Hava Durumu

#Anadolu

Batı Ekspres - Edirne'nin Haber Sitesi - Anadolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anadolu haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

“Tarım Artık Milli Güvenlik Meselesi” Haber

“Tarım Artık Milli Güvenlik Meselesi”

İYİ Parti tarafından düzenlenen “STK Panel Buluşmaları” programı, Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa katılan İYİ Parti STK İlişkilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Av. Alper Akdoğan, sivil toplum kuruluşlarının demokrasideki rolüne dikkat çekerek önemli açıklamalarda bulundu. Toplantıda İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın ve İYİ Parti Edirne İl Başkanı Hakan Şahin, sivil toplum kuruluşları ile bir araya gelerek onların durumlarının dinlenmesini ve sesleri olmanın önemine dikkat çekti. “ANKARA’YI BESLEYEN ANA DAMAR ANADOLU’DUR” Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Akdoğan, Türkiye’nin sorunlarını yerelden dinlemek istediklerini belirterek, “Türkiye’yi STK’lardan dinliyoruz” dedi. Akdoğan, “Ülkenin kalbi Ankara’dır ancak Ankara’yı besleyen ana damar Anadolu kentleridir. Ticaret ve sanayi odaları, kooperatifler, dernekler, vakıflar ve sendikalar bizi daha güçlü bir devlet haline getirir” ifadelerini kullandı. “EDİRNE SIRADAN BİR ŞEHİR DEĞİL” Edirne’nin tarihi ve stratejik önemine vurgu yapan Akdoğan, kentin Osmanlı’ya başkentlik yaptığını hatırlatarak, “Selimiye’nin gölgesinde yükselen büyük bir medeniyet hafızasına sahip bir şehirdeyiz. Kırkpınar’ın kültürel sürekliliğine, Meriç’in bereketine ve Kapıkule’nin stratejik gücüne sahip bir kentte bulunuyoruz” dedi. Sivil toplum kuruluşlarının yalnızca yardım yapan yapılar olmadığını belirten Akdoğan, gelişmiş ülkelerde STK’ların politika üreten, kriz çözen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren ana aktörler olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de sivil toplumun yeterince güçlenemediğini savunan Akdoğan, “Güçlü devlet ile güçlü toplum arasındaki denge kurulmadan gerçek demokrasi inşa edilemez” diye konuştu. “GENÇLER İŞ İÇİN BAŞKA ŞEHİRLERE GİTMEK ZORUNDA KALIYOR” Edirne’nin gelişmişlik sıralamasında üst sıralarda yer aldığını ancak sanayi ve teknoloji alanında yeterince güçlü olmadığını ifade eden Akdoğan, bunun genç nüfus açısından risk oluşturduğunu söyledi. Akdoğan, “Nitelikli üretimin sınırlı kalması gençlerin iş için başka şehirlere gitmesine neden oluyor” dedi. Konuşmasının dikkat çeken bölümünde tarım ve su kaynaklarına değinen Akdoğan, Ergene Havzası’ndaki su sorununa dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin çeltik üretiminin yüzde 41’i bu havzada gerçekleştiriliyor. Ancak yeraltı sularında ciddi düşüş yaşanıyor. Tarım artık sadece üretim değil, milli güvenlik meselesidir.” Programda katılımcılardan QR kod aracılığıyla görüş ve önerilerin alınacağı, hazırlanan raporların da Türkiye Büyük Millet Meclisi ve yerel yönetimlerde değerlendirileceği belirtildi. MEHMET EFECAN HIDIROĞLU

Edirne’de Tarihçi Yazar Yaltırık’tan Eşkıyalık Söyleşisi Haber

Edirne’de Tarihçi Yazar Yaltırık’tan Eşkıyalık Söyleşisi

Edirne’de tarihçi yazar Mehmet Berk Yaltırık, Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Edirne İl Temsilciliği’nde düzenlenen söyleşide vatandaşlarla bir araya geldi. Yaltırık, söyleşide “İsyan ve İtaat: Anadolu’da Eşkıya Motifinin Dönüşümü” konusunda sunum yaparken; vatandaşların da sorularını yanıtladı. “EŞKIYAYA YÖNELİK ÇİFT BAKIŞ AÇISI SÖZ KONUSU” Yaltırık, eşkıyalığın, Anadolu’da türkülere, kitaplara konu olmasının dışında sosyal bir realite olduğunu söyleyerek; “Fakat bizim toplumsal belleğimizde bazı kavram kargaşaları söz konusu. Bu da güncel olaylara bakış açımıza da yansıyor. İsyan ve itaat kavramlarının toplumdaki yerini ve dönüşümünü ve ‘Devlet Baba’ algısının nasıl yerleştiğini anlamak için önce eşkıyalık mefhumuna bakmak lazım. Toplum eşkıya kavramına nasıl bakıyor? Halk, merkezi ve örfi otorite arasında kendini nerede konumlandırıyor? Günlük dilde kullanılan eşkıya algısına yönelik bir çift bakış açısı söz konusu. Her ne kadar şehir eşkıyalarının ve maganda taifesinin icraatlarını tanımlamak için kullansak ve olumsuz çağrışımlara sahip olsak da dilden dile dolaşan türküler ve söylenceler nedeniyle aynı çağrışım yerini olumlu kabullere de bırakabiliyor. Çift yüzlü bir bakış açısı var. Halk nezdinde eşkıyanın eşkıya olduğu pek anlaşılamayabiliyor” ifadelerini kullandı. “DÖNEMİNİN KOŞULLARINA GÖRE DEĞERLENDİRİLMELİ” Eşkıyalığın sözlük tanımında kanun dışında, kaçak şekilde yaşayan kişi olarak tanımlandığını belirten Yaltırık; “Bunun halk tanımı, bileğinin, bıçağının hakkıyla her türlü kanunun dışında yaşayıp kendi kanununu dayatan kişi aslında. Eşkıyalık, bölgelerin sosyo-kültürel ve idari yapılarına, dönem ve coğrafya koşullarına göre değerlendirilmeli. Bir eşkıya tabiri var ama bir eşkıya tipi ya da motifi yok. Herhangi bir resmi kuvvetin parçasıyken, sonradan işsiz güçsüz bir köylüyken mi eşkıyalığa başladı? Yoksa bulunduğu yerde eşkıyalık çok olağan ve geçim kaynağı sayılan bir husus mu? Eşkıyalığa bakış açısında bu durum çok fark ediyor. Örneğin; celali isyanları, muazzam bir yıkım dönemi. O dönemlerde tımarsız kalan sipahilerin, atlı askerlerin, leventlerin ve suhtelerin eşkıyalığıyla başlıyor. Celali isyanları iddia edildiği gibi ne halk hareketi ne de Türk’ün devşirmelere karşı savaşı. 3-5 eşkıyanın ardına daha fazla adam toplayıp daha fazla köylü soymasının özetidir. Celaliler dönemindeki eşkıyalıkla 1800’lerin sonu 1900’lerin başındaki Batı Anadolu eşkıyalık geleneği efelerin ve zeybeklerin eşkıyalığı kendine hastır. Ama kendi döneminin koşullarına göre değerlendirmemiz gerekiyor” dedi. “YERLERİNİ KOMİTACILARA BIRAKIYORLAR” Yaltırık, Balkanlar’da bulunan ‘Hayduk’ların Osmanlı başta olmak üzere bölge devletlerin yardımcı askeri güçleri olduğunu söyleyerek; “Zorunlu durumlarda paralı asker gibi silah altına çağrılıyorlar. Fakat sonradan hayduklar eşkıyalığa başlıyorlar. Hayduku bugün haydut, eşkıya anlamında kullanıyoruz. Bunlar daha sonra folklor ve tarihe mal olmuş bir eşkıya tipine dönüşüyorlar. Hayduk, Balkanlar’da başlı başına bir türküsü, söylencesi, efsanesi olan bir tipe dönüşüyor. ‘Onlar, bizim için halk kahramanıdır’ diye çok fazla yorum alıyorum ama ben kaba tanımından bahsediyorum. Hayduklar en son yerlerini devrimci mahiyeti bulunan çetecilere, ihtilalcilere, komitacılara bırakıyorlar. Onlar da kendi halk türkülerini oluşturuyorlar. Bu bağlantıyı 1870’lere kadar uzanan süreçte voyvoda, harambaşa gibi klasik askeri ve eşkıya tabirleriyle anılan isyancılarda, hem milli ordularda milis olarak veya özel birlik olarak hareket etmelerinde, hem de çetecilik yapmalarında görebiliyoruz. Örneğin; Belgrad’ta birçok sancaktar, serdar gibi isimler görürsünüz. Bunların hepsi Sırp isyanlarının çetecileridir. Sırbistan’da sorsanız ‘Bizim kahramanlarımız’ diye anlatırlar ama çoğunun bir eşkıyalık geçmişi var” sözlerine yer verdi. “KANUN KAÇAĞIYKEN RESMİ GÖREVLİ OLABİLİYOR” Haydukların son temsilcilerinden birinin Bulgaristan’daki ‘İlyo Dedo’ olduğunu belirten Yaltırık; “Lakabı Son Hayduk’tur. Hayatına baktığımızda 1850’lerde dağda gezen son eşkıyalardandır. 1870’lerde Bulgaristan kurulup Osmanlı’dan nasıl kopacağı, Rusya’ya nasıl bağlanacağı tartışmaları sırasında kendini bir anda ihtilalciler, komitacılar arasında buluyor. Dönüşen bir figürdür. Bir eşkıya, yaşamının bir bölümünde kanun kaçağıyken sonradan milis, asker veya resmi görevli olabiliyor. Dolayısıyla onun hayatının bir kısmını dikkate alıp öteki kısmını görmezden gelmek yerine bütün bir yaşantısını, dünyaya bakış açısını anlamak gerekiyor” diye konuştu. Yaltırık, sunumunun ardından katılımcıların sorularını yanıtladı. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Selimiye’nin Gölgesinde Mimar Sinan Açıklaması Haber

Selimiye’nin Gölgesinde Mimar Sinan Açıklaması

İnşaat Mühendisleri Odası Edirne İl Temsilciliği, Mimar Koca Sinan’ın 438’inci ölüm yıldönümünü anma programı kapsamında, Selimiye Camii meydanındaki Mimar Sinan Heykeli önünde basın açıklaması yaptı. Mimar Sinan Heykeli’ne çelenk sunmasının ardından basın açıklamasını İnşaat Mühendisleri Odası Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz okudu. “OSMANLI MİMARİSİNİ DÜNYANIN ZİRVESİNE TAŞIDI” Eryılmaz, Mimar Sinan’ın Osmanlı mimarisini dünya mimarlığının zirvesine taşıdığını belirterek; “Sanatı ve eserleri ile çağlar aşan Mimar Koca Sinan’ı saygıyla anıyoruz. Ruhu şad olsun. Büyük usta, 16’ncı yüzyılda sadece yapılar inşa etmedi; medeniyetimizin estetik anlayışını ve mühendislik zekasını, harçla karıp ölümsüzleştirdi. Şehzade Camisinde çıraklık, Süleymaniye Camisinde kalfalık, Selimiye Camisinde ustalık eserim diyerek sanatının her aşamasında kendini aşan bir deha sergiledi. Mimar Sinan, estetik ve fonksiyonel yapıların günümüze ışık tutan eserlerin yaratıcısıydı. Onun ruhu, Edirne’den İstanbul’a, Balkanlardan Orta doğuya kadar uzanan tüm eserlerinde yaşamaya devam ediyor” ifadelerini kullandı. “SELİMİYE CAMİİ YARATICI DEHANIN BAŞYAPITI” Mimar Sinan’ın Anadolu ve Balkan coğrafyasına ve özellikle de Edirne’ye ölümsüz eserler kazandırdığını söyleyen Eryılmaz; “Aralarında 81 cami, 51 mescit, 55 medrese, 17 türbe, 17 imarethane, 3 hastane, 8 köprü, 5 suyolu, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen, 48 hamam üzere toplam 375 eserin mimarıdır. Bilindiği üzerine Mimar Koca Sinan’ın; ustalık eserim dediği Edirne Selimiye Camii, yaratıcı dehanın baş yapıtı olarak, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir. Edirne’mizde Mimar Koca Sinan’a ait 13 adet eser bulunmaktadır. Bu eserler; merkez ilçedeki Defterdar Camii, Sokullu Mehmet Paşa Hamamı, Alipaşa Çarşısı, Rüstem Paşa Sarayı, Yalnız Göz Köprüsü, Adalet Kasrı, Kanuni Köprüsü ile Havsa ilçesindeki Sokullu Mehmet Paşa Camii ve Lalapaşa İlçesi Taşlımüsellim suyolu ile yedi göz su kemeridir” dedi. “HAKKINI TESLİME ETMENİN YOLU ESERLERİNİ KORUMAK” Eryılmaz, Mimar Koca Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii’ni gelecek yıllara taşıyacak kapsamlı restorasyonun 2021 yılında başlayıp 2025 yılı sonunda çalışmaların tamamlandığını hatırlatarak; “Burada unutulmaması gereken en önemli husus; Selimiye Camii’nin 2011 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesinde olduğu ve bu listeye katılabilmesi için ‘Özgünlük ve Bütünlük’ özelliklerinin korunuyor olacağı taahhüdünün verilmiş olmasıdır. Ayrıca 2011 yılında Dünya Miras Listesi’ne alınırken, Selimiye Camii kubbe kalem işleri ve hatları 200 yıllık tarihi değeri olan şu anki mevcut kalem işleridir. Unutmayalım Mimar Koca Sinan’ın hakkını teslim etmemizin tek yolu, eserlerini en iyi şekilde korunarak geleceğe aktarmaktan geçmektedir. Bu da bizim Mimar Koca Sinan’a, tarihimize ve insanlığa karşı başlıca sorumluluğumuzdur” sözlerine yer verdi. UĞUR AKAGÜNDÜZ

Edirne’nin Bademli Keşkül’ü Coğrafi İşaret Almaya Hazırlanıyor Haber

Edirne’nin Bademli Keşkül’ü Coğrafi İşaret Almaya Hazırlanıyor

Edirne’de Ramazan Sokağı, yalnızca kültürel etkinlikleriyle değil, aynı zamanda geleneksel lezzetleriyle de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Selimiye Camii gölgesinde kurulan etkinlik alanında vatandaşlarla buluşan tatlı ustası Orhan Yurtsever, Osmanlı mutfağının unutulmaya yüz tutmuş lezzetlerinden keşkülü yeniden Edirnelilerle buluşturuyor. Yaklaşık yarım asırdır tatlıcılık mesleğini sürdüren Yurtsever, keşkülün Edirne gastronomisi için önemli bir değer olduğunu belirterek bu lezzeti yeniden gün yüzüne çıkarmak için çalışmalar yaptıklarını ifade etti. “AİLE MESLEĞİNİ 47 YILDIR SÜRDÜRÜYORUZ” Tatlı ustası Orhan Yurtsever, ailesinin bu mesleği uzun yıllardır sürdürdüğünü belirterek şunları söyledi; “Ailem aslında bu işi 1964 yılından beri yapıyor. Biz ise yaklaşık 47 yıldır özellikle Edirne’de bu mesleği sürdürüyoruz. Uzun yıllar halka hizmet verdik, Edirne’den çok beslendik, hamdolsun. Bu yüzden Edirne’ye bir borcumuz olduğunu düşündük. ‘Edirne gastronomisine ne katabiliriz?’ diye kendimize sorduk.” Yurtsever, bu düşünceden yola çıkarak Edirne’nin unutulmuş bir lezzeti olan keşkülü yeniden canlandırma fikrinin doğduğunu söyledi. “KEŞKÜL SADECE BİR TATLI DEĞİL, BİR GELENEK” Keşkülün yalnızca bir tatlı olmadığını vurgulayan Yurtsever, bu lezzetin kökeninin derviş geleneğine dayandığını belirterek; “Keşkül aslında sadece bir tatlı değil, Edirne’de unutulmuş bir gelenektir. İsmi Farsça kökenlidir. Dervişlerin boyunlarına astıkları ve dolaşırken kullandıkları tas anlamına gelir. Horasan’da başlayan bir gelenektir. Dervişler şehir sokaklarında boyunlarına astıkları bir tasla dolaşır, ilahiler okuyarak insanlardan bağış toplarlardı” dedi. Yurtsever, insanların tasın içine para, şeker ve badem gibi malzemeler bıraktığını, daha sonra bu malzemelerle bir tatlı hazırlanıp dağıtıldığını belirtti. Bu nedenle keşkülün “fukara tatlısı” olarak da bilindiğini ifade etti. “KEŞKÜLÜN ANA VATANI EDİRNE” Keşkülün tarihsel bağlarının güçlü şekilde Edirne’ye dayandığını dile getiren Yurtsever, bademin bu tatlıdaki önemine dikkat çekerek; “Orijinal tarifinde badem vardır ve bu da Edirne’de bu geleneğin kurumsal bir yapı kazandığının önemli bir göstergesidir. Anadolu’daki Kalenderi ve Bektaşi tekkelerinde bademin bulunduğu tek yer Edirne’dir. Eski imaretlerde, Orta İmaret’te, Yeni İmaret’te hatta Beyazıt Külliyesi’nin aylık iaşelerinde bile badem yer alırdı” diye konuştu. Yurtsever, bu nedenle keşkülün ana vatanının Edirne olduğuna inandıklarını söyledi. “700 YILLIK BİR GEÇMİŞİ VAR” Keşkülün Edirne’de çok eski bir geçmişe sahip olduğunu belirten Yurtsever, tatlının yaklaşık 700 yıllık bir tarihe dayandığını ifade ederek; “Bu tatlının Edirne’de yaklaşık 1300’lü yıllardan beri yapıldığı biliniyor. Yani yaklaşık 700 yıllık bir geçmişi var. Edirne gastronomisinin en eski ürünlerinden biridir. Yakın zamana kadar esnaf toplantılarında da bu tatlıyı görmek mümkündü” dedi. “ORİJİNAL TARİFİNE SADIK KALIYORUZ” Keşkülü hazırlarken tarihi tariflere sadık kaldıklarını söyleyen Yurtsever, Osmanlı mutfağındaki özgün tarifte vanilya bulunmadığını dile getirerek şu ifadeleri kullandı; “Mesela keşküle vanilya konulabilir mi? Hayır, konulamaz. Çünkü keşkül Osmanlı mutfağına 1300’lü yıllarda girmiştir. Vanilya ise Osmanlı mutfağına 1800’lü yıllarda girmiştir. Arada yaklaşık 500 yıl fark vardır. Bu yüzden orijinal tarifte vanilya bulunmaz.” Yurtsever, keşkülün temel malzemelerinin badem, süt, şeker ve yumurta olduğunu, tatlıda sadece yumurta sarısı kullandıklarını belirtti. “SARAY MUTFAĞINA KADAR UZANIYOR” Keşkülün zamanla Osmanlı saray mutfağında da yer aldığını anlatan Yurtsever, şöyle konuştu; “Gerçekten çok düzgün bir Osmanlı tatlısıdır. Hatta Kanuni Sultan Süleyman döneminde de saray mutfağına taşınmış, yüksek proteinli ve uzun süre tok tutan bir tatlı olarak bilinir.” “RAMAZAN SOKAĞI BİR ZAMAN MAKİNESİ GİBİ” Keşkülün Ramazan Sokağı’nda vatandaşlardan büyük ilgi gördüğünü ifade eden Yurtsever, özellikle ileri yaşlardaki vatandaşların tatlıyı tadınca geçmişe gittiklerini söyledi. “Ben Ramazan Sokağı’nı bir zaman makinesi gibi görüyorum. Keşkül de aynı etkiyi yapmaya başladı. Özellikle bizim yaşlarımızdaki insanlar keşkülü tattıklarında sanki onları 50 yıl öncesine götüren bir zaman makinesi gibi oluyor. O lezzetle çocukluklarına dönüyorlar.” HEDEF COĞRAFİ İŞARET Keşkülü yeniden Edirne’ye kazandırmak için bilimsel çalışmalar yürüttüklerini belirten Yurtsever, yaklaşık iki buçuk yıldır tarihi belgeler, makaleler ve minyatürler topladıklarını söyleyerek; “Bu işin birçok paydaşı var. Uluslararası hakemli makaleleri de inceliyoruz. Bu işi bilimsel temele oturtmaya çalışıyoruz. Edirne’de bazı sivil toplum kuruluşları da destek veriyor. Sayın Valimiz de her fırsatta bu tatlının tanıtımı için bize imkanlar sunuyor. İnşallah kısa süre içinde coğrafi işaret alarak keşkülü yeniden Edirne’ye kazandıracağımıza inanıyorum” diye konuştu. HİLAL PEKER

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.