılıyor. ‎TÜRKİYE’DE ÖRNEKLERİ VAR ‎Ürkütücü kostümlerle kötü ruhları kovma geleneği Trakya’daki bazı yerleşim yerlerinde de var. Ancak bu ritüele Bulgaristan’dakinin aksine “bocuk gecesi” adı veriliyor. “Bocuk Gecesi” ritüelini düzenleyenlerin karşı çıkmasına rağmen bu ritüel için son yıllarda magazinleştirildiği hatta “cadılar bayramı” adını almaya başladığı yönünde eleştiriler var. “Bocuk gecesi” olarak adlandırılan ritüelin Balkanlardan göçmen olarak gelenlerin beraberlerinde getirdikleri bir Trak geleneği olduğuna inanılıyor. ‎MURAT SAVAŞ

Bilar; “Kırkpınar Yalnızca Yağlı Güreş Organizasyonuna Dönüşür” Haber

Bilar; “Kırkpınar Yalnızca Yağlı Güreş Organizasyonuna Dönüşür”

Edirne’de “Kırkpınar Yerleşim Alanı Forumu: Er Meydanı'nın Geleceği” konusuyla düzenlenen Edirne Kent Konseyi (EKK) 37’nci genel kurulunda ilk sunumu Edirne Kent Kültürü ve Bilincini Geliştirme Derneği Başkanı Ender Bilar yaptı. Atatürk Kültür Merkezi küçük salonunda düzenlenen genel kurulda konuşan Bilar, her yıl düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yüzyıllardır süregelen geleneğiyle toplumsal sürekliliğin ve ortak değerlerin yaşatıldığı önemli bir törensel alan oluşturduğunu söyledi. “EDİRNE’Yİ FETHEDEN KIRK AKINCININ ANISINI CANLI TUTUYOR Kırkpınar’ın 1357’de Orhan Gazi’nin Rumeli seferi sırasında oğlu Süleyman Paşa’nın Semavine’de mola veren yiğitlerinin güreşiyle destanlaştığını belirten Bilar; “1361’de I. Murad’ın Edirne’yi fethetmesinin ardından ‘Bitmeyen Güreşin Devam Eden Efsanesi’ olarak tarihe geçen Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Edirne’nin fetih döneminde şehit olan kırk akıncının hatırasını yaşatan ve bu hatırayı kuşaktan kuşağa aktaran geleneksel kültür mirasıdır. Bu bağlamda Kırkpınar Yağlı Güreşleri de Edirne’yi fetheden kırk akıncının anısını canlı tutan, geçmişle bugün arasında kültürel süreklilik kuran yaşayan bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı. “KIRKPINAR KÜLTÜREL HAFIZANIN CANLI BİR İFADESİDİR” Bilar, Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yalnızca bir spor etkinliği değil, yüzyılları aşan kültürel hafızanın canlı bir ifadesi olduğunu vurgularken; “2010 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne ‘Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’ adıyla yer alan bu gelenek, kültürel kimliği, öğeleri, toplumsal değerleri, ustalık bilgisini ve ritüelleri yaşatarak kolektif belleği diri tutmaktadır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin gerçekleştirildiği alanın Yunanistan sınırları içinde kalması nedeniyle 1924 yılından itibaren güreşler, Edirne’deki Sarayiçi Er Meydanı’nda yapılmaya başlanmıştır. Bu alan, Edirne Sarayı’nın has bahçesi olarak düzenlenmiş olup döneminde padişahların kültür, sanat ve spor etkinlikleriyle halkla buluşarak geçmişe tanıklık ettiği tarihî bir mekândır. Kırkpınar’ın eski dönemlerinde Semavine Çayırı’nda yapıldığı zamanlarda da çeşitli şenlik ve gösterilere ev sahipliği yapan bu alan, yağlı güreş geleneğinin sürekliliğini temsil ederek kentin tarihsel hafızasında önemli bir yer edinmiştir” dedi. “YALNIZCA GÜREŞLERİ YAPILDIĞI BİR ALAN DEĞİL” Sarayiçi Er Meydanı’nın yalnızca güreşlerin yapıldığı fiziksel bir alan olmadığını belirten Bilar; “Kültürel belleğin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Yüzyıllardır aynı yerde sürdürülen Kırkpınar geleneğinde mekânın değişmesi, sadece bir yer değişikliği değil, aidiyetin, anlamın ve sürekliliğin yeniden tanımlanması demektir. Kırkpınar ve onun Er Meydanı, bu nedenle yalnızca bir spor etkinliği değil, yaşayan bir toplumsal hafıza ve kültürel direncin simgesidir. Kırkpınar Yağlı Güreşleri, yalnızca bir spor organizasyonu değildir. Kültürel kimlik, öğe ve ritüelleriyle birlikte yaşayan köklü bir kültürel miras unsurudur. Bu mirasın en önemli taşıyıcılarından biri ise geleneksel olarak Sarayiçi Er Meydanı’dır. Er Meydanı, tarihsel sürekliliğin somutlaştığı, kolektif belleğin mekâna tutunduğu bir kültürel sahne niteliği taşır. Er Meydanı’nın yer değiştirmesi ya da mekânsal niteliğinin dönüşmesi, yalnızca fiziki bir değişim olarak değerlendirilmemelidir. Bu durum, kültürel süreklilik algısını ve toplumsal hafızayı doğrudan etkileyecektir. Çünkü geleneksel olarak Sarayiçi ile özdeşleşmiş olan Kırkpınar, mekân aracılığıyla tarihsel derinliğini görünür kılmaktadır. Mekânsal kopuş, ritüelin bağlamını zayıflatma ve kültürel bütünlüğü aşındırma riski taşır” sözlerine yer verdi. “SORUN FİZİKSEL MEKANIN DEĞİŞMESİ MİDİR? Bilar, Er Meydanı’ndaki mekânsal değişimin, somut olmayan kültürel mirasın sürdürülebilirliği açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek; “Çünkü mekânın taşıdığı tarihsel ve sembolik anlam, geleneğin özgünlüğünü ve sürekliliğini doğrudan besleyen temel unsurlardan biridir. Mekânın değişmesi, UNESCO tarafından tescillenmiş somut olmayan kültürel mirasın özgün bağlamını aşındırabilir; mirasın evrensel değer beyanında vurgulanan tarihsel süreklilik ilkesine zarar verebilir. Bu durum kent kültüründe kimlik kaybına ve hafıza kopuşuna yol açarak, kültürel mirasın yerle bütünleşmiş anlamını zayıflatır. Böylece geleneğin otantik yapısı ve temsil gücü olumsuz etkilenir. Etkinlik, tarihsel derinliğinden koparak yalnızca bir yağlı güreş organizasyonuna dönüşür. Bugün mekânın taşınmasını değil, Kırkpınar Müzesi’ni nereye ve nasıl kurmamız gerektiğini tartışmamız gerekmez miydi? Şimdi sizlere soruyorum; Sorun fiziksel mekânın değişmesi midir? Yoksa tarihe tanıklık eden mekânın ‘anlamının’ yok edilmesi mi? Çünkü bazen toprak aynı kalır; fakat ruh yer değiştirir” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

‎İki Genç Kadın Girişimci Edirne’ye Napoli Lezzetini Taşıdı Haber

‎İki Genç Kadın Girişimci Edirne’ye Napoli Lezzetini Taşıdı

‎Edirne'de mutfağa olan ortak tutkularını girişime dönüştüren iki genç kadın, İtalyan mutfağının en özel lezzetlerinden birini Roka isimi ile kente kazandırdı. ‎Uzun yıllardır mutfakla iç içe olduğunu belirten Simge Borman, tatlı ve kahve alanındaki ilgisini İtalyan mutfağıyla genişlettiğini ifade ederek, ‎“Uzun süredir mutfakla ilgileniyorum. Tatlı ve kahve merakımın üzerine İtalyan mutfağını ekleyerek benim için yeni bir dünyanın kapılarını açtım” dedi. ‎KURUMSAL HAYATI GERİDE BIRAKTI ‎Kurumsal hayattaki işinden ayrılarak hayallerinin peşinden giden Betül Yolcu ise keyif aldığı işi yapmanın önemine dikkat çekerek, “İnsanın bu hayatta sevdiği işi yapması gerektiğine inanıyorum. Uzun yıllar çalıştığım kurumsal firmadan ayrıldım ve arkadaşımla ortak tutkumuz olan mutfağı bir işe dönüştürdük. Dünyanın en önemli lezzetlerinden birini Edirnelilerle buluşturmak istedik” diye konuştu. ‎LEZZETİ HAMURUNDA ‎Napoli pizzasının en önemli özelliğinin hamuru olduğunu vurgulayan Simge Borman, “Napoli pizzasını özel kılan şey, hamurunun yapısı. Hamuru oklavayla değil tamamen elle açıyoruz. Kenarlarının kabarık, içinin ise yumuşak kalması bu işin ruhu. Biz de bu geleneği birebir uyguluyoruz” dedi. ‎"FARKINI HEMEN HİSSETTİRİYOR" ‎Pişirme tekniğinin de lezzeti belirlediğini söyleyen Betül Yolcu, “Napoli pizzası çok yüksek sıcaklıkta, odun ateşinde kısa sürede pişiriliyor. Bu sayede dışı hafif çıtır, içi ise yumuşak ve sulu kalıyor. Fırından çıktığında hamuruyla ve kokusuyla farkını hemen hissettiriyor” diye konuştu. ‎"SADECE YEMEK DEĞİL, BİR GELENEK" ‎Napoli pizzasının bir kültür olduğunu belirten Yolcu, “Bu pizza sadece bir yemek değil, bir gelenek. UNESCO tarafından kültürel miras olarak kabul edilmesinin sebebi de bu. Biz de bu kültürü Edirne’ye doğru şekilde taşımaya çalışıyoruz” dedi. ‎MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.