Hava Durumu

#Kültürel Miras

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Kültürel Miras haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültürel Miras haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bilar; “Kırkpınar Yalnızca Yağlı Güreş Organizasyonuna Dönüşür” Haber

Bilar; “Kırkpınar Yalnızca Yağlı Güreş Organizasyonuna Dönüşür”

Edirne’de “Kırkpınar Yerleşim Alanı Forumu: Er Meydanı'nın Geleceği” konusuyla düzenlenen Edirne Kent Konseyi (EKK) 37’nci genel kurulunda ilk sunumu Edirne Kent Kültürü ve Bilincini Geliştirme Derneği Başkanı Ender Bilar yaptı. Atatürk Kültür Merkezi küçük salonunda düzenlenen genel kurulda konuşan Bilar, her yıl düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yüzyıllardır süregelen geleneğiyle toplumsal sürekliliğin ve ortak değerlerin yaşatıldığı önemli bir törensel alan oluşturduğunu söyledi. “EDİRNE’Yİ FETHEDEN KIRK AKINCININ ANISINI CANLI TUTUYOR Kırkpınar’ın 1357’de Orhan Gazi’nin Rumeli seferi sırasında oğlu Süleyman Paşa’nın Semavine’de mola veren yiğitlerinin güreşiyle destanlaştığını belirten Bilar; “1361’de I. Murad’ın Edirne’yi fethetmesinin ardından ‘Bitmeyen Güreşin Devam Eden Efsanesi’ olarak tarihe geçen Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Edirne’nin fetih döneminde şehit olan kırk akıncının hatırasını yaşatan ve bu hatırayı kuşaktan kuşağa aktaran geleneksel kültür mirasıdır. Bu bağlamda Kırkpınar Yağlı Güreşleri de Edirne’yi fetheden kırk akıncının anısını canlı tutan, geçmişle bugün arasında kültürel süreklilik kuran yaşayan bir gelenek olarak varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı. “KIRKPINAR KÜLTÜREL HAFIZANIN CANLI BİR İFADESİDİR” Bilar, Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yalnızca bir spor etkinliği değil, yüzyılları aşan kültürel hafızanın canlı bir ifadesi olduğunu vurgularken; “2010 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne ‘Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’ adıyla yer alan bu gelenek, kültürel kimliği, öğeleri, toplumsal değerleri, ustalık bilgisini ve ritüelleri yaşatarak kolektif belleği diri tutmaktadır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin gerçekleştirildiği alanın Yunanistan sınırları içinde kalması nedeniyle 1924 yılından itibaren güreşler, Edirne’deki Sarayiçi Er Meydanı’nda yapılmaya başlanmıştır. Bu alan, Edirne Sarayı’nın has bahçesi olarak düzenlenmiş olup döneminde padişahların kültür, sanat ve spor etkinlikleriyle halkla buluşarak geçmişe tanıklık ettiği tarihî bir mekândır. Kırkpınar’ın eski dönemlerinde Semavine Çayırı’nda yapıldığı zamanlarda da çeşitli şenlik ve gösterilere ev sahipliği yapan bu alan, yağlı güreş geleneğinin sürekliliğini temsil ederek kentin tarihsel hafızasında önemli bir yer edinmiştir” dedi. “YALNIZCA GÜREŞLERİ YAPILDIĞI BİR ALAN DEĞİL” Sarayiçi Er Meydanı’nın yalnızca güreşlerin yapıldığı fiziksel bir alan olmadığını belirten Bilar; “Kültürel belleğin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Yüzyıllardır aynı yerde sürdürülen Kırkpınar geleneğinde mekânın değişmesi, sadece bir yer değişikliği değil, aidiyetin, anlamın ve sürekliliğin yeniden tanımlanması demektir. Kırkpınar ve onun Er Meydanı, bu nedenle yalnızca bir spor etkinliği değil, yaşayan bir toplumsal hafıza ve kültürel direncin simgesidir. Kırkpınar Yağlı Güreşleri, yalnızca bir spor organizasyonu değildir. Kültürel kimlik, öğe ve ritüelleriyle birlikte yaşayan köklü bir kültürel miras unsurudur. Bu mirasın en önemli taşıyıcılarından biri ise geleneksel olarak Sarayiçi Er Meydanı’dır. Er Meydanı, tarihsel sürekliliğin somutlaştığı, kolektif belleğin mekâna tutunduğu bir kültürel sahne niteliği taşır. Er Meydanı’nın yer değiştirmesi ya da mekânsal niteliğinin dönüşmesi, yalnızca fiziki bir değişim olarak değerlendirilmemelidir. Bu durum, kültürel süreklilik algısını ve toplumsal hafızayı doğrudan etkileyecektir. Çünkü geleneksel olarak Sarayiçi ile özdeşleşmiş olan Kırkpınar, mekân aracılığıyla tarihsel derinliğini görünür kılmaktadır. Mekânsal kopuş, ritüelin bağlamını zayıflatma ve kültürel bütünlüğü aşındırma riski taşır” sözlerine yer verdi. “SORUN FİZİKSEL MEKANIN DEĞİŞMESİ MİDİR? Bilar, Er Meydanı’ndaki mekânsal değişimin, somut olmayan kültürel mirasın sürdürülebilirliği açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek; “Çünkü mekânın taşıdığı tarihsel ve sembolik anlam, geleneğin özgünlüğünü ve sürekliliğini doğrudan besleyen temel unsurlardan biridir. Mekânın değişmesi, UNESCO tarafından tescillenmiş somut olmayan kültürel mirasın özgün bağlamını aşındırabilir; mirasın evrensel değer beyanında vurgulanan tarihsel süreklilik ilkesine zarar verebilir. Bu durum kent kültüründe kimlik kaybına ve hafıza kopuşuna yol açarak, kültürel mirasın yerle bütünleşmiş anlamını zayıflatır. Böylece geleneğin otantik yapısı ve temsil gücü olumsuz etkilenir. Etkinlik, tarihsel derinliğinden koparak yalnızca bir yağlı güreş organizasyonuna dönüşür. Bugün mekânın taşınmasını değil, Kırkpınar Müzesi’ni nereye ve nasıl kurmamız gerektiğini tartışmamız gerekmez miydi? Şimdi sizlere soruyorum; Sorun fiziksel mekânın değişmesi midir? Yoksa tarihe tanıklık eden mekânın ‘anlamının’ yok edilmesi mi? Çünkü bazen toprak aynı kalır; fakat ruh yer değiştirir” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Tatarlar Köyündeki Tarihi Türbe İlgi Bekliyor Haber

Tatarlar Köyündeki Tarihi Türbe İlgi Bekliyor

Edirne’nin Süloğlu ilçesine bağlı Tatarlar köyü Ayazma mevkiinde yer alan Tatarlar Köyü Türbesi, uzun süredir bakım ve onarım yapılmadığı için yıpranmış görüntüsüyle öne çıkıyor. Bölge sakinleri ve tarih meraklıları, kültürel miras niteliğindeki türbenin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini belirtiyor. Türbenin çevresinde ot ve çalıların yoğunlaştığı, yapının bazı bölümlerinde ise zamanın ve doğal koşulların izlerinin belirgin şekilde görüldüğü ifade ediliyor. HALKTAN RESTORASYON ÇAĞRISI Köy halkı, türbenin kaderine terk edilmemesi gerektiğini vurgulayarak ilgili kurumlara çağrıda bulunuyor. Tarihi yapının temizlenmesi, çevre düzenlemesinin yapılması ve bilimsel restorasyonla korunmasının hem kültürel miras hem de kırsal turizm açısından önemli katkı sağlayacağı ifade ediliyor. XIV. YÜZYILA UZANAN MİMARİ Türbe Türk mimarisinde XIV. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlayan “baldaken” (açık türbe) formunda inşa edilmiş nadir örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Kare planlı yapının örtüsü ve taşıyıcı sistemi büyük ölçüde tahrip olmuş olsa da mimari karakteri hala okunabiliyor. Türbenin, günümüzde kullanılmayan tarihi mezarlık alanı içinde yer aldığı ve esas mekanının mezar odası olduğu belirtiliyor. TATAR YERLEŞİMİNİN İZLERİNİ TAŞIYOR Araştırmalarda, Tatarlar köyü adının 15. yüzyıl kayıtlarında geçtiği ve bölgenin Osmanlı öncesi veya erken Osmanlı döneminde Tatar yerleşimine sahne olduğu belirtiliyor. Arşiv belgeleri köyün vakıf statüsünde olduğunu, farklı dönemlerde tımar olarak verildiğini ve Tatar nüfusunun bölgede önemli bir yer tuttuğunu ortaya koyuyor. Edirne ve çevresinde Tatar topluluklarının varlığına ilişkin mezar taşları ve kayıtlar, bölgenin tarihsel çeşitliliğini gözler önüne sererken, türbenin de bu kültürel geçmişin somut bir parçası olduğu değerlendiriliyor. “KİM İÇİN YAPILDIĞI KESİN OLARAK BİLİNMİYOR” Çalışmalarda türbenin kimin adına yaptırıldığına dair kesin bir bilgi bulunmadığı, ancak mimari özellikleri ve bulunduğu alan itibarıyla önemli bir şahsiyet için inşa edilmiş olabileceği ifade ediliyor. HİLAL PEKER

‎İki Genç Kadın Girişimci Edirne’ye Napoli Lezzetini Taşıdı Haber

‎İki Genç Kadın Girişimci Edirne’ye Napoli Lezzetini Taşıdı

‎Edirne'de mutfağa olan ortak tutkularını girişime dönüştüren iki genç kadın, İtalyan mutfağının en özel lezzetlerinden birini Roka isimi ile kente kazandırdı. ‎Uzun yıllardır mutfakla iç içe olduğunu belirten Simge Borman, tatlı ve kahve alanındaki ilgisini İtalyan mutfağıyla genişlettiğini ifade ederek, ‎“Uzun süredir mutfakla ilgileniyorum. Tatlı ve kahve merakımın üzerine İtalyan mutfağını ekleyerek benim için yeni bir dünyanın kapılarını açtım” dedi. ‎KURUMSAL HAYATI GERİDE BIRAKTI ‎Kurumsal hayattaki işinden ayrılarak hayallerinin peşinden giden Betül Yolcu ise keyif aldığı işi yapmanın önemine dikkat çekerek, “İnsanın bu hayatta sevdiği işi yapması gerektiğine inanıyorum. Uzun yıllar çalıştığım kurumsal firmadan ayrıldım ve arkadaşımla ortak tutkumuz olan mutfağı bir işe dönüştürdük. Dünyanın en önemli lezzetlerinden birini Edirnelilerle buluşturmak istedik” diye konuştu. ‎LEZZETİ HAMURUNDA ‎Napoli pizzasının en önemli özelliğinin hamuru olduğunu vurgulayan Simge Borman, “Napoli pizzasını özel kılan şey, hamurunun yapısı. Hamuru oklavayla değil tamamen elle açıyoruz. Kenarlarının kabarık, içinin ise yumuşak kalması bu işin ruhu. Biz de bu geleneği birebir uyguluyoruz” dedi. ‎"FARKINI HEMEN HİSSETTİRİYOR" ‎Pişirme tekniğinin de lezzeti belirlediğini söyleyen Betül Yolcu, “Napoli pizzası çok yüksek sıcaklıkta, odun ateşinde kısa sürede pişiriliyor. Bu sayede dışı hafif çıtır, içi ise yumuşak ve sulu kalıyor. Fırından çıktığında hamuruyla ve kokusuyla farkını hemen hissettiriyor” diye konuştu. ‎"SADECE YEMEK DEĞİL, BİR GELENEK" ‎Napoli pizzasının bir kültür olduğunu belirten Yolcu, “Bu pizza sadece bir yemek değil, bir gelenek. UNESCO tarafından kültürel miras olarak kabul edilmesinin sebebi de bu. Biz de bu kültürü Edirne’ye doğru şekilde taşımaya çalışıyoruz” dedi. ‎MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

Trakya'da Unutulmaya Yüz Tutan "Kasım Devesi" Geleneği Bazı Köylerde Yaşatılıyor Haber

Trakya'da Unutulmaya Yüz Tutan "Kasım Devesi" Geleneği Bazı Köylerde Yaşatılıyor

Geçmişte çobanların sözleşmelerinin yenilendiği dönemlerde ve düğünlerde gerçekleştirilen ritüel, birçok köyde unutulmaya yüz tutmuş olsa da Lüleburgaz ilçesine bağlı Yenibedir köyünde yaşatılıyor. Köyde düzenlenen düğünde gelenek, temsili olarak canlandırıldı. Kız isteme merasiminin ardından gelin ve damat için takı töreni yapıldı, davetliler müzik eşliğinde eğlendi. Etkinliğin bir bölümünde iki kişinin sırtına yerleştirilen kalasların üstünün kilim ve çulla örtülmesiyle hazırlanan temsili deve, maniler eşliğinde düğün alanında gezdirildi. İzleyiciler, ritüeli cep telefonlarıyla görüntüledi. - "Kasım Devesi, yüzyıllardır yapılan bir gelenek" Kırklareli Üniversitesi Pınarhisar Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Ali Çakır, AA muhabirine, "Kasım Devesi"nin Trakya’nın somut olmayan kültürel mirasının önemli bir unsurunu oluşturduğunu söyledi. Çakır, halk takvimine göre yaz mevsiminin Hıdırellez'de, kış mevsiminin de kasım ayında başladığını belirterek, şunları kaydetti: "Kasım ayında çobanlar sözleşmelerini tamamlar, yeni yıl için sözleşmeler yapılır. Bu tarihten itibaren Kasım Devesi ritüeli gerçekleştirilir. Gençler, bir hafta önceden hazırlık yapar, yüksek bir yerde ateş yakarak devenin çul ve takılarındaki eksikleri tamamlar. Köyün en son evlenen gelini de hazırlıklara katkı sunar. Bu ritüel, düğünlerde de uygulanır." Çakır, hazırlıklar sonrası gençlerin köydeki haneleri dolaşarak yiyecek ve harçlık topladığını, evlilik çağındaki gençlerin deve figürünün içine girerek hoşlandıkları kızın evinin önünde maniler söylediğini anlattı. - Göç, geleneği tehdit ediyor Ritüelin özellikle sınır köylerinde yaşatıldığını belirten Çakır, köyden kente göçün geleneğin sürdürülmesini zorlaştırdığına dikkati çekti. Gelenekle aynı zamanda bereket geleceğine de inanıldığını ifade eden Çakır, "Bu, bir inanç aynı zamanda. Bolluk ve bereket getirdiğine inanılıyor. Gelecek yıl hayvanların daha çok süt vereceği, bereketin artacağı düşünülüyor." dedi. Köy sakinlerinden 63 yaşındaki Emel Işık, geleneğin sadece deve oyunu görülmemesi gerektiğini, kültürel miras olduğunu söyledi. 83 yaşındaki Firdevs Aslan da "Unutulan bu geleneği yaşatmak için çaba gösteriyoruz." dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.