Hava Durumu

#Vakıf

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Vakıf haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Vakıf haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Edirne Belediye Meclisi’nin İlk Kadın Üyesi Kim? Haber

Edirne Belediye Meclisi’nin İlk Kadın Üyesi Kim?

Edirne’de Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) İl Temsilciliği tarafından, Arkeolog ve Kültür Tarihi Anlatıcısı Dr. Umut M. Doğan’ın sunumuyla “Edirne’den Portreler” konulu söyleşi gerçekleştirildi. “Kadınlar” temalı söyleşide Dr. Umut M. Doğan, Edirne tarihinde önemli bir yere sahip bazı kadınları tanıttı. Doğan’ın sunumunda özellikle Edirne Belediye Meclis Üyeliğine seçilen ilk kadın dikkat çekti. “1930 YILINDA BELEDİYELERDE SEÇME VE SEÇİLME HAKKI VERİLİYOR” Doğan, 3 Nisan 1930 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) hararetli tartışmaların yaşandığını belirterek; “Bağıranlar, itiraz edenler, teklifler; müthiş bir ortam var. Tartışılan şey; 1850 Sayılı Belediyeler Kanunu. Konuşulan şey kadın. Kadına verilmesi gereken haklar üzerine tartışmalar var. Deniyor ki; ‘Yakın zamanda belediye seçimleri yapılacak. Kadınlar oy kullansın mı, kullanmasın mı?’ O gün TBMM’de bütün milletvekillerinin birbirine girdiği, büyük tartışmalar yaşadığı konu kadına seçme ve seçilme hakkının verilip verilmeyeceğiydi. O tartışmada eller kalkıyor, ‘Hayır’ diyorlar. Çünkü bu sesler 1930 meclisi için hiç yabancı değil. 1924’te de aynı tartışma oldu ve reddedildi. 1924’teki tartışmalarda Mustafa Kemal sadece izledi. Çünkü o iyi bir devrimci ve siyasetçiydi; ‘Her şeyin bir zamanı var’ dedi ve bekledi. 1930’daki tartışmada kürsüye çıktı, konuşmasını yaptı ve son noktayı koydu. Dedi ki; ‘Bizim toplumumuzun geri kalmasının temel nedeni kadınlarımıza gösterdiğimiz ilgisizliktir.’ Bunu söyleyen bir fikirle o gün net bir şekilde tavrını koydu ve 3 Nisan 1930 tarihinde alınan kararla kadına belediye seçimlerinde sadece oy verme hakkı değil, seçimlere katılabilme, aday olabilme hakkı da verildi” ifadelerini kullandı. “2 KADIN BELEDİYE MECLİSİ ÜYELİĞİNE ADAY OLUYOR” 1930 yılının eylül ve ekim aylarında Türkiye genelinde belediye seçimlerinin gerçekleştirildiğini söyleyen Doğan; “Artvin’in Yusufeli ilçesine bağlı Kılıçkaya beldesinde Sadiye Ardahan sadece Türkiye’nin değil, bütün İslam dünyasının seçilen ilk belediye başkanı olmayı başardı. Edirne’de ise müthiş bir seçim dönemi yaşandı. Çünkü kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiş, birkaç ay sonra seçimler yapılıyor ve şehir hararetli tartışmaların döndüğü bir hale döndü. Seçimlerden önce müthiş çalışmalar var ve bu çalışmalarda kadınlar ön planda. Edirne’de 1930 seçimlerinde belediye başkanlığını Cumhuriyet Halk Fırkası adına Ekrem Bey kazandı. Ama o seçimlerde belediye meclisine aday olan 2 kadın vardı; birisi Süreyya Hanım, diğeri Huriye Hanım. Huriye Hanım, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın adayı olarak seçimlere girdi. Süreyya Hanım Cumhuriyet Halk Fırkası’nın adayı olarak seçimlere katıldı” dedi. “SÜREYYA HANIM’I BULMAK BİR BOYUN BORCUDUR” Doğan, 1930 yılı yerel seçimlerinin sonuçlarını açıklarken; “Seçimler yapıldı. O sıradaki kayıtlar diyor ki ‘Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın adaylarını Fevziye Hanım, Muzaffer Hanım ve Zehra Haşim Hanım yoğun şekilde desteklediler.’ Hatta Muzaffer Hanım’ın kendi arabasını şehirde dolaştırıp, mahalle mahalle seçmen toplayıp belediyeye oy kullanmaya getirdiği kayıtlarda yazıyor. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın adaylarını ise Eczacı Ferit Bey’in eşi Refika Hanım destekliyor. Müthiş bir yarış. Ama seçimlerde birçok usulsüzlükler yaşanıyor. Buna rağmen İslam tarihinde ilk defa kadınlar aday olabiliyor. Dolayısıyla büyük bir hamledir. Seçimlerin sonucunda belediye meclisine seçilen kadın Süreyya Hanım oldu. Hakkında hiçbir bilgi yok. 1930 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin seçim sonuçlarını yayımladığı listelerde Süreyya Hanım’ın adı geçiyor. Onun dışında hiçbir bilgi yok. Süreyya Hanım’ı bulmak, Edirneli tarihçiler ve yurttaşlar için Süreyya Hanım’ı bulmak bir boyun borcudur. Süreyya Hanım’ın kim olduğunu, bugünkü ailesinin kimler olduğunu bulmak, bu şehrin boynunun borcudur” sözlerine yer verdi. EDİRNE İÇİN ÖNEMLİ OLAN KADINLAR HAKKINDA DA BİLGİ VERDİ Doğan, Süreyya Hanım’ın, Edirne’nin ilk kadın belediye meclisi üyesi olmasının çok önemli olduğunu vurguladı. Doğan, sunumunda ayrıca Edirne’nin ilk kadın milletvekili Fatma Şakir Memik, Edirne milletvekili Türkan Seçkin, Fatih Sultan Mehmet’in eşi ve mezarı Edirne’de olan Sitti Şah Sultan, 1717 yılında Avrupa’dan İstanbul’a giderken Edirne’ye de uğrayan kadın seyyah ve yazar Lady Montagu hakkında bilgiler verdi. Doğan’ın sunumunun ardından söyleşi sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Döleneken; “Kırkpınar Edirne’den Taşınırsa UNESCO Listesinde Kalamaz” Haber

Döleneken; “Kırkpınar Edirne’den Taşınırsa UNESCO Listesinde Kalamaz”

Edirne’de “Kırkpınar Yerleşim Alanı Forumu: Er Meydanı'nın Geleceği” konusuyla düzenlenen Edirne Kent Konseyi (EKK) 37’nci genel kurulunda ikinci sunumu Şehir ve Bölge Plancısı Namık Kemal Döleneken yaptı. Atatürk Kültür Merkezi küçük salonunda düzenlenen genel kurulda konuşan Döleneken, UNESCO’nun sayfasında yer alan Kırkpınar Yağlı Güreşleri ile ilgili karara dikkat çekti. Kararın, Türkiye’nin başvurusuyla alındığını ve karardaki detayları anlatan Döleneken, Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali’nde yapılması ve yapılmaması gerekenleri açıkladı. “UNESCO BELGESİNDE KIRKPINAR EDİRNE’DE YAPILIR DİYE NET İFADE VAR” UNESCO belgesinde Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin Edirne’de yapıldığına dair net bir vurgu bulunduğunu söyleyen Döleneken; “Bu yüzden herhangi bir kurum veya kuruluşun, ‘Kırkpınar’ı biz taşırız’ demesinin bir anlamı yok. Çünkü Kırkpınar Edirne’den taşınırsa bu listede kalamaz” ifadelerini kullandı. “GELENEKSEL KIYAFET GİYİLMEZSE OLMAZ” Döleneken, UNESCO belgesinde Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin en önemli figürünün pehlivanlar olduğunu belirterek; “Pehlivanlar dışında da ağa, cazgır, davul zurna ekibi, yağcılar ve peşkircilerinin geleneksel kıyafetler giydiğinin vurguluyor. Bu figürler, Kırkpınar’ın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunlar olmazsa olmaz ve geleneksel kıyafet giymezse de olmaz” dedi. “AĞA KIYAFETİNİ TARTIŞIYORUZ AMA ZEMBİL TAŞIYAN PEHLİVAN GÖRMÜYORUM” UNESCO belgesinde saygı duruşundan İstiklal Marşı’na, pehlivan mezarlığının ziyaretine kadar birçok unsura yer verildiğine dikkat çeken Döleneken; “O yüzden bunlardan vazgeçersek sorun olur. Cuma günü başladığı, Selimiye’de mevlit okunduğu, Er Meydanı’nda başladığı anlatılıyor. Peşrevle, ısınma turlarıyla ve dualarla başladığı anlatılıyor. Altın kemeri alan pehlivan da Kırkpınar’da başpehlivan olur diyor. Bütün festival boyunca Kırkpınar müzisyenleri Kırkpınar’a özgü müziklerini çalarlar. Geleneksel olarak kırmızı dipli mum, kispet, davul zurna, altın kemer, geleneksel elbiseler, peşkir, zembil de aynı zamanda bu güreşlerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ağa kıyafetini tartışıyoruz ama zembil taşıyan pehlivan da görmüyorum. Bunları tartışmak gerek” sözlerine yer verdi. “BAKANLIĞIN BÜTÇE VE TEKNİK DESTEĞİ YOK” Döleneken, Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali ile ilgili kurumlar tarafından yapılan bir toplantıda, Kırkpınar Müzesi’nin kurulmasına karar verildiğini hatırlatırken; “2011-2012’de yapılacağının sözünü vermişiz. Burada Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçelendirme ve teknik desteği vereceği de var ama yok. Belediye, Valilik, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Trakya Üniversitesi ve sivillerden bir protokol hazırlanacak ve süreçler bunun üzerinden sürdürülecekti ama o da yok. Bu festivalin genişletilmesi, özellikle sivil toplum örgütlerinin katılması için çalışmalar yapılacaktı ama yok. Özellikle bir vakıf kurulması söz konusuydu. Onun için verilen süre 2012 ama yine yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Kırkpınar Yağlı Güreş müzik grubu kurulacağı belirtiliyor ama bu da yok. Cazgırların eğitimi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Trakya Üniversitesi tarafından yapılacaktı. Sempozyum zaman zaman yapılıyor. Üniversite yağlı güreş bölümü açacaktı. Müzik konusunda üniversite konservatuvarında bir düzenleme yapılacağı ve kayıtların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılacağı söyleniyor. Bir prestij kitabı yayımlanacağı söyleniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı bir tek bunu yaptı. ‘Pehlivan’ diye çok kapsamlı bir kitap yayımladı” diye konuştu. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Tatarlar Köyündeki Tarihi Türbe İlgi Bekliyor Haber

Tatarlar Köyündeki Tarihi Türbe İlgi Bekliyor

Edirne’nin Süloğlu ilçesine bağlı Tatarlar köyü Ayazma mevkiinde yer alan Tatarlar Köyü Türbesi, uzun süredir bakım ve onarım yapılmadığı için yıpranmış görüntüsüyle öne çıkıyor. Bölge sakinleri ve tarih meraklıları, kültürel miras niteliğindeki türbenin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini belirtiyor. Türbenin çevresinde ot ve çalıların yoğunlaştığı, yapının bazı bölümlerinde ise zamanın ve doğal koşulların izlerinin belirgin şekilde görüldüğü ifade ediliyor. HALKTAN RESTORASYON ÇAĞRISI Köy halkı, türbenin kaderine terk edilmemesi gerektiğini vurgulayarak ilgili kurumlara çağrıda bulunuyor. Tarihi yapının temizlenmesi, çevre düzenlemesinin yapılması ve bilimsel restorasyonla korunmasının hem kültürel miras hem de kırsal turizm açısından önemli katkı sağlayacağı ifade ediliyor. XIV. YÜZYILA UZANAN MİMARİ Türbe Türk mimarisinde XIV. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlayan “baldaken” (açık türbe) formunda inşa edilmiş nadir örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Kare planlı yapının örtüsü ve taşıyıcı sistemi büyük ölçüde tahrip olmuş olsa da mimari karakteri hala okunabiliyor. Türbenin, günümüzde kullanılmayan tarihi mezarlık alanı içinde yer aldığı ve esas mekanının mezar odası olduğu belirtiliyor. TATAR YERLEŞİMİNİN İZLERİNİ TAŞIYOR Araştırmalarda, Tatarlar köyü adının 15. yüzyıl kayıtlarında geçtiği ve bölgenin Osmanlı öncesi veya erken Osmanlı döneminde Tatar yerleşimine sahne olduğu belirtiliyor. Arşiv belgeleri köyün vakıf statüsünde olduğunu, farklı dönemlerde tımar olarak verildiğini ve Tatar nüfusunun bölgede önemli bir yer tuttuğunu ortaya koyuyor. Edirne ve çevresinde Tatar topluluklarının varlığına ilişkin mezar taşları ve kayıtlar, bölgenin tarihsel çeşitliliğini gözler önüne sererken, türbenin de bu kültürel geçmişin somut bir parçası olduğu değerlendiriliyor. “KİM İÇİN YAPILDIĞI KESİN OLARAK BİLİNMİYOR” Çalışmalarda türbenin kimin adına yaptırıldığına dair kesin bir bilgi bulunmadığı, ancak mimari özellikleri ve bulunduğu alan itibarıyla önemli bir şahsiyet için inşa edilmiş olabileceği ifade ediliyor. HİLAL PEKER

Edirne’de Avukatlardan “Hukuk Politik” Söyleşileri Haber

Edirne’de Avukatlardan “Hukuk Politik” Söyleşileri

Edirne’de Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Edirne İl Temsilciliği’nde “Hukuk Politik” söyleşileri başladı. Av. Fatih Altun ve Av. Dr. Ulaş Çam’ın 4 ay boyunca düzenleyeceği söyleşinin bu ayki konusu “Anayasasız Türkiye Süreci” oldu. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği söyleşi, Av. Fatih Altun’un sunumu ile başlarken; Altun’un ardından Av. Dr. Ulaş Çam’ın sunumu ile tamamlandı. Sunumun ardından Altun ve Çam, katılımcıların sorularını da yanıtladılar. Av. Fatih Altun, yönetimin tarihsel süreciyle ilgili başladığı sunumunda, tanrının temsilcileri olarak kendilerini kabul ettiren kralların koyduğu kurallardan tarihteki ilk anayasal belge olan Magna Carta’ya, Fransız Devrimi’nden Osmanlı Devleti’nde Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Kanun-i Esasi gibi anayasal gelişmelere ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren gelişen tarihsel süreci anlattı. Altun’un sunumunun ardından söyleşide Av. Dr. Ulaş Çam ise Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yaklaşık 200 yıllık modernleşmenin 2017 yılında düzenlenen referandum ile tarihsel miadını doldurduğunu söyleyerek; sürecin Cumhuriyet’ten tekrar yarı monokratik bir yapıya kendisini çevirdiğini belirtti. Türkiye’de siyasal iktidarın denetim ve kontrolünde kurulu bir rekabetçi otoriter rejimin olduğunu söyleyen Çam; Türkiye’nin hegemonik otoriter rejime doğru gittiğini ifade etti. Çam’ın sunumunun ardından katılımcıların sorularının yanıtlanması ile söyleşi sona erdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden Vakıf Haftası kutlaması Haber

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden Vakıf Haftası kutlaması

Yayımlanan mesajda, şunlara yer verildi: “Vakıf kültürü, kadim medeniyetimizin paha biçilemez miraslarından biri olarak günümüze kadar ulaşmış bir kültürdür. Bu kültürün mihenk taşı, yardımlaşma ve dayanışmadır. Bu mihenk taşının yeri, şefkat ve merhamet ile sağlamlaşmakta, güçlenmektedir. Vakıflarımız, geçmişten bugüne ortaya koydukları gayret ve samimiyet ile nice hayatlara, gönüllere dokunmuştur ve dokunmaya devam etmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak, mazlum ve muhtaçların daima yanında olan vakıflarımızın her zaman yanında olmayı sürdüreceğiz. Hem ülkemiz topraklarında hem de gönül coğrafyamızda nice eşsiz çalışmayı hayata geçiren vakıflarımız, hem milletimizin hem de çeşitli coğrafyalarda yaşayan toplumların gönlünü, muhabbetini kazanmıştır. Bu kazanım, hiçbir maddi kazanç ile elde edilemeyecek kadar kıymetli bir kazanımdır. Dayanışma ve yardımlaşma ruhunu güçlü bir şekilde yaşatan vakıf kurucuları, vakıf çalışanları ve yardımseverlere bu vesileyle bir kez daha şükranlarımızı ifade ediyoruz. Vakıflarımızı ve vakıf kültürümüzü yaşatmak geçmişe borcumuz, geleceğe karşı sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğun bir gereği olarak hayır hizmetlerimizin yanısıra Geçmişten günümüze miras eserlerimizin restorasyonu ve ihyası ile bu senenin Vakıf Haftasında 201 eserimizi açarak Vakıflar Haftası’na girmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Kadim vakıf kültürünü yaşatan vakıflarımızın Vakıflar Haftası kutlu olsun.” HABER MERKEZİ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.