Hava Durumu

#Hacer Ateş

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Hacer Ateş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hacer Ateş haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Edirne Bizim İçin Vadedilmiş Topraklardı” Haber

“Edirne Bizim İçin Vadedilmiş Topraklardı”

Trakya Üniversitesi Göç ve Mübadele Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen “Anavatanda Yeşeren Başarılar: Göçmen Akademisyen Kadınların Başarı Öyküleri ve Göç Anıları” başlıklı panel, İİBF Prof. Dr. Fehmi Yıldız Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Panelin moderatörlüğünü Merkez Müdürü Hacer Ateş üstlenirken, Elvan Bakar, Filiz Tuna, Ayten Üstündağ ve Habibe Yılmaz panelist olarak yer aldı. Programda ayrıca Crisantem Quartet tarafından müzik dinletisi sunuldu. KADIN AKADEMİSYENLER GÜÇLÜ ROL MODELLER Açılış konuşmasını yapan Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Eylem Bayır, Balkan göçmeni kadın akademisyenlerin üniversitelere yalnızca bilimsel değil, kültürel ve toplumsal birikim de kazandırdığını vurgularken; rol model olduklarını dile getirdi. Panelde konuşan Dr. Öğr. Üyesi Habibe Yılmaz, Edirne’nin kendisi için taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi: “Edirne bizim için vadedilmiş topraklardı. Hiçbir zaman ayrımcılığa maruz kalmadım. Kadın olarak desteklendiğimi hissettim. Burada olmaktan mutluluk duyuyorum ve kendimi bu anlamda şanslı görüyorum.” DUYGUSAL ANLAR YAŞANDI Panelistlerden Dr. Öğr. Üyesi Ayten Üstündağ, konuşması sırasında hayatını kaybeden babasını anarken duygulandı. Üstündağ, yaşadığı duygu yoğunluğu nedeniyle konuşmasına bir süre devam edemedi. Salondaki katılımcılar bu anlarda akademisyene alkışlarla destek verdi. “GÖÇÜN EN AĞIR YÜKÜ KADINLARIN OMUZLARINDA” Panelin moderatörü Doç. Dr. Hacer Ateş, etkinliğin amacına ilişkin yaptığı konuşmada, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün tarihsel anlamına dikkat çekerek şunları söyledi: “Dünya Kadınlar Günü, kadının iş hayatında ve toplumda var olma mücadelesinin bir sonucudur. Göç süreçleri her ne kadar aileyi kapsasa da bu süreçten en çok etkilenenler kadınlar ve çocuklar olmuştur. Çocukların bakımı, yaşlı ve hasta aile bireylerinin sorumluluğu, hayatın yeniden kurulması çoğu zaman kadınların omuzlarına yüklenmiştir.” Ateş, göçmen kadınların tüm zorluklara rağmen umutlarını yitirmediklerini vurgulayarak, “Göç yolculuğuna çıkan kadınlar, yanlarında yalnızca eşyalarını değil, umutlarını ve anavatanda yeşertecekleri yeni hayatların hayalini de taşımışlardır. Bugün bu panelde, göçle anavatana gelen ve akademide başarıya ulaşan kadınların öykülerini konuşuyoruz” dedi. “EDİRNE, ANAVATANA AÇILAN KAPIYDI” Prof. Dr. Elvan Bakar ise kendi göç hikayesini paylaşarak, Edirne’nin kendisi için “anavatana açılan kapı” anlamına geldiğini dile getirdi. Balkan coğrafyasından Türkiye’ye uzanan göç sürecinin duygusal yönlerine değinen Bakar, köklerinden ayrılmanın zorluğunu ve bu sürecin bireyler üzerindeki kalıcı etkilerini anlattı. Etkinliğe TÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Eylem Bayır, Prof. Dr. Sedat Üstündağ ve Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden katıldı. MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

Hocaoğlu; “Bulgaristan’dan 800 Bin Türk Göç Etti” Haber

Hocaoğlu; “Bulgaristan’dan 800 Bin Türk Göç Etti”

Trakya Üniversitesi (TÜ) Göç ve Mücadele Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü tarafından, 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü kapsamında konferans düzenlendi. Eczacılık Fakültesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk Konferans Salonu’nda düzenlenen konferansta, Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neriman Hocaoğlu, “Bulgaristan’dan Türkiye’ye Göçün Sosyal, Tarihsel ve Kimlik Boyutları” konusunda sunum yaptı. Konferansa; TÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan, Göç ve Mücadele Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Hacer Ateş, İl Göç İdaresi Müdürü Metin Nacioğlu, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Konferansın açılış konuşmalarını gerçekleştiren TÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan, Göç ve Mücadele Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Hacer Ateş, sunumları için Doç. Dr. Neriman Hocaoğlu’na ve tüm katılımcılara teşekkür ettiler. “TÜRKLER VE MÜSLÜMANLAR İSTENMEYEN NÜFUS HALİNE GELDİ” Açılış konuşmalarının ardından “Bulgaristan’dan Türkiye’ye Göçün Sosyal, Tarihsel ve Kimlik Boyutları” konusunda sunum yapan Hocaoğlu, Bulgaristan’dan Türklerin göçünün 100 yıllık bir mesele olduğunu söyleyerek; “Tam da Osmanlı sonrası Balkanlar’da yeni ulusların kurulmaya başladığı dönemde, Osmanlı vatandaşlarının istenmediği bir döneme girdi. 1877-78 dönüm noktası oldu. Türkler ve Müslümanlar istenmeyen nüfus haline geldi. Sistematik bir dışlanmanın başlangıcı oldu. Etnik ve dini kimlikler siyasallaşmaya başladı. Osmanlı-Rus Savaşı, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı derken neredeyse yüzde 50 oranında nüfusta bir azalma oldu” ifadelerini kullandı. “360 BİNDEN FAZLA KİŞİ OLDUĞUNU BİLİYORUZ” Hocaoğlu, Bulgaristan’daki Türklerin göçünün dalgalar halinde olduğunu belirterek; “1925’ten başlayarak 1989 da dahil olmak üzere 800 bin kişinin göç ettiği bir göç dalgası diyebiliriz. 1989-90 göçü aslında en ağır olanı diyebiliriz. 360 binden fazla kişi olduğunu biliyoruz. Bulgaristan’ın 1984 yılında başlayan sistematik bir asimilasyon politikası var. Bu göçe neden olan şey de temelde isim değişikliği, dil yasağı, dini baskı ve kültürel silme diyebiliriz. Gönüllü ya da gönülsüz her hâlükârda isminiz değiştiriliyordu. Çünkü Bulgar hükümeti, ‘Burada Türk yok, herkes Bulgar’ diyordu. İstemeyenler, direnenler pek çok işkenceye maruz kaldı, sürgün edildi. Belene’de yatan çok fazla Türk vatandaşı var. Bu zor bir süreç. Direnenlere verilen cevap da diğer insanların korkmasını sağlayıp ismini değiştirmesine neden oldu. İsmini değiştirilmeyen var mı? Hayır, herkesin ismi değiştirildi” dedi. “MEZAR TAŞLARINDAKİ İSİMLER DE DEĞİŞTİRİLDİ” Türkçe konuşulmasının da yasaklandığını ve konuşulması halinde cezaların uygulandığını hatırlatan Hocaoğlu; “Dini baskı ise İslami uygulamaların yasaklanması şeklinde oldu. Çocuğunuzu sünnet ettiremezsiniz, camiye gidemezsiniz, bayramlarınızı kutlayamazsınız. Kurban kestiniz mi diye evinize gelip dolabınızı kontrol ediyorlardı. Kimliğinizi ve kültürünüzü sistematik olarak değiştirmeye çalışan bir baskı ortamı vardı. Mezar taşlarındaki isimler de değiştirilerek Bulgarlaştırıldı. Şalvar giyilmesi yasaklanmıştı. Buna da ‘Yeniden Canlandırma Süreci’ diyorlar” sözlerine yer verdi. “ETNİK TEMİZLİK OLARAK TANINDI” Hocaoğlu, Bulgaristan’da Türklere yapılan zulmün ‘Etnik Temizlik’ olarak tanındığını söylerken; “2012 yılında Bulgaristan parlamentosunda ‘Etnik Temizlik’ olarak kınandı. Sistematik olarak bir politika uyguluyorsunuz ve bir etnik grubu yok etmeye çalışıyorsunuz. Bir zulüm uygulaması aslında” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.