Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Çağatay; “Delilsiz uzaklaştırmada sakınca yoktur”

Trakya Üniversitesi’ndeki “Fark Kadında” etkinliğinde konuşan Av. Arzu Çağatay, hâkimler tarafından önlem amaçlı verilen uzaklaştırma kararlarının sonucunda bir kadının hayatının kurtulabileceğine dikkat çekerek; “Delil olmadan uzaklaştırmaların alınmasında hiçbir sakınca yoktur” dedi.

Haber Giriş Tarihi: 27.03.2024 21:18
Haber Güncellenme Tarihi: 27.03.2024 21:20
Kaynak: UĞUR AKAGÜNDÜZ
Çağatay; “Delilsiz uzaklaştırmada sakınca yoktur”

Edirne Barosu’na bağlı Avukat Arzu Çağatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadın haklarındaki gelişmeler, eksikler ve yapılması gerekenler hakkında sunum yaptı.

Trakya Üniversitesi Türkan Sabancı Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Fark Kadında” adlı etkinlikte öğrencilerle bir araya gelen Çağatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından kabul edilen Medeni Kanun’un içeriği ve zaman içinde değişimine dikkat çekti. Çağatay, günümüzde kadın hakları ile ilgili gelişmeler ve değişikleri de açıklarken; özellikle uzaklaştırma kararlarını hatırlattı.

“İLK ÖNEMLİ ADIM MEDENİ KANUN’DUR”

Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk önemli adımın, 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile kadın-erkek eşitliğinin resmileşmesi, kadının tek eşliliği, kadınların da bir birey olarak kabul edilmesi olduğunu söyleyen Çağatay; “Bu, kadın haklarının ivme kazanmasında bir başlangıçtır. Tabii ki İsviçre’den alınmış bu Medeni Kanun’da bazı eksiklikler vardı. Örneğin; aile reisliğinin erkekte olduğuna ilişkin madde vardı. Soyadı ile ilgili sorunlar olabiliyordu. Velayet konusunda babanın görüşünün daha baskın olduğuna dair madde vardı” ifadelerini kullandı.

“ORTAK BÖLÜŞÜMÜN KABULÜ ÇOK ÖNEMLİYDİ”

Çağatay, Medeni Kanun’da zaman içinde yapılan değişiklikleri hatırlatırken; “Daha sonra Medeni Kanun’umuzda yapılan değişiklikle aile reisliği kaldırılmış, kadın-erkek tam olarak eşit hale getirilmiş, velayet konusunda anne ve babanın eşit hakkı tanınmış, ortak velayet kavramı ortaya çıkmış, soyadı konusunda evlilikte kadının, eşinin soyadının yanında kendi soyadını kullanabilme hakkı gelmiş. Hatta şimdi kendi soyadını da kullanabiliyor. Böylece gelişmeler devam etmiştir. Bunlar çok güzel gelişmelerdi. Ancak mal rejimi konusunda ilk çıkan Medeni Kanun’da biraz sıkıntı vardı. Evlilikte edinilen mallar, tarafların kendilerine ait olarak kabul ediliyordu. Fakat 2002 yılında yapılan değişiklikle artık edinilen mallar eğer çalışma sonucu edinildiyse ortak bölüşüm ortaya çıktı. Boşanma sırasında kadın, bir ev kadını olsa da hak sahibi olmaya başladı. Bu çok önemliydi. Çünkü kadınlarımız evlendikleri zaman bazen çalışamayabiliyorlar, çocuklarından dolayı işlerine ara verebiliyorlar. Ama şunu hiçbir zaman unutmayalım; kadın evde de çalışıyor. Kadının evde yaptığı işler tamamen emektir, çalışmadır. Bu değişiklikle kadın hakları konusunda önemli bir adım atıldı. Yalnız bu, 2002 sonrası edinilen mallar için oldu. Eski evliliklerde yine mal ayrılığı geçerli olarak kaldı. O biraz pürüzdü. Ama şimdi daha çok 2002 sonrası evlilikler olduğu için kadının daha az mağdur olduğu durumlar ortaya çıkıyor” dedi.

“KANUNLAR İLE KADIN CİNAYETLERİ AZA İNDİRİLDİ”

Türkiye’de ne kadar önlem alınsa da kadın cinayetlerinin devam ettiğini söyleyen Çağatay; “Ama Ailenin Korunmasına Dair Kanun, Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkmasıyla bunlar daha aza indirilmiş ve önlenmiştir. Ben buna bir avukat olarak inanıyorum. Şu anda geçerli olan Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair ve Ailenin Korunmasına Dair Kanunumuz, kadın veya erkek fark etmez; tarafların birbirine şiddetinden bahsetmemiz lazım. Toplumda daha çok kadına karşı uygulandığı için bu şekilde anlatıyoruz. Yoksa bir erkeğe karşı şiddet uygulandığında o kişinin de yine aynı şekilde hakları geçerlidir. Bunun için de uzaklaştırma talebi söz konusu olabiliyor” sözlerine yer verdi.

“KADIN CİNAYETLERİ HÂLÂ DEVAM EDİYOR”

Çağatay, şiddetin yalnızca aile içinde olmak zorunda olmadığına dikkat çekerken; “Herhangi 2 kişinin, bir kadına, bir bireye herhangi bir tavrı olduğu zaman, o kişi direkt yetkili makamlara başvurup uzaklaştırma talep edebiliyor. O kişinin iş yerinden, evinden uzaklaştırılmasını isteyebiliyor. Bunun dışında iletişim vasıtalarıyla rahatsız edilmemesini için talepte bulunabiliyor. Bu talebin sonucunda kolluk birimleri, savcılık ve sonunda aile mahkemesinin hâkiminin onayı ile uzaklaştırma kararları veriliyor. Kadın haklarının gelişimi açısından bu çok önemlidir. Böyle oluyor ama tabii ki kadın cinayetleri hâlâ devam ediyor. Şunu unutmayalım ki hiçbir şey tamamen bitmez. Ama önemli olan bazı şeylerin basamak basamak gelişmesini sağlamak, engellemek, azaltmak. Ben bu yönde adım atıldığını düşünüyorum. Çünkü yasaya göre; rahatsız edilen, öldürüleceğini düşünen, tehdit edilen kişi yetkililere başvurduğunda hiçbir delil aranmadan, doktor raporuna bakılmadan önlem amaçlı olduğu için hâkimler tarafından hemen uzaklaştırma kararları veriliyor. Bu kötüye kullanılabilir ama yapılan bu başvurular ve bunların sonucunda alınan kararlarla bir kadınımız dahi kurtulsa çok önemlidir. O yüzden delil olmadan uzaklaştırmaların alınmasında hiçbir sakınca yoktur” diye konuştu.

UĞUR AKAGÜNDÜZ

Kaynak: UĞUR AKAGÜNDÜZ

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.